|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(Otuz Birinci Bölüm)
“İMECE”, KAVRAM OLARAK ÇOK GÜZEL
“İmece, kavram olarak çok güzel ama toplumumuzdaki imecelerin önemlice bir kısmının ben o kadar da 'hadi hep birlikte bir şey yapıp da köyümüzü, mahallemizi kalkındıralım' havasında geçtiğini çok düşünmüyorum. Yani bizdeki işbirlikleri, o kadar tutarlı ve rahat işleyen bir şey değil.”
Mesela, biz imeceyi 1980 öncesi Uşak kırsalında, şimdi kitaplar yazılıyor 'Uşak kırsalında komünler' diye, yeniden formüle etmeye çalıştık.
“Ona bakarsan, Deniz Gezmişlerin Güneydoğu'da köprü (Devrimci Gençlik Köprüsü/Zap Suyu) yapması falan bu geleneğe, bu toplumun kendine sahip çıkmasına inandıkları içindir. Ben o kadar iyimser değilim. Türk solunun, Türk solcusunun içine düştüğü bu insanlara temiz kalplilik, iyi niyet atfetmesi bana birazcık romantizm gibi geliyor artık.”
68 Kuşağı, yani DEV-GENÇ Kuşağı çok dar bir grup olmalarına karşın işte köprü yapma, gidip Anadolu'nun farklı bölgelerinde toprak işgallerine destek verme ki benim doğduğum köyün komşu köyü Göllüce'ye (Torbalı/İzmir) kadar geldikleri için de biliyorum, her yere koştular, işin doğrusunu söyleyelim. Ülkemizdeki 68 Kuşağı, belki Avrupa'daki 68 Kuşağının o aydınlanmacı, ABD'nin Vietnam'da yürüttüğü savaşa karşı tavrından etkilendi...
“Kültüre de o şekilde verildi. Yani paylaşım, dayanışma vs. ama Hippi Kuşağının arkasından gelen örnek Margaret Thatcher oldu. Yani o tip yükselişler şu anda da mesela dünyanın her yerinde Sovyetler Birliği'nin getirmiş olduğu işte 'haftada 5 gün, günde sekiz saat çalışma, doğum izni, işte hamilelik izni, kolaylaştırıcılık...' gibi bir çok insani uygulamalardan geri adım attırmak için sistem, yapay zekanın da yükselişiyle, yeni bir saldırı dalgasına başlıyor. Arjantin'den başladı, Javier Milei ile işte 'günde 16 saat çalışma, mesaisiz 12 saat çalışma' falan gibi işleri dayatacaklar. Bunlar, toplumun ne tepki vereceğine bağlı ama yapay zekanın emeğin büyük bir kısmını ikame etmesiyle emeğin değersizleşmesi durumunda muhtemelen sermayeye geri adım attırmak daha da zor olacak.”
YAPAY ZEKA, İŞSİZLİK DALGASI GETİREBİLİR
Yani, işçi sınıfı bir dönem işte “çalışma saatleri azalsın” derken şimdi bu yapay zeka nedeniyle aleyhine dönen bir sürece mi evrilenilecek?
“Tersine dönecek, korkarım. İşsizlik dalgası getirecek. Şu da var: Kurumsal verimsizliği önleme konusunda kullanılmasına tarafım. Özellikle kamu dairelerinde, belediyelerde işte bu tarz resmi kurumlardaki verimsizlik, onun getireceği 'yandaş öfkesi' ve 'oy vermeme tehdidini' göze alırlarsa. Alırlar mı bilmiyorum. Doğu toplumlarında almazlar ama Avrupa'da falan bu tarz verimlilikte ortaya çıkacak olan ekstra karlılığı, maliyet düşüklüğünü toplum için kullanmada başarılı olurlar, diye düşünüyorum. Yani Fransa, İtalya, İspanya... bu tarz kamudaki verimliliği, oradaki işte şişkin insan gücünü altyapıya tahvil ederse tepki az olur. Bizde ise öyle olmaz. Yani, sen dünyanın en iyi yollarını, hastanelerini atıyorum sana köprülerini bu parayla yapacağını ispatlasan bile gene de 'oğlumu işe al, kızımı işte bankamatik memur yap' talebi sürecektir. O yüzden doğu toplumlarının ahlaksızlığını hafife alamıyorum abi.”
Anladım.
“Gene siyasete daldık. Yerele dönelim, istersen.”
“MECİ” DÜŞÜNCESİ, FINDIKLI'DA ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜ
Yok, yok. Oraya döneceğim de şimdi biraz önce sözünü ettiğimiz 68'lilerden Denizlerin (Gezmiş), Mahirlerin (Çayan), o DEV-GENÇ Kuşağının işte köprü yapmaktan toprak işgallerine kadar mücadeleleri bir ölçüde “romantizm” olarak görülebilir ama 80 öncesi 78 Kuşağının, örneğin bizim kırsalda yaptıklarımızı ben “romantizm” olarak görmüyorum. Çünkü biz bir anlamda bu toraklarda binlerce yıldır sürüp gelen “imeceyi”, toplumda yaygınlaştırmaya ve onun üzerinde bir anti-faşist mücadele direnişi yürütmeye çalışıyorduk.
“Ben onu Karadeniz'de gördüm. Eğitim vermek için Fındıklı ve Borçka'ya gitmiştim. Fındıklı'da 'MECİ' kurmuşlar.”
“İMECE” ya da “MECİ”. Fındıklı Belediyesi bu konuda bir de kitap bastırmış, okumuştum.
“Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Cervatoğlu, abim. İyi tanışırız. Birbirimizi severiz. Onlar başlatmışlardı. 'Geldim' dedi, 'Belediyenin kasası eksi, bırak sıfır olmasını. Hareket alanımız zaten kısıtlanmış. En ufak olayda müfettiş geliyor. İlk sene afalladık ama bir şeyler de yapmamız lazım. O zaman, biz yapacağız. Nasıl yapacağız?'..”
Evet. Asıl sorun bu.
“'Mahalleli, komşu köy, komşu ilçe... hepsi bir şekilde gelip bu yoldan yürüyecek. O zaman biriz, beraberiz, herkesin gücüne göre deyip başladık sokakları yapmaya. İlk sokağı bitirdik, ikinci sokağı yapması daha kolay oldu. Üçüncüsü daha da kolay oldu. Ondan sonra MECİ'nin çalıştığını gördüler. Çamur içerisinde yürüdüğü sokağın kendisinin 2 metre de olsa döşediği parke ile bittiğini, daha iyi hale geldiğini görünce insanlar, çaresizlik duygusundan kurtulup, o zaman biz kendimize yeteriz diye duygusuna geçtiler.' dedi. Bunu anlarım, bu güzel.”
DOĞU, ORTADOĞU “DAYANIŞMA” DUYGUSU KONUSUNDA BİRAZ EKSİKTİR
Onun bir adım öncesi, 79 yıllarının Fatsa'sıdır (ve Fikri Sönmez'dir). Cervatoğlu da aynı gelenekten, aynı kültürden gelen birisidir. O nedenle de söylüyorum, üzerinde konuştuğumuz “imecenin” bir de bu yönü vardır. Romantizmden öteye bir de sorunları çözme yönü vardır.
“Tabi. Aynı kuşağın kültürünün ürünüdür. Doğru söylüyorsun. Kastettiğim şu idi: Belli noktalarda elbette bunun işlediği yerler var. DEM PARTİLİ, HDP'li olduğundan değil ama mesela Güneydoğu'daki Kürt ağırlıklı illerde de benzer şekilde dayanışmayla merkezi yönetiminden pay alamayan, sıkıntı yaşayan belediyeler birçok sorunu kendi halkını desteğe davet ederek çözmeye çalışıp, çözdüğü yerler oldu falan. Ben, genel olarak Anadolu'nun, Doğu'nun, Asya'nın, Ortadoğu'nun bu konuda, 'dayanışma duygusu' konusunda biraz eksik olduğunu kanaat getirdim, yaşlandıkça. Öyle söyleyeyim sana.”
Bu durum, örgütlenmeye mi yansıyor? Yani sen de o “dayanışma duygusu” zayıfsa ki “örgütlenme” bir yerde “dayanışmadır”...
“Evet.”
DOĞU'DA, ORTADOĞU'DA “ETNİK KİMLİK”, BASKIN DUYGUDUR
Bir sorunu çözmek için sen birleşiyorsun. İşte diyelim ki satranç mı oynayacaksın, bu sorun için bir araya gelmek zorundasın. Çevre ile mi ilgileneceksin, aynı şekilde...
“Mesela, şu anda Arap ülkelerinin yaşadığı sorunlar. Petrolü al Arap ülkelerinden, dönecekleri yer yine kabile sistemidir. Yani oradaki kabilelerin halen daha kendi aralarında birbirlerine karşı mesafeyi koruması, Kürtler'de de maalesef bu baya canlı olarak yaşamakta. Bu tür bölünmüşlükler, her zaman için imecenin daha üst büyük boyuta taşınmasını engelliyor abi. Suriye'deki mesela, merkezi idare ortadan kalkıyor, adını, sanını duymadığın 40 bin tür kabile, oluşum, tarikat, güç yüzeye çıkıyor ve hemen anında kendi özlerine dönüyorlar. Bu konuda mesela, İsviçre de kantonlardan, bölgelerden oluşur ama bir 'İsviçrelilik' var, ülkeyi bir arada tutmak için. Doğu toplumlarında böyle bir durum yok. Kendini, mesela 'Suriyeliler'den önce kendi kabilesi olarak tanımlıyor.”
Yani, bu toplumlarda aslında “ulus”, dolayısıyla “birey” kavramı da yok. Öyle mi?
“Şöyle: Kabile, senin adına karar verici, hayatını belirleyeci, senden talepte bulunan ama günü geldiğinde yine seni koruyan. Daha mikro yapılara çevrildiği zaman toplum, daha ciddi dönüşümleri yerleştirmek zorlaşıyor. Amerika da mesela, eyaletlerden oluşuyor ama bunların üzerinde, her birisi başka bir ülkeden gelmiş olsa da kendisini tutkal olarak birleştiren 'Amerikalılık' kavramı, bilinci var. Doğu toplumlarında, mesela 'Suriyeli' olmaktansa 'Dürzi', 'Kürt', 'Nusayri' ... olmayı daha önemli görüyor. Ülkemizden örnek vermeye çekiniyorum. O yüzden, bu tür toplumlardaki imeceler 'kabile' boyutunu aşmaz. Ülkeyi dönüştürmeye, daha üst seviyeye götürmeye yetmez. O yüzden, doğuya gittikçe bu işin gevşediğini düşünüyorum.”
(Devam edecek)