|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(Yedinci Bölüm)
CENAZEYE ÇELENK GÖNDEREREK JEST YAPTIK
“Şimdi övünmek gibi olmasın, benim miydi yoksa Aydın (Kozak) abinin fikri miydi çok iyi anımsayamıyorum, dedik ki ‘Datça Belediye Başkanı olarak cenazeye çelenk gönderelim. Bir jest yapalım. Aramızda bir bağ oluşsun.’ Olurdu olmazdı derken ‘Bakarsın bir gün belediye ya da Datça için bir şey isteriz; ne bileyim bir kampanya olur, bir yardım, bir indirim olur. Koç Holding sonuçta’ dedik. Ben de üniversitede okurken Koç Holding’in Antalya’daki biriminin genel müdürü vasıtasıyla küçük bir burs almıştım iki dönem kadar, sonra emekli oldu, ufak bir kaza geçirdi, ben de utandım, sonrasında istemedim falan. Öyle bir tarafları olduğunu biliyorum, TEV’in (Türk Eğitim Vakfı) vs. Yani, sosyal sorumluluk projelerini vs. Koç Holding düzgün ikna edilirse, projesi temiz konulursa ortaya, oluyordu. Hala da öyledir diye tahmin ediyorum. Şu andaki Ömer Koç da zaten TEV’in başındaydı çok uzun yıllar. Çok entelektüel birisidir. Sanat tarihi falan okudu Londra’larda. Farklı bir yapısı var. Koç Holdingi ilginç bulurum, mesela Sabancı gibi falan değildir.
Her neyse, konu dağılmasın, telefonla çelenk siparişi verildi. Buradaki çiçekçiye çelengin bedeli yatırıldı. Onların Flormar mı ne bir çiçek ağı vardı eskiden, şimdi hala var mı bilemiyorum, adı değişmiş olabilir. Cenazeye, işte ‘Başınız sağ olsun. Acınızı paylaşırız. Datça Belediye Başkanı Erol Karakullukçu.’ gibi bir şey yazıldı, küçük bir çelenk gönderdik. Belediye’de de başkanda da para yok; başkan, belediye başkanlığı sırasında işlerini zor takip ediyor. Belediye başkanı olduktan sonra Derviş Aslan’dan ayrıldılar vs. Bir şeyler oldu. O dönem Erol başkanın cebinden epey bir para gidiyor, çünkü kurumda da para yok. Erol başkan, harcamalar konusunda da eli sıkı birisidir. Neyse, böyle bir jest yaptık.
BİR GÜN BİR TELEFON GELDİ: “SİZİN İÇİN NE YAPABİLİRİM?”
Ondan sonra, annesi ölen kişi annesinin cenazesinde birçok holdingden, şuradan buradan gönderilen çelenkler arasında küçük bir tane bizim gönderdiğimiz çelengi görüyor, ‘Şunlara bak, yemeğe gidecektik gidemedik, yaptıkları jestin güzelliğine bak’ falan diyor, etkileniyor.
Olayın üzerinden bir-iki ay geçti, bir gün bir telefon Erol başkana, işte ‘Koç Holding’ten bilmem kim sizinle görüşmek istiyor.’ Başkan şaşırıyor; ‘O kişi olabilir mi?’ falan, ‘Buyurun’ diyor. Arayan ‘Ben, Datça’ya geldiğimde yemek yiyecektik de yiyemediğimiz, sizin jest yapıp annesinin cenazesine çelenk gönderdiğiniz kişiyim. Jestinizden çok etkilendim. Acımı paylaştınız. Sağ olun. Datça için, belediye için, sizin için ne yapabilirim?’ diyor. Erol başkan ‘Vallahi bilmiyorum ki koskoca Koç Holding bize ne gönderir? İşte 3-5 bank mı gönderirsiniz, ne yaparsınız? Sokak mobilyası alımına bağış mı yaptırırsınız?’ diyor. Erol Karakullukçu’nun dediği bunlar. Koç Holding’ten ne istenir, bilmiyoruz ki. Arayan kişi ‘Bakın’ diyor, ‘Ben Migros’ların planlamasından, nerede açılması gerektiğine karar veren ekiple ilgileniyorum; benim holdingte dahil olduğum işlerden birisi bu. Ekip bize rapor veriyor. İnceliyoruz; işte önerilen yerde açarsak bu bize bir şey kazandırır mı kazandırmaz mı? Datça, şu an bizim yatırım yapmak istediğimiz yerlerin arasında yok. Datça bir Marmaris, Bodrum değil. Muğla’nın birçok ilçesine de şube açmadık.’ diyor. Sanırım Fethiye de bile Migros yoktu o zamanlar. ‘Datça’ya Migros açılmasını teşvik edebilirim. Migros’u bizim kendi inşaat firmalarımız yapıyor. Siz bize bir arsa bulun. Arsanın bir tarafına da belediye binası yapalım size, küçük çaplı.’ falan diyor.
O zamanlar biz burada küçük bir binada sıkış tepiş durumdayız. Bize yepyeni bir bina yapılacak...”
TURGUT (DÜNDAR) DOKTOR “MELTEM AİLESİNİ” İKNA ETTİ
Sizin durumunuzu görmedi ama Datça’nın bir belediye binasına ihtiyaç olduğunu öngörüyor ya da duyumu var.
“Bir formül üretmeye çalışıyor bize. Datça için bir jest yapmaya çalışıyor. Binamız o zamanlar bile eski; taa ne zamandan kalma bir bina. Yıkılırken bile bakıldı, yapımında çok kaliteli malzeme kullanılmamış, yokluktan. Erol başkan, ‘Sevinirim.’ Diyor. ‘O zaman bir arsa bakayım.’ falan. Bu bölgede olabilecek, işte Migros’a otopark filan da gerekiyor, ona göre bir arsa, ‘Merkezi bir yerde olması şart değil.’ diyor o kişi, ‘Merkezdeki arsalar pahalıdır. Kamulaştıramazsınız.’
Aramızda konuşurken, konu konuyu açarken Turgut (Dündar) doktor olaydan haberdar olmuş, ‘Yaa’ demiş, ‘Bizim orada arazi var. Hissedarı da çok. Kimseye de faydası yok. Belediyeye zaten garaj yap demiştik. Ben diğer hissedarları da ikna edeyim. O araziyi belediyeye bağışlayalım.’ Olur mu olmaz mı derken bir şekilde Meltem ailesi ikna oluyor; şu anki garajın da içerisinde olduğu o koskocaman araziyi Datça Belediyesi’ne hibe etme kararı alıyorlar. Bunun üzerine biz o kişiye bildirdik, ‘İşte şu kadar dönüm. Datça’ya gelirken ana yolun üzerinde. Düzlük bir arazi. Üzerinde küçük bir garaj var.’ falan. ‘Nasıl yapacağız?’ O kişinin dediği şu: ‘Madem ki böyle bir yer buldunuz. Arazi de büyük. Önde de epey bir yer kalıyor. Garajı da yaparız. Sonuçta düz, tek bir hacim değil mi? Sizin garaj için ne kadarlık bir yere ihtiyacınız var ki?’ diyor. Garaj, gördüğün gibi hala ihtiyacımızı görüyor.
MİGROS, BELEDİYE BİNASI, GARAJ DERKEN, İNŞAAT BAŞLADI
Böyle böyle, birbirine eklene eklene, küçük bir Migros için işe başlamışken 3 M Migros’a çıktı, yer izin verdiği için. ‘Bir kere yapacağız. Büyük olsun.’ denildi Koç Holding grubu tarafından. Ondan sonra ‘Belediye binasını siz çizin.’ dediler. Aydın abi, Aydın Kozak oturdu, belediye binasını çizdi, cillop gibi. İlettik. Dediler ki ‘Biz bunu taşlı maşlı yapacağız. O zaman daha modern bir şeye dönelim; Datça’nın deprem kuşağı bir bölgede olduğunu düşünerek hem daha sağlam olsun, hem de maliyetlerimizi kısalım, çelik üzerine ytonglu vs. Daha modern bir teknoloji ile cephe kaplamalı falan bir bina yapalım...’ derken Koç Holding’in o dönem IBM’in Türkiye temsilcisi olduğunu da öğrendik. Erol başkana dedim ki ‘Başkanım, 2-3 tane de bilgisayar bağışlasalar. Bir tanesi oraya, bir tanesi bana, tasarım falan yapıyorum. Dışarıdan bir makine aldık ama çok dökük, 2. el falan. Daha iyi, daha verimli çalışırız falan.’ Ondan sonra, utana sıkıla bunları da laf arasında geçirdi. Demiş ki o kişi ‘Ya o kolay. Onların bize gelişi büyük bir şey değil. Olmadı, Migros’ta kullanılıyor gösterir size tahsis ederiz.’ Bir formül buldular, içinin dekorasyonuna kadar. Kışın inşaat başladı, yaza yetiştirdiler.”
KENDİLERİNE YAPAR GİBİ MODERN BİR BELEDİYE BİNASI YAPTILAR
Bir kış döneminde?
“Bir kış döneminde. İnşaat firması kendilerinin; kamyonlar, tırlar, iş makinaları... Ben orada gördüm, hakikaten bu STFA’nın vs. mesela Orta Asya’da iş alıyor, Arabistan’da iş alıyor falan ya yerel kaynaklara güvenmiyorlar. Uçaklara, gemilere bilmem nelere yüklüyorlar malzemeleri, makine parkıyla gidip kuruyorlar şantiyeyi, başlıyorlar. Tamamen kapalı devre kendi ekipmanlarıyla, kendi mühendisleriyle her gün çalışarak orayı pat diye yaptılar. Açılış gününü belirlemeye çalışıyoruz, ‘Şu zaman açalım’ falan diye, yaza doğru. Bir gün başkan, beni arıyor, ‘Osman, hafta sonu mesai yapacaksın.’ dedi. ‘Tamam, başkanım. Sorun değil. Yaparız. Bir şey mi var? Ne yapacağız? Fotoğraf mı çekeceğiz?’ dedim. ‘Öyle değil.’ Dedi. ‘Bilgisayarlar geliyor. Bu hafta sonu bilgisayarlar kurulacak. Bir-iki hafta sonra açılış yapılacak ama insanların önceden girip binaya, bilgisayarlara vs. alışması, sistemin çalışıp çalışmadığının kontrol edilmesi lazım. Adamlar kablo hatlarını döşediler.’ dedi. Şimdiki belediye binasında bilgisayar sistemi gömülüdür modern bir şekilde. Daha sonra kablolar koptukça, dışarıdan Deniz Kaya ile birlikte çözümler bulduk, kabloları yeniledik falan ama ilk yapılışı, neredeyse 15-20 yıl oldu, son derece modern bir şekilde binanın zeminin altından, çatının içerisinden geçen bir vaziyettedir.”
Görünür değillerdi yani?
“Değillerdi. Sadece delikler vardı. Bilgisayar kablosu bağlandığı zaman tak diye bilgisayar çalışmaya başlardı. Telefon sistemi, kapalı devre müzik sistemi de aynı şekilde... Kapalı devre müzik sistemini birkaç kez kullandık, personel olaya radyo gibi yaklaştı, ‘Ben bunu beğenmedim. Şu çalsın, bu çalsın. Kapatın...’ dedi. O zamanki başkan Şener (Tokcan) başkan idi sanırım, ‘Size müzik beğendiremiyoruz. Yapmayın müzik yayını.’ dedi. Deneme yayın yapmıştık. Hala belediye binasında kullanılmayan kapalı devre müzik sistemi dahi vardır; yukarıdaki hopörlerine kadar. Bina yapılırken onu da yaptılar, bildiğin Koç Holdingin kendisine bina yapar gibi, aşağıdaki Migros’taki sistemin aynısı. Bir paralelini bize de kurdular.
Biz epey bir makine istemiştik ama ben biraz abartmıştım; her personele bir makine, her masaya bir bilgisayar olacak şekilde istemiştim. Başkan güldü, ‘Bu kadar makineyı verirler mi?’ dedi. Adamlar ‘olur’u çıkartmışlar, bir tır dolusu bilgisayar yoldaymış, öğrendik. ‘Her masaya bir bilgisayar geliyormuş.’ dedi. ‘Başkanım, tek başına bunların kurulmasını yetiştiremem, gelen 5-10 makine değil. Gelenler indirilecek, taşınacak, açılacak, kurulacak, bağlanacak, çalışıp çalışmadıkları kontrol edilecek.’
BİR HAFTA SONUNDA BİLGİSAYAR SİSTEMİNİ ÇALIŞIR HALE GETİRDİK
Bütün bu işlemler bir hafta sonunda da bitecek?
“Bunları cuma günü söylüyor. Bilgisayarlar cumartesi sabah gelecek, pazartesi günü personel yeni binaya girecek, haliyle bütün bilgisayarların 2 gün içerisinde çalışır hale getirilmesi gerekiyor. ‘Başkanım, bu durumda bana personel lazım.’ dedim. ‘Ben sana kimi vereyim? Gençlerden kimler var bu işlerden anlayan?’ dedi. Dedim ki ‘Ayhan ve Tolga. İkisi de genç, aynı yaşlardayız, aşağı yukarı; otuzların başı, yirmilerin sonu falan. Tolga (Türk), ocak ayındaki son emeklilik furyasında emekli oldu emlak servisinden. Paşalar’dandır. Babası, ailesi Ambarcı Caddesinde sandaletçidir. Ayhan (Okur), yıllarca işçi çavuşluğu yaptı; büfecilik yapan kardeşi Erhan Okur bir gece bıçaklanarak öldürüldü, onun abisi. Babaları da muhtardı.”
Babaları limana yakın bir yerde terzi miydi?
“Terziydi. Evlerinde bilgisayarları olan, az çok bilgisayardan anlayan genç çocuklar. Meraklılar. Cumartesi sabah bilgisayarları getiren tır belediyenin önüne geliyor bilgisi geldi. Atladık motorumuza, aracımıza, belediyenin önüne geldik. Tırın arkasını açtılar. Hepsi IBM. ‘Koç Holding’ logolu. Çok uzun zaman oldu, hepsinin üzerinde ‘Koç Bilişim’ mi ne yazıyordu, hepsi ‘Koç Holding’ damgalı. Bandrollü. Koç Holding’ten geldikleri belli. Bir tır dolusu bilgisayar.
Bitiyor mu onların iki gün boyunca indirmesi; 3 kişi onları tek tek indirdik. Yığdık. Ondan sonra, Allah’tan asansör çalışıyordu, asansöre yüklüyoruz, çıkartıyoruz, her masaya dağıtıyoruz. Her masaya birer monitör, birer klavye, yazıcı. Ondan sonra aç kolileri. Kolileri kenara kaldır. İnternete bağla. Test et... vs. Biz bu işleri 2 günde bitirdik. Daha öncesinde bizde 2 bilgisayar vardı; birisi bende, diğeri de hesap işlerine alınmış. Yeni yeni disketle açılır, Linıx kullanır, siyah üstüne yeşil yazan renkli bir monitörlü makineydi onlarınki. Benimki ile tasarım filan yapıyordum, CorelDRAW’la Photoshop’la falan. İkisi de çok uyduruk makinalardı. Belediyede para da yok, ciddi para yoktu yani. Gelen bütün bilgisayarları çalıştırdık, pazartesi sabah çalışacak şekilde kurduk. Pazartesi sabah personel geldi.”
“DÖNÜŞÜM” KOLAY OLMADI AMA BAŞARDIK
Personelin bilgisayar eğitimi yapılmış mıydı?
“Daha sonra onları tek tek ben eğittim. Mic Word nasıl çalışır? Excel nasıl çalışır? PowerPoint ne işe yarar? İşte e-mail nasıl kullanılır? Elleri değmemiş çoğunun, bilmiyorlar, haklı olarak. O dönüşüm süreçlerinde hepsine elim değdi bir şekilde.
Pazartesi sabah personel geldi. Hepsinin masasında birer tane yeni bilgisayar. Yanlarında yazıcılar; nokta vuruşlu sistem onların yazıcıları. Bende bir tek püskürtmeli renkli yazıcı vardı; gazetenin provasını alıyoruz, neye benziyor, fotoğraf attık, iyi çıkmış mı falan. Ondan sonra baskıya gönderiyorsun. Bu olması da gereken bir şeydi. Şimdiye göre çok ilkel kalan püskürtmeli yazıcı, o yıllar için Datça’da belki de yalnızca bizde vardı, kimsede yoktu o sistem. Uzun yıllar da olmadı, bilgisayarın ağ olarak bulunduğu bir sistem, hepsi birbirlerine bağlı.
Sabahleyin geldiler. Bakıyorlar. İşte klavyeye, düğmeye basıyor. Orasını burasını kurcalıyorlar falan. Ben bunlara tek tek öğrettim. Sonra bir şekilde düzenlendi, makinelerde Word Ex oldu. Belediye otomasyon yazılımı oldu muhasebenin vs. Hepsinin. Bir arada çalıştı. İşte aşağıdan vezneden kişinin borcunun görülebildiği, ödendiğinin yukarıdan görülebildiği vs. Çoğu birbirine bağlantılı bir sistem. Satın alma servisinde onların eğitimini aldıktan sonra gene arkadaşlar...”
Bir hafta bilgisayarı öğrenme ile geçti?
“Hayır. Çalışanlar daha sonra geçtiler. Para bulundu, edildi, otomasyon aldı bir süre. Önlerinde bilgisayar, bunu ne yapacaklarını bilmiyorlar, o şekilde. İşte Word Excel’i ben öğretmeye çalışıyorum. Yeni binaya geçiş o şekilde oldu.”
İLK MİGROS’UN AÇILIŞI, “MEDENİYETE GEÇİŞ” GİBİ ALGILANDI
Kaç yılında oldu bu geçiş?
“2001 ya da 2002 yılı olması lazım yeni belediye binasına geçiş. O arada eski bina için yıkım kararı alındı, bulunduğu alan parka, meydana çevrilecek falan zar zor. Komple yıkıldıktan sonra numune küçük bir tane Datça evi yapıldı buraya. Ahşap, 2 kat, taştan. Orası zabıta noktası olarak kullanılıyordu. Biz o esnada şimdi yıkılmış olan eski Hükümet Konağı’ndaki kütüphanenin oradaki koridor vardı, koca bir boşluk, kütüphaneye giden, o boşluğu kullanıyoruz; oda moda yok. Bütün belediye orada tek bir koridorda bağladık. Muhasebenin bilgisayarı, benim bilgisayarım orada. Birkaç ay, belki 6 ay orada çalıştık. Yeni belediye binası yapıldı, ondan sonra yeni binaya geçtik. Yeni binanın ve Migros’un açılışını, daha doğrusu Migros olarak açılışı yapıldı, belediye binasının açılışı gibi değildi zaten, Orgeneral Necip Torumtay, eski Genelkurmay Başkanı yaptı.”
AKTUR’da yaşıyordu. AKTUR’a pazara çıktığım zamanlardan bilirim.
“AKTUR’da yaşıyordu. Kızı Ayla Torumtay, Ankara’da sanat galerisi vardı. Sonra burada da resim sergisi açtı falan. Necip Torumtay ağırbaşlı, eski kuşak paşalardan...”
Özal’ın Irak politikasına karşı çıkıp Genelkurmay Başkanlığından istifa ettiği için efsane olmuş bir paşaydı.
“Saygı duyarım. Açılışını hatta ona yaptırdık. Migros gibi bir alışveriş merkezinin açılmış olması, burada resmen ‘medeniyete geçiş’ gibi algılandı.”
(Devam edecek.)