Bugun...


Nalan ÖZÇELEBİ Psikolog

facebook-paylas
Kelebek Etkisi
Tarih: 03-12-2025 01:58:00 Güncelleme: 03-12-2025 01:58:00


“Kadına Yönelik Dünya Şiddet Gününde” yazıma, bir sahneyi gözünüzde canlandırarak başlamanızı istiyorum.

Gecenin sessizliğinde iç parçalayan bir çığlığın duyulması, insanlara sıra dışı bir şeylerin yaşanmakta olduğunu hissettiriyordu. Bir kadının haykırışı, ardından bir çocuğun ağlaması sessizliği yırtarcasına evlerin içine kadar sızıyordu. Diğerleri, yardım çığlıklarına sessiz kalarak hiçbir şey olmamış gibi uykularına devam etmeye çalışıyorlardı. Görmezlikten gelerek, normalmiş gibi davranmaya çalışarak, “aile içinde böyle şeyler olabilir” diyerek vicdanlarının sesini bastırmaya çalışıyorlardı. Duymazlıktan gelmek kurtuluş mu acaba? Bir çocuğun zorbalığa, tacize uğramasına, bir kadının sesinin duyulmamasına, bir yaşlının ihmale, yalnızlığa terk edilmesine… Giderek daha çok duyarsızlaşıyoruz. İnsanlar duyarsızlaştıkça, duyulan seslere alışıyor, acı kanıksanıyor. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” düşüncesi şiddeti sıradanlaştırıyor.

Fiziksel şiddetin izlerini görebiliriz ancak izlerini hemen göremediğimiz, psikolojik şiddet,  fiziksel şiddetten çok daha, can yakıcı olabilmektedir. Kalplerde derin izler bırakarak, bireyin benlik duygusunu içerden çürütür.

Görmezden, duymazdan gelerek şiddeti onaylamakta olduğumuzun farkında değil miyiz? Susarak değil; gerçekten birbirimizi görmeyi, duymayı, anlamayı öğrendiğimizde, tüm çığlıklar iyileşecektir…  

Psikolojide kelebek etkisi, küçük bir düşüncenin, bir olayın bir eylemin zamanla büyük sonuçlara yol açması olarak kabul edilir. Psikolojide bu kavram kişilik gelişimi, davranış değişikliği, ilişkiler, bilişsel süreçler, alışkanlık oluşumu, travmalar, iyileşme, ilişki alanlarında kullanılır.

Kelebeğin kanat çırpması bireysel değişimin yanı sıra dünyayı da değiştirebilir. Bir düşünceden, yeni düşünceler doğar, duygular büyür, gelişir. Bir cümle toplumsal hareketi canlandırabilir, değişime öncülük yapabilir.

Dünya Şiddet Günü 25 Kasım/ 10 Aralık “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edilmiştir. Tarihçesinden kısaca söz edecek olursam. Kökeni Latin Amerika’daki bir kadın hakları mücadelesine dayanır. Birleşmiş Milletler tarafından1999’da resmen kabul edilmiştir. Amaç erkekleri şiddeti sonlandırmaya, eşitlikçi babalığa, erkeklik normlarını sorgulamaya teşvik etmektedir. Türkiye de ağ içerisinde yer almaktadır.

 Dominik Cumhuriyeti’nin diktatörü olan Rafael Trujill döneminde muhalefetin simgesi haline gelen Mirabel Kardeşlerin Patria, Minerva ve Maria Teresa “5. Kasım 1960”ta tecavüz edilerek vahşice öldürülmesi, Latin Amerika kadın hareketinin sembolü haline geldi.

 Mirabal ailesi eğitimli, özgürlükçü bir ailedir. Minerva nadir kadın hukukçulardandır. Kız kardeşler eşleriyle birlikte rejimin baskılarına karşı politik olarak bilinçlenerek 14 Haziran Kadın Hareketinde eşleriyle birlikte, örgütlenme içinde yer aldılar. Süreç içinde baskınlara uğradılar. Eşleri hapse atıldı. Mirabel kardeşler onlarca kez gözaltına alındılar. Tutuklu olan eşlerini ziyaret sonrasında, rejimin adamları tarafından tecavüz ve işkence edilerek öldürüldüler. Arabalarını uçurumdan attılar. Olayın bir kaza olmadığı gerçeğini gören halk ayaklandı. Kelebeğin kanat çırpışının yarattığı özgürlük fırtınası etkisini göstererek, bir yıl sonra Rafa el Trujill rejimi devrildi.

 Kız kardeşlerin mücadelesi, insan hakları ve kadın hareketinin simgesi olan “Kelebekler” (Las Mariposas) olarak kabul edilir. Turuncu renk; umut dolu gelecek anlamını ifade etmesi nedeniyle özgürlük hareketinin de rengini temsil etmektedir.

Şiddet her geçen gün artarak devam ediyor. Şiddet, güç ve kuvvet kullanılarak, baskı uygulayarak bir başkasına istemediği davranışı yaptırmak olarak tanımlayabiliriz. Bireyin ait olduğu toplum korkunun ve korkutulmanın görüldüğü bir yapıya sahipse “Korku kültürü” egemense, şiddet kolaylıkla benimsenir. Güç sahibi olan üstündür, güçsüzü etkisiz kılar.

Şiddet öğrenilen davranış biçimidir. Şiddetin hoş karşılandığı ailede şiddet, kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Şiddet ortamında büyüyen erkek, kadını disipline sokma düşüncesini benimsemektedir. Şiddetin gözle görülmeyen, kalpte bıraktığı yaraları onarmak uzun bir zaman alarak, zor bir yolculuk olabilmektedir.

Erkek neden şiddet uygulamaktadır:

-Erkeğin ilkel dürtülerini kontrol altına alamaması

-Yoğun yasaklı ve zararlı madde kullanımı

-Aile tarafından kabul görülmeyen bir çocukluk yaşaması

-Benlik saygısı ve empatinin gelişmemiş olması

-Aile içinde şiddete tanık olarak, durumu benimsemesi

-Çocukluk döneminde şiddet görerek, ihmal ve istismara uğraması,  

-Baba tarafından yapılan şiddete annenin arka çıkamayıp, tavır koyamaması

-Geçmişin hesabını, güçsüz olandan çıkarmaya çalışması gibi nedenlerle şiddet uygulamaktadır.

 Şiddet uygulayıcısı, kendinin haklı olduğuna inanmakta ve haklılığını çevresine kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Aradan yıllar geçmesine rağmen dünyada özellikle ülkemizde, kadına yönelik şiddet her geçen gün artarak devam etmektedir. İşin acı gerçeği cinayetlerin genellikle kadının yakınları, çevresinde bulunanlar tarafından gerçekleşmesi oldukça düşündürücüdür.

Kadın şiddete neden susmak zorunda kalıyor?

-Bazı toplumlarca şiddetin doğal karşılanması

- Bütün kadınların şiddete uğradığını düşünerek olayı normalleştirmeye çalışan bir savunma mekanizmasını geliştirmesi

-Yaşadıklarını kader olarak kabullenmesi

-Ekonomik anlamda bağımsız olmayışı

-Politik anlamda eksikliklerin yaşanması, kadını koruyan kurum ve kuruluşlardan haberdar olmayışı

-Utanarak, fiziksel şiddetin izlerini onur kırıcı olarak görerek, saklamaya çalışması

-Psikolojik şiddetin şiddet olduğunun farkında olmaması

-Şiddet uygulayanın düzeleceğine, özür dilemesine inanması

-Kendini suçlayarak şiddeti hak ettiğini düşünmesi

-Eğitimin yetersiz olması

Kadın ilk şiddet deneyiminde, şiddete izin vermeden, sesini duyurmasının oldukça önemli bir adım olduğunu unutmamalıdır. Başlangıçta şiddete tepki verilmezse, şiddetin dozu, giderek artan bir işkenceye dönüşür.

Dünya şiddet günü kadınlara özgü bir gün olduğu için özellikle kadın şiddetini vurguladım. Sayıca az olsa da kadınlar tarafından erkeklere uygulanan şiddetinin varlığını yadsımıyorum. Cinsiyet ayrımı yapmaksızın şiddet nereden, nasıl geliyorsa birlikte olduğumuzda, ortak bir gücün doğacağına inanıyorum. Belki bu dakikalarda gözünüzden esirgediğiniz çocuğunuz, kızlarınız, kardeşleriniz yakınlarınız fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik, dijital, şiddete uğruyor. Bir kez daha düşünelim… Şiddeti sonlandırmanın, birlikte kanat çırpmanın zamanı gelmedi mi?

Şiddetsiz, sağlıklı, aydınlık günlere…



Bu yazı 739 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI