Bugun...


Nalan ÖZÇELEBİ Psikolog

facebook-paylas
Romantik Aşkın Sevgiye Dönüşüm Yolculuğu
Tarih: 14-02-2026 11:38:00 Güncelleme: 14-02-2026 11:42:00


Angut kelimesinin halk arasında negatif bir karşılığı vardır. Bir tür hakaret ve aşağılama içerir. Angut, tüm yaşamını tek eşli olarak sürdüren bir tür su kuşudur. Angut kuşunun eşi ile olan ilişkisi ve sadakati insanı hayrete düşürür. Aslında Angut Kuşu normal yaşamında çok ürkektir.  Ama eşlerden birinin başına bir iş gelip öldüğünde, sağ olan eş, onu bulur ve sanki bir tür şok haline girer ve sabit bir bakışla başını bekler. Hiçbir tehlike, onun ölü eşin yanında bulunmasını engellemez ve çoğunlukla yırtıcı hayvanlara yem olur. Angut kuşu aşkın, sevginin varlığını, yüceliğini görebileceğimiz uç bir örnektir. İşte Angut kuşunun o tanımlanamaz, eşinin öldüğüne inanamama haliyle boş boş bakması daha sonra halk arasında farklı bir anlama evrilmiştir.

Aşık olma durumu insanlarda ve pek çok canlıda kökenini ve motivasyonunu türünü devam ettirme güdüsünden alır. İlk adım kendine uygun bir eş seçme süreci ile başlar ve akabinde bir dizi hormon devreye girerek karşı konulamaz ve durdurulamaz aşk durumu ortaya çıkar

Aşık olmak bireyin fizyolojisini, psikolojisini, sosyal yapısını derinden etkiler. Beyinde nörobiyolojik değişimler sonucunda hormonal denge ve bilişsel kontrol alanları etkilenir.

Aşık olan bireyde aşkın ilk evresinde görülen hormonal değişimler sonucunda salgılanan dopamin artar. Dopamin ödül sistemi olup motivasyon ve arzu ile birlikte çalışır. Dopaminin artmasıyla aşık olunan kişi sürekli düşünülür, birey mutluluk ve haz içindedir. Yaşanan takıntı durumu, madde bağımlılığına benzer bağımlılık yaşatır.

Aşık birey kendi dünyasında var olan, hayallerini karşısındaki kişide görmeye çalışarak, heyecan duyar ve aşık olur. Dopamin artışına karşın serotonin düzeyinin düşmesiyle obsesif düşünceler artar ve aşık olduğu bireyi düşünmeden duramaz (Marazziti & ark.1999). Prefrontal korteksin aktivasyonu azalır. “Aşkın gözü kördür” sözü bilimsel olarak bu durumla ilgilidir. Aşık olanlarda, kortizol ve adrenalin artar. Buna bağlı olarak kalp atışı hızlanır, uyku ve iştah düzeyinde değişimler başlar. Süreç uzun sürmez. Çünkü beyin, aşkın kimyasıyla oluşan hormonal değişimleri kalıcı olarak taşıyamaz. Bu durumda dopamin reseptörleri zamanla duyarsızlaşır ve ilişkinin ilk evresi kapanır.

 Nörobiyolojik modele göre; yaklaşık 6/18 aydan sonra sonra beyin dengesini yeniden kurarak, sağlıklı çalışmaya başlar ve ikinci evreye geçilir. Serotonin zamanla yükselerek zihnin sakinleşmeye başlamasıyla, aşık olunan bireyi sürekli düşünme hali azalarak, gerçekler daha iyi görülür. Prefrontal korteksin yeniden aktifleşmesiyle, ‘aşık olduğum kişiyle uzun bir ilişki yaşayabilir miyim?’ sorusu sorgulanmaya başlar. Sorgulama sonrası ilişki derinlik kazanır ya da biter.  Bu süreçte; yanında sakinlik, sorunları çözme isteği ve onun iyiliğini düşünme, biz duygusu yaşanır. Oksitosin ve vazopressin devreye girerek güven, sadakat, bağlılık duyguları güçlenerek sağlam bir aşamaya geçilir. Aşk sevgiye dönüşür. Aşkın sevgiye dönüşmesi uzun bir süreç gerektiren bir olgunlaşmadır.

Sevgide dopamin dengeli, stres hormonları düşük olduğundan huzur, bağlılık dayanıklık, sabırlılık görülür. Kusurlarıyla kabul gerçekleşir. Ayna nöronlar ve empatinin artmasıyla aşık olunan bireyin üzüntüsünü hissetme, aynı anda gülme, susma başlar. Zaman algısı bozularak önceliklerde değişim yaşanır. Beyin ağı yeniden organize olmaya başlar.

Aşk ve sevgi karşılıklı yaşandığında anlam kazanır. Sevgi karşı tarafa aktarılmadığında, engellendiğinde, ayrılık ve terk edilmede, birey fiziksel acıya benzeyen sancılı durumu yaşar. Bu durum nörolojik bir yaralanma olarak görülebilir. Beynin acıyı yaşatan bölgeleri aktive olarak dopamin yoksunluğunun yaşanması, ödülün kesilmesiyle anlamsızlık ve yaşamdan zevk almama başlar. Anksiyete ve stresle ilişkili alanların aktive olması uyku, iştah, kaygı, depresyonun yaşanmasına neden olmaktadır. Birey ruminasyon (Beynin aynı düşünceyi tekrarlaması ile kendini çıkmaza sokma hali) döngüsünü yaşayarak nerede hata yaptığını bulmaya çalışır, mutsuzluk yaşar.

Dopamin bağımlılığı gerçekleşen bireylerde oksitosin bağlanması gelişmediğinden heyecan duyma aşk zannedilebilir.

Bazı bireyler ise sıklıkla aşk arayışına girer. Dopaminin verdiği heyecanı yaşamak ister. Bu ödüle, bağımlılığa duyulan ihtiyaç ilk evre arayışını doğurur. Aşktan çabuk sıkılma, yeni heyecan arayışı patnerden uzaklaşmaya neden olur. Aşk tekrarlayan bir döngü halini alır.

Birey bazen gerçek veya ulaşılamayan bir aşkı takıntı haline getirerek, yaşamını aşık olduğu kişiye göre yönlendirerek, yoğun duyguları yaşayarak, saplantılı olarak, takıntılı aşkı (Limerence) yaşayabilir. Sağlıklı olmayan bu durumdan uzaklaşmak, kendini iyi hissetmek için şu soruları sormak önemlidir; yaşadığım aşk hayatımdaki boşluğu doldurmak için yarattığım bir uyuşturucu mu? O kişi hayatımın aşkı mı? Bu ayrımı yapabilmek iyileşmede ilk adımı oluşturacaktır.

Aşk ve sevgi arasındaki en önemli fark, aşk öğrenilmez, birden ortaya çıkar, denetlenemez. Sevgi öğrenilir, denetlenebilir, umutlandırır. Sevdikçe mutluluk artar. Zaman ve mesafe sevgiyi öldürmez.

Üç tür sevgiden söz edebiliriz:

- Çünkü sevgisi: Sen özelsin, güzelsin, sana ihtiyacım var, çıkar ilişkisine dayanır

- Eğer sevgisi: Sende beni seversen. Koşullu sevgi

- Rağmen sevgisi: Kim ve ne olduğuna bakılmaksızın sevilir.

Sternberg ve Grajek sevgiyi oluşturan faktörleri şu şekilde sıralamıştır (1984):

- Partnerinin düşüncelerini, duygularını içtenlikle dinleyebilmek

- Kişisel gelişimine yardımcı olabilmek

- Duygusal destek almak ve destek verebilmek

- Gerektiğinde koşulsuz onun yanında olabilmeyi sevgi olarak tanımlamıştır.

Sevgi, ilgiyi, onun mutluluğunu düşünmeyi ve sınırlarına saygı duymayı gerektirir. Narsistik kişilik özelliklerini taşıyan bireylerin güç gösterme, kontrol ihtiyacı taşıyarak partnerini sevgi adı altında baskı altına alması, ihtiyaçları karşılandığı sürece love bombing (psikolojik ve duygusal taciz biçimini uygulamak, aşırı aşk bombardımanı) uygulamasına özellikle dikkat edilmesi gerekmektedir. Yaşanan ilişki, ağır bir bedelin ödenmesine dönüştüğünde kendinden uzaklaşma, kendini kaybetme başlayacaktır.

 Her birey aşkı, sevgiyi farklı yaşasa da sevginin ölçülmesinde önemli kriterler bulunur:

- Hayata, dünyaya bakışın değerlerin uyuşması

- Kendinden vaz geçmeden geleceğe yönelik ortak kararlarda uyumun sağlanması 

Karşılıklı gelişme, büyüme, uyum ruh sağlığı açısından önemlidir. Kriterlerde uyum sağlanamadığında ayrılmak, kendini geri almak, kendine kavuşmak yeniden doğumu sağlayabilir.

Onunla ya da onsuz kendinde kalabilmeye başarmak önemlidir. Seviyor olmak, ilişkinin iyi yol aldığı anlamına gelmez. Yola yalnız devam etmeyi seçmek de önemli bir seçim olabilir. “Gülüşün ardındaki kederi, öfkenin ardındaki sevgiyi, sessizliğin ardındaki nedeni” görebilen, güven duyacağınız bireylerle yola devam etmek sevgiyi kalıcı kılabilir. Sevgi dolu aydınlık, sağlıklı günlere…

Kaynaklar:

 Marazziti, D., Akishal, H.S., Rossi, A.,& Cassano, G. B. (1999). Alteration of the platelet serotonin transporter in romantic love. Psychological Medicine, 29 (3), 741- 745.https://doi.org/10.1017/ s00 29179008896

Sternberg ve Grajek (1984) . The natüre of love. Journal of Personality and Social Psychology, 47,312-329.

 



Bu yazı 819 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI