Kadim coğrafyalardan biridir Hindistan; güngörmüş bir halka, güçlü geleneklere sahiptir. İçeriden, dışarıdan gördüğü baskı ve saldırıları sağduyusuyla atlatmasını bilmiş bir ülkedir.
Saldırısına uğradığı isimlerden biri de Büyük İskender’dir. İskender, bir “işbirlikçi” bulup gerisin geri gittiğinde, Hintliler, kendilerine Debşelim denilen bir hükümdar bulmuşlar.
Debşelim, işleri yoluna koyup egemenliğini sağlama aldıktan sonra azmış. Yönetimdeki gücü arttıkça halk ondan korkar olmuş; o da halka zulmetmekten geri durmamış. Kısacası kudreti arttıkça şımarıklığı artmış.
Debşelim'in zamanında aklı ve ahlakı dillere destan bir bilge varmış. Adı Beydeba imiş.
Bütün vaktini hükümdarı bu zalimlikten vazgeçirip, adil olması için ne yapılması gerektiğini düşünürmüş Beydeba.
Günlerden bir gün öğrencilerini toplamış ve demiş ki “günlerdir hükümdarın halka yaptığı zulmü nasıl durdurabiliriz konusunda düşünüyorum”.
AYDIN ODUR Kİ
“Siz ne yapabilirsiniz ki?” diye sormuş öğrencileri.
Şöyle yanıtlamış Beydeba:
“Biz, hükümdarlar, böyle nahoş işler yaptığında, onları uyarmak, yönlerini adalete ve iyiliği çevirmek göreviyle karşı karşıyayız. Bu hallere göz yumar ve görevimizi yapmazsak cahillerin daha cahil olmuş oluruz. O zaman da başımıza gelecek belalara engel olamayız.”
“Peki ne yapacaksınız?” diye sormuşlar.
“Önümüzde iki yol var” demiş; “ya bu deveyi güdeceğiz, ya bu diyardan gideceğiz”.
Öğrencileri, bu kez de, “nedir o yollar?” diye sormuş.
O yolları şöyle tarif etmiş Beydeba:
“Vatanı terk edip gitmek bana yakışmaz. Burada kalıp, hükümdarın yaptığı kötü işlere hiç karışmamak da olmaz. Başkalarından yardım istemek de yakışmaz. Öte yandan kendisine karşı dilimizle mücadele etmek istesek de bize karşı baskı ve sindirme yoluna başvurmaktan geri durmaz.
Yaşadığımız hayatın güzelliğini bahane ederek, kötülerle birlikte yaşamayı kabullenmek kişiliksizliktir. Hem başımıza gelebilecek musibetlerden korunmamız hem de başımıza musibet getirecek olan kötü yönetimi bertaraf etmemiz icap eder.
“Bize düşen görev nedir?” diye sormuş öğrencileri.
Beydeba şöyle demiş:
“Sizi toplamamın nedeni de bu soruna birlikte bir çözüm üretmektir. Siz benim ailem, sırdaşım ve bilgi dağarcığımsınız. Size dayanır, size güvenirim. Bilirim ki yalnızca kendi görüşüne güvenen ve tek başına hareket eden kimse başarısız olur. Akıllı kişi ise çevresindekilerle birlikte bulduğu çözümlerle başkalarının güçlü ordularla elde edemediği başarıya ulaşır.”
Kıssadan hisse şudur; her türlü zorbalığa karşı ortak akıl ile hareket etmek, önümüzü aydınlatır, bize başarının anahtarını verir.
YARINI BUGÜNDEN KURACAKSIN
Bu kıssadan neden hisse almamız gerektiğine gelince…
Önceki hafta ilçe başkanlarını üyelerle seçmişti YENİ Parti. Geçtiğimiz hafta sonu, delegeler, çıkan sonuçlara resmiyet kazandırdı. Şimdi sıra il başkanlığı seçimlerinde.
İşin doğrusu, ilçe başkanlarının üyelerin doğrudan katılımıyla seçilmesi, devrim niteliğinde olmasa da önemli bir adımdı. Zira güç odaklarının, önceki dönemde delegelere yaptıkları gibi, bütün üyeleri kontrol etmesi olanaksızdı.
Nitekim edemediler. Çankaya gibi simgesel anlamı olan bir ilçede, genel merkez yöneticileri dahil, milletvekilleri ve belediye yönetiminin destek verdiği aday, üye iradesine yenildi.
Kritik bir eşik aşılmış oldu.
Gene de alınması gereken çok yol olduğu anlaşılıyor. Üyelerin ilçe başkanını seçmesi önemli ama yönetimlerin seçim yöntemi de bir o kadar önemli. Hafta sonu yapılan resmi seçimlerde, ilçe başkanlığı için yarışa girip kaybeden taraftan partililerin yönetime yansıması neredeyse hiç olmadı.
Neden?
Çünkü inisiyatif, üyelerin seçtiği ilçe başkanlarına verilmişti. Bu yetkinin nasıl kullanılacağı belirlenmemişti. Bu belirsizliği gidermek için uzun süredir “nispi temsil sistemini” öneriyorum.
Nispi temsil sistemiyle parti içi yarışta, taraflar, güçleri oranında yönetime yansır; böylece partinin enerjisinin bir bölümü dışarıda kalmamış olurdu. Ancak hafta sonu yapılan ve formalite denilen seçimlerde görüldü ki ilçe başkanları, rakiplerinin gücünü pek de dikkate almamış.
Aynı belirsizlik, il yönetiminin oluşma sürecinde de risk oluşturabilir. Olumsuzlukların önüne geçebilmek, kuralları netleştirmek ve netleşen kurallara bağlı hareket etmekle mümkün olabilir.
Tevfik Fikret’in şu dizelerini hatırlama zamanıdır.
“Güzel düşün, iyi hisset, yanılma, aldanma,
Ne varsa doğrudadır, doğruluk şaşar sanma.
Birleşmeye, yükselmeye çalışmaya, ikbale koş;
fakat unutma ki yol, yürüyüşün düzenliliğiyle
yakınlaşır, kısalır. Adımlarını doğru at;
Yarını bugünkü adımların hazırladığını düşün.”
Genel Başkan Özgür Özel de, “yarını bugünden kurmayı” hedefliyor. Sık sık da bir hedefi olduğunu; o hedefinin de, “bu iktidarı değiştirip adil, eşit, hakkaniyetli bir düzen kurmak; mahkemedeki adaletle birlikte gelirdeki, vergideki, sosyal hayattaki adaleti hep birlikte sağlamak” olduğunu söylüyor.
BİR BORAZAN ÇİÇEĞİ OLMAK
Çivisi çıkmış bu düzeni değiştirmek için canını dişine takmış bir kişilik olarak bize yol gösteriyor Özgür Özel. Bizden, kendi küçük iktidarlarımızdan vazgeçmemizi ve herkesi kucaklayan bir parti modeli kurmak için özverili davranmamızı istiyor. Bu modelin anahtarını da, mahalle meclisleri üzerinden bize vermişti.
Birinci adım atıldı; üyeler, ilçe başkanlarını seçti. Herkes sahiplendi bu yöntemi. Bugün gördük ki ilçe yönetimlerini seçmek için nispi temsil sistemini benimsemek çok daha hakkaniyetli bir sonuç üretirmiş.
Kimsenin yalnız, çaresiz ve sahipsiz olduğu için geride kalmaması; unutulmaması ve ihmal edilmemesi için Özgür Özel’in demokratlığını, içselleştirecek bir partiye ihtiyacımız var. Başka türlü bu kara düzeni değiştirmemiz zor olacaktır. Zira şeklen dahi olsa değiştirmek istediklerimizin yöntemlerine benzemekten uzak durmaktır erdemli olmak.
Eşitlikçi, özgürlükçü, katılımcı ve hesap verebilir bir siyaset tarzı, Türkiye’nin içine çekilmek istenen bu karanlığın panzehri olacaktır. Sabahın sahibi olduğunu bilmek, geleceğe güvenle bakmamızı sağlayacaktır.
Ne demiş Can Yücel?
“Bir Borazan çiçeği gayrı, çalıyor gökyüzü
Ele güne sabahı ilan etmeye
Yurdumuzun tüm sivil birliklerine
Açlara, ağaçlara, balıklara, çıplaklara”
Ülkemizin güzel yarınlarını, aydınlık sabahlarını sahipsiz bırakmamak için…