Güvercinler için yuva kurmak zordur; düşünsenize, her bir çöpü, her bir dalı, bir yerden bulup getirir, ulu bir ağacın en korunaklı yerine yuvasını yapar; sonra da orada yumurtlayıp yavrularını çıkartır.
Yavrular çıktıktan sonra onları eğitir; her şey yolunda giderse genç güvercinler kendi yuvarlarını kurmak için hayata atılır.
Gelin görün ki her hayatın bir çıkmazı vardır. O çıkmazdan kurtulmak, bazen devrim niteliğinde adımları gerektirir.
Rivayet edilir ki güvercinin biri yumurtlayıp, yavrularını büyütürken, tilki, başından sonuna kadar onu takip edermiş. Yavrular olgunlaşınca ağacın altına gelir, güvercine şöyle seslenirmiş:
“O yavruları aşağı at, yoksa ben yukarı gelirim”. Bununla da yetinmez; orman ahalisine, güvercinin, ne kadar hırsız olduğunu; o yuvayı yaparken, taşıdığı çalı çırpıyı başkalarından çaldığını anlatıp dururmuş.
Güvercin, hakkında çıkartılan dedikodularla mı uğraşsın; yavrularını korumakla mı, bilemezmiş. En sonunda tilkinin tehditlerine boyun eğer, yavrularını tilkiye verirmiş çaresiz bir biçimde.
Günlerden bir gün gene büyüttüğü yavrularına, ormanda barışık yaşamanın ne kadar önemli olduğunu anlatırken, tilki çıkagelmiş.
“At o yavru güvercinleri, yoksa…” diye söze girip, güvercin de tehditlere boyun eğmek üzereyken, bir balıkçıl kuşu çıkagelmiş.
VARDIR BİR ÇARESİ
“Komşu” demiş, “nedir bu telaşın?”.
“Sorma be komşu” demiş güvercin.
“Sordum bir kere” demiş balıkçıl; “hele anlat sen, vardır belki bir çaresi”.
Anlatmış güvercin:
“Bir süredir tilkinin biri başıma bela oldu. Ne zaman yavrularımı besleyip büyütsem, gelip onları istiyor benden; vermezsem beni tehdit ediyor. Ben de her seferinde mecbur kalıyor, yavrularımı tilkiye teslim ediyorum. Şimdi de öyle bir durumla karşı karşıyayım. Yüreğim parçalanıyor ama çaresizim.”
Balıkçıl demiş ki:
“Niye çaresiz olasın ki? Ona de ki ‘vermiyorum yavrularımı, kendine çok güveniyorsan gel kendin al’.”
“Ya gelirse?” diye sormuş güvercin, bütün tedirginliğiyle.
“Gelemez” demiş balıkçıl, “ama varsayalım ki geldi; uçar, kurtarırsın kendini. Hem, yavrularına her şeyden önce uçmayı öğretmelisin ki başlarının çaresine bakabilsinler.”
Sonra da uçup gitmiş. O gitmiş ama tilki hala ısrarla yavru güvercinleri istiyormuş.
Toplamış bütün cesaretini güvercin ve “vermiyorum” demiş.
Öfkeden delirmiş tilki. Hem önüne gelene güvercinin yuvasını nasıl yaptığına ilişkin yalan yanlış bilgiler aktarmış hem de gücü yetene zarar verecek hareketlerde bulunmuş. Önceleri, ormandaki bütün kuşlar, tilkinin şerrine uğramamak için onun yaptıklarını görmezden gelmişler.
Böyle olur hep; haksız, kimsesizin boynuna çöker.
Hatırlayın; önce silkelediler belediyeleri. Vesayetçiliğin daniskasıydı bu. Durduramadılar ama… Yükün altından kalkmasını bildi belediyeler. Para musluklarını kapatmakla halkın muhalefete olan ilgisi durmadı.
ÖZGÜRLÜK SOKAKTADIR
19 Mart operasyonu o günlerde geldi.
İnandırıcı değildi ama cezaevleri de suyoluna döndürülmüş oldu.
Başlangıçta, “acaba mı?” sorusunu çok duyardık ama zamanla bütün operasyonların, iktidarın ömrünü uzatmak olduğu zamanla anlaşıldı. Yetmediği anlaşılınca butlan kararı verildi. Böylece iktidara doğru yol alan ana muhalefet partisi, bölünmüş, güçten düşürülmüş ve hedeflerinden şaşırtılmış olundu.
YENİ Parti, işte bu koşullarda kuruldu. Esasen, halkın kurduğu bir parti olduğu için de, Özgür Özel, halkçı bir örgütlenme yöntemini tercih etti. Mahalle meclisleri tanımlaması, sokakta yürütülen mücadeleyi tanımlamak için kullanıldı. Özgürlük sokaktadır çünkü…
İşte o Yeni Parti, bugünlerde, farklı bir yöntemle ilçe ve il örgütlerini seçiyor. Bütün üyelerin oy kullandığı seçimlerin müdahalesiz gerçekleşmesi, en çok Genel Başkan Özgür Özel’in elini güçlendirir. Zira üyeler sürece dahil oldukça, siyasete olan yabancılaşma, yerini sahiplenmeye bırakacak; sahiplenme söz konusu olduğunda demokrasinin evrensel birikimi yeniden, hepimizin ortak ilkesi haline dönüşecektir.
Biliyorum; eskinin bağrında doğan yeninin, bir çırpıda, geçmişi geride bırakması beklenemez. Yeni için atılan her adım, karşısında eskinin reflekslerini bulur. O engelleri temizlemek, pek çok meşakkati beraberinde getirir. Bu nedenledir ki üyelerin iradeleri, sık sık, “genel merkez böyle istiyor” repliğiyle kesilir.
Gene de pes etmek olmaz. Cengiz Aytmatov, vicdanı, tohumdaki öze benzetir. Tohum, özünü kaybetmediği sürece, boy verir, filizlenir ve meyveye durur. Kolay mıdır bu süreç? Elbette kolay değildir.
Güvercinin tilkiyle baş etmesi de kolay değildir. Teşbihte hata olmaz; ne zamanki güvercinler ve bütün kuşlar bir araya gelir; işte o zaman tilkilere yol görünür. Yeni Partinin, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye yolculuğu, ilçe ve il örgütlerinin bütün üyelerin katılımıyla ve demokratik bir seçim yöntemiyle başlamış bulunuyor. Bu süreç, sekteye uğratılmaz ise bir türlü kurtulamadığımız muktedirler için geri sayım başlamış demektir.
Yani, YENİ Partinin il başkanlığı seçimi, yalnızca bir il başkanlığı seçimi değildir; bir geleceğin seçimidir. Zor, meşakkatli ama ucunda özgürlük olan bir sürecin ilk adımıdır. Bu nedenle Nazım’a sığınarak diyebilirim ki “öfkeden ağlanasıya sersem,/ gaddarcasına bedbaht” olabiliriz “fakat asla umutsuz değiliz”.