beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi sex hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort kıbrıs escort kıbrıs escort
Bugun...


YÜKSEL IŞIK

facebook-paylas
Zarlar Hileli Olabilir ama…
Tarih: 24-09-2026 01:19:00 Güncelleme: 24-09-2026 01:19:00


Dört ay olmuş butlan kararı verileli. Karardan hemen sonra talimatın kim tarafından verildiği henüz bilinmeyen bir biçimde partinin demir kapısı kesilmiş; biber gazı kullanan polislerle birlikte CHP fethedilmişti.

Takip eden gün şunları yazmıştım:

“Polisin, kapıları kırarak, içeri girmesi, valiliğin inisiyatifiyle olmadığı; son araştırmalara göre yüzde 36’lar oranına ulaşmış ve iktidar adayı olan CHP’yi kimin hedef tahtasına koyduğu açıktır. Bu ‘sevimsiz’ yaptırımın senaryosunun sarayda yazıldığından kimsenin kuşkusu yoktur.”

Kuşku yoktu ama gene de, o güne dek omuz omuza mücadele etmiş pek çok insan, butlan kararıyla karşı karşıya gelmişti. Olup bitenin, uluslararası siyaset mühendisliği yapan odakların yazdığı senaryo doğrultusunda iktidarın oyununa gelmek olduğunu anlatmak için, Özgür Özel, herkesi “tarihin doğru tarafında” durmaya çağırmıştı.

İNSANLIĞIN EVRENSEL BİRİKİMİNE SAHİP ÇIKMAKTIR TARİHİN DOĞRU TARAFI

Sorduk kendimize, “tarihin doğru tarafı neresidir?” diye…

Tarihin doğru tarafı, her şeyden önce iktidardan ve uluslararası siyaset mühendisliği yapan odaklardan bağımsız olmaktır.

Tarihin doğru tarafı, bir haksızlığa karşı çıkarken, başka bir haksızlığa sessiz kalmamaktır.

Tarihin doğru tarafı, koşullar neyi gerektirirse gerektirsin, insanlığın evrensel birikimine sahip çıkmaktır.

Ciltler dolusu kitabın özetidir bu söz ve La Fontaine’in “Vebaya Tutulmuş Hayvanlar” masalını hatırlamamızı sağlar.

Hep öyledir; ne zamanki zor zamanlar yaşanır, o ana kadar, yapmadığı kötülük kalmamış herkes bir çeşit günah çıkarma yarışına girer. Bilinen masaldır, veba sarınca dünyayı, insanlar gibi hayvanlar da yakalanmış bu illete.

Toplanmış aslan bütün hayvanları ve demiş ki “Tanrının bize verdiği bu cezadan kurtulmak için kurban vermemiz lazım. Bin canın kurtulması için bir can kendisini feda etmeli”.

Şöyle devam etmiş sonra:

“Suçlu bensem gereğini yapalım. Az mı koyun yedim ve hatta çobanlarını. Hayvanlar aleminin kurtuluşu için canımı feda etmem gerekse hazırım. Ama herkes koysun kendisini orta yere. En suçlumuzu kurban edelim ki hak yerini bulsun.”

Bunun üzerine söze girmiş tilki.

“Sultanım” demiş, “bu kadar iyi olmak, yok yere kendinizi kötülemek, size yakışmaz. Elbette yiyeceksiniz o koyunu; hatta o sünepelere iyilik etmişsiniz onları yiyerek. O çobana da haddini bildirmişsiniz. Kendini ne sanıyor o?”

Bütün dalkavuklar, tilkinin sözlerini alkışlamış; o kadar ki avuçlarının içi patlamış. Bu sözler, meselenin özüne inmek isteyen aslanın hoşuna gitmiş. Kaplan da, ayı da, kurt da rahatlatmış bu sözlerle. Köpek bile iyilik meleği gibi hissetmiş kendini.

Eşek durur mu?

“Bir keresinde” demiş; Papazın çayırından geçerken, otlar öyle güzel koktu ki. Hepsi yemyeşil, hepsi taptaze. Hakkım değildi ama şeytana uyup, aldım bir korum. Görseniz, sizin de canınız çekerdi.”

Birden bire bir uğultu kopmuş; aslanın karşısında süklüm püklüm olan bütün hayvanlar, “altta kalanın canı çıksın” misali, hep birden çullanmışlar eşeğe.

İlk sözü kurt almış; o kurt ki yiyeceğinden fazla hayvanı parçalayıp bir kenara bırakan bir huya sahipken başlamış konuşmaya:

“İşte içimizdeki şeytan, üstümüze lanetler yağdıran suçlu.”

Kanıta gerek var mı? Bir korum ot için sehpa kurulmuş eşek için. Böylece boylamış eşek cennetini.

MUKTEDİRLERİN KARŞISINDA DURMAKTIR TARİHİN DOĞRU TARAFI

La Fontaine şu kıssayı çıkarmış, bu hisseden:

“Güçlü ne yaparsa güzel yapar; zayıfın ağzını açması ise başına bela.”

İşte bu nedenle “tarihin doğru tarafında durmak” önemli. Bu duruş, kişiye, kuruma, iktidarın gücüne, uluslararası siyaset mühendislerinin senaryolarına göre değişmez; değişmemeli.

Tarihin doğru tarafı, “subaşlarını tutmuş muktedirler”in yanlışlarını allayıp pullamanın karşısında durmaktır.

Toplumsal tarih açısından kısa sayılabilecek bir süre içinde, birbiriyle yakından ilintili iki partinin seyir defterine tanık olmuş; hem o deftere yazılanların yapım sürecine hem de yapılanların yazım sürecine katılmış biri olarak, sorunun özünü unutturmamak gerektiğine inanıyorum.

Sorunun özü şudur:

Bu memleket yönetilemiyor artık. Hep yazdığım üzere iktidar yönetme yetisini yitirdiği gibi, vatandaş da, artık bu iktidar tarafından yönetilmek istemiyor. Buna rağmen iktidara olan destek her üç seçmenden biri düzeyini koruyor.

Neden?

Bunun en önemli nedeni, muhalefetin bugünkü halidir. İktidara doğru yürümekte olan ana muhalefet, ne yazık ki kendisinin içine sokulabilecek “nifak tohumları” olasılığını hesaba katma becerisini gösteremedi. O “nifak”, günü geldiğinde, iktidar aracılığıyla hem “butlan” biçiminde hem de helal oylarımızla kendilerine teslim ettiğimiz kamunun gücünü “haram” bir kararla iktidarın dümen suyuna giden belediye başkanları aracılığıyla etki alanını genişletmekle kalmadı, aynı zamanda toplumsal moralimizi de olumsuz etkiledi.

Zaten CHP’nin butlan kararı ile “tarumar” edilmek istenmesi de, muhalefetin en güçlü olduğu yerlerde dahi bizi var eden ilkelerimizin arkasında dolanarak iktidara yamanan belediye başkanlarının transferi de,  öncelikle çetrefilleşen sorunların, asıl muhatapları tarafından, yani halk tarafından anlaşılmaması, sonrasında da “amiral gemi” konumundaki partinin halka gerçekleri anlatacak mecalinin kalmaması içindi.

DÖVÜŞÜ HİLELİ OLMAKTAN ÇIKARMAKTIR TARİHİN DOĞRU TARAFI

İktidar hedefine ulaştı mı?

İstedikleri sonucu alamasalar da, iktidar değişimine giden süreci önemli ölçüde engellemiş durumdalar.

Ulaştığını söylemek o kadar da kolay değil ama epey yol aldığı da yadsınamaz. Biz “baba ocağı”, “Yeni Parti” derken ve enerjimizi birbirimize odaklarken, iktidarın yönetememe hali nedeniyle memleketin pek çok sorununun çözümsüzlüğe doğru yol aldığını görüyoruz. Örneğin mazot 100 TL’yi aştı.

Bütün bu anlattıklarımızı Leonard Cohen, bir şiirinde çok güzel özetlemiş:

Şöyledir o dizeler:

“herkes biliyor, dövüşün hileli olduğunu(…)

Herkes biliyor, geminin su aldığını
herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini”

Gelelim yapılması gerekene…

Örgütlü olmak şart ama yetmez. Zira her ne kadar tamamı çıkar ilişkisi üzerine kurulu olsa da, iktidar partisi de, örgütlü. “Başka türlü bir şey benim istediğim”. Herkesi kucaklayan, kapsayan, kimseyi ötekileştirmeyen bir örgütlenme modeline ihtiyacımız var. Üstelik bu örgütlenme, çerçevesini Özgür Özel’in çizdiği gibi aşağıdan yukarı olmalı, mahalleden başlamalı. Örgütü yönetenler, nispi temsil sistemini benimsemeli ve geri çağırma hakkını kabul etmelidir.

İşte bu nedenle bugünün tarihsel, toplumsal ve güncel görevi, “dövüşü hileli olmaktan çıkarabilmek, su alan gemiyi yeniden inşa edebilmek için” Yeni Parti’nin Genel Başkanı Özgür Özel’in söylemine sahip çıkmak; o söylemleri, eylem haline dönüştürmektir. Her ne kadar etrafında, CHP’den taşıyıp getirdikleri “kötü alışkanlıklar” ile siyaset yapmak için yanıp tutuşan pek çok aktör olsa da, Özgür Özel’in söylemini sahiplenmek, geleceğimizi sahiplenmektir.



Bu yazı 39 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI