|
Tweet |
MEHMET ERDAL
GELDİĞİNİZ GİBİ GİDECEKSİNİZ!
“Kaderini kendi azmi ve kararıyla yazan halkımız, bugün demokrasiye, adalete ve hukuk devletine yönelik ağır bir sınavdan geçmektedir. Seçim sandığında kazanamadığı belediyeleri kayyım şantajıyla geri almaya çalışan; halkın iradesini yok sayan ve yargıyı araçsallaştırarak rakiplerini tasfiye etmeye çalışan karanlık bir zihniyetle karşı karşıyayız,” diye başlayan basın açıklamasının devamında şunlar dile getirildi:
“Bugün, Türkiye’nin kurucu iradesi olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni hedef alan baskı ve sindirme politikaları; sadece bir partiye değil, halkın bizzat kendisine yönelmiş bir tehdittir. Kayyım atamaları, tutuklamalar, gözdağı operasyonları ve itibarsızlaştırma çabaları, tek adam rejiminin artık demokratik meşruiyetini yitirdiğinin açık ilanıdır.
Buradan açıkça ilan ediyoruz:
Geldiğiniz gibi gideceksiniz!
Bu ülkenin bağımsız yargıya, özgür basına, eşit yurttaşlığa, üretim ekonomisine, eğitimde fırsat eşitliğine ve onurlu bir yaşama ihtiyacı vardır. Oysa bugün geldiğimiz noktada; halkına umut vermek şöyle dursun, doğmamış çocuklarına dahi borç bırakan bir düzen inşa edilmiştir. İflasın eşiğinde, adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir ülke yaratılmıştır.
HALKIN İRADESİNE DOKUNMAYIN!
Datça’dan sesleniyoruz:
Rüzgârın bile özgür estiği, zeytin dallarının göğe dimdik uzandığı bu topraklardan sesleniyoruz halkın iradesine zincir vuramazsınız!
Knidos’tan bugüne, demokrasinin ve birlikte yaşamanın mayası bu topraklarda yoğrulmuştur. Felsefeyle biçimlenmiş ilk şehir planlarından günümüze, Datça halkı özgürlüğü, eşitliği, dayanışmayı ve ortak aklı yaşam biçimi haline getirmiştir.
Datça; zeytiniyle direnenin, kitabıyla konuşanın, meydanda omuz omuza duranın yurdudur.
Bugün Datça’da yalnızca siyasi partiler değil; çevre örgütleri, sendikalar, kadın hareketleri, gençlik yapıları, sanatçılar, emekliler, esnaf ve köylüler aynı sesi yükseltiyor:
Halk iradesine dokunmayın!
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!
Bu topraklarda demokrasiyi savunmak sadece bir hak değil, aynı zamanda bir görev ve bir gelenektir. Bu gelenek yalnızca oy vermekle değil; forumlarla, yürüyüşlerle, basın açıklamalarıyla, kampanyalarla, birlikte direnerek ve birlikte çözüm arayarak inşa edilmiştir.
O yüzden ne kararlarınızı, ne tehtidinizi, ne baskınızı tanırız.
Çünkü burada herkes birbirinin vicdanına emanettir.
ATEŞİ VE İHANETİ GÖRDÜK
Bir zamanlar olduğu gibi yine 'ateşi ve ihaneti gördük.'
Ama unutmayalım: Yine aynı karanlıkta yanan ilk kıvılcımlar bu topraklardan doğmuştu.
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; işgal altındaki bir halkın, emperyalizme karşı onurla direnişinin ve kendi kaderini tayin hakkının adıydı.
O, alın teriyle, umudun inadıyla kuruldu.
Yemen’e gidip dönemeyenlerin, Çanakkale’de diz çökmeyenlerin, Şerife Bacıların, Kara Ali Çavuşların omzunda yükseldi.
Hasan Tahsin’in ilk kurşunuyla,
Halide Edib’in kürsüdeki sesiyle,
Uğur Mumcu’nun kalemiyle,
Ali İsmail’in düşleriyle büyüdü demokrasi.
Seçme hakkına, emeğine, toprağına sahip çıkan milyonların iradesidir Cumhuriyet.
Datça’dan Cizre’ye, İstanbul’dan Hopa’ya, bu halk yine meydandadır. Bugün Cumhuriyetimize ve halk iradesine karşı yönelmiş her saldırı; bu mirasa karşı bir ihanettir.
İstanbul Sözleşmesi’ni tek imzayla feshedip kadınların yaşam hakkına el kaldıranlar; şimdi bir kadın isminin arkasına saklanarak, kimliğini gizleyip “kanlı 1923 darbesi” diyerek tarihi karalamaya kalkıyor.
Bu ifadeler yalnızca cehaletin değil; aynı zamanda tarihe, halkın direnişine ve şehitlerin aziz hatırasına karşı açık bir saygısızlığın göstergesidir.
Bu millet o sözleri de, o sözleri söyleyenleri de unutmaz. Affetmez.
DATÇA, TÜRKİYE'NİN VİCDANIDIR!
Değerli yurttaşlar,
Bugünün dünyasında artık yalnızca baskının değil; gönüllü teslimiyetin, uyuşmanın, tüketimle susturulmanın da egemen olduğu yeni bir karanlık çağdayız.
George Orwell, insanları susturacak bir baskı rejimi öngörürken; Aldous Huxley, zaten kimsenin konuşmayacağı, sorgulamayacağı bir dünya tasvir etti.
Bugün biz her iki distopyayı da yaşıyoruz: Hem susturulmak isteniyoruz hem de oyalanıyoruz.
Ama işte bu noktada, sanatçıya, aydına, örgütlü halka, sivil topluma görev düşüyor.
Çünkü bizim silahımız şiddet değil;
Kalemimiz, fırçamız, sözümüz, deklanşörümüz, ezgimizdir.
Zihnimiz, duygumuz, merhametimiz, kalbimizdir.
Ve kalbine dokunabildiğimiz her insan, her kadın, her genç, her çocuk bizim yoldaşımızdır.
Datça, Türkiye’nin vicdanıdır.
Sadece taşları, zeytinleri, koylarıyla değil; dayanışması, örgütlü direnişi, demokrasiye olan inancıyla örnek bir yerdir.
O yüzden bir kez daha haykırıyoruz:
Datça susmaz! Datça geri adım atmaz! Datça yalnız değildir!
Ve haksızlığa uğrayanlar da yalnız değildir.
Datçalılar, Muğlalılar, haksızlığa uğrayanları asla yalnız bırakmaz!
Ve son kez yüksek sesle söylüyoruz:
Türkiye Başkanlarını Geri İstiyor!
Çünkü halk, kendi kararını kendi verir!
Çünkü Cumhuriyet, halkın iradesidir!”