|
Tweet |
Adnan ERKUŞ (Em. Akademisyen)
3 Mart 1992 yılında Zonguldak Kozlu’da kömür ocağında grizu patlaması sonucunda 263; 17 Mayıs 2010 Zonguldak/Kilimli- Karadon’da 30; 28 Ekim 2014 Ermenek maden faciasında 18; 13 Mayıs 2014 yılında Soma maden faciasında 301; 26 Ekim 2022 Bartın/Amasra maden faciasında 42; 13 Şubat 2024 Erzincan İliç’de liç çökmesi sonucu 9 işçi yaşamını kaybetti. 11 Ağustos 2021’de Kastamonu/Bozkurt sel felaketinde 65 vatandaşımız öldü, 7’si kayıp… Her yıl orman yangınlarında milyonlarca hayvan, bitki, börtü böcek ve onlarca insanımız ölüyor… 6 Şubat 2023’de Maraş-Hatay depreminde 50 binin üzerinde insanımız öldü! Hemen hepsinden sonra siyasiler şunları söyledi: “Bu işin fıtratında var”, “Allah’ın takdiri”, “acı çekmeden öldüler”, “Biz kader planına inanmış insanlarız, bunlar her zaman olacaktır”… Hatta, biraz daha geriye gidip 17 Ağustos 1999 Marmara/Gölcük depreminde yaklaşık 20 bin vatandaşımız öldü, yenidoğan yavrular dahil binlercesi sakat kaldı; ama “birileri” anne karnındaki çocukları da dahil ederek, “Allah cezalandırdı” (nereden biliyorsa-şirk koşuyor) dedi!
Fıtrat, dinsel anlamda “yaradılış” veya bilimsel olarak “doğasında var” anlamında kullanılır. Kader ise, ise ister “ızdırai” (zorunlu) ister “ihtiyari” (seçimlerinize bağlı) olsun, tüm tek tanrılı dinlerde vardır. Izdırari (değiştiremeyeceğimiz) kader içinde, tek tanrılı kitaplarda sözü edilen ise, “dünyaya geleceğimiz yer, hangi ana-babadan olacağımız, boyumuz-göz rengimiz ve kabiliyetlerimiz” olarak görülüyor. Dikkat edilirse bunlar “kişisel seçimimizin olmadığı genetik ve diğer dışsal nedenlere” gönderme yaparlar; oysa yetenekler genetik temele bağlı olmakla birlikte sonraki çevresel ve kişisel etmenlere de dayanır. Bunların dışında kalan ve kişisel tercihlerimizle açıklanan “ihtiyari” kader ise genellikle “kaza” olarak adlandırılır. Ancak, her ikisi de “6 günde Tanrı tarafından yaratılan ve değişmeden günümüze kadar gelen” Yaradılışçı görüşe göre, özünde insan belirleyiciliğini ortadan kaldırır: Kişinin yaşamında hiçbir belirleyiciliği yoktur, her şey önceden çizilmiştir! Aydınlanma hareketiyle karşı çıkılan “yüce-iradi nedensellik” (determinizm) ile bilimsel nedensellik arasında da hiçbir bağıntı yoktur, bilimsel nedensellik tam tersine bu iradi nedenselliği reddetmiş ve bugünlere gelinmiştir.
Yüce iradi nedensellik-kadercilik ve insanın edilgenliği tüm tek tanrılı dinlerin doğasında vardır. Çünkü insanlar bitkileri ve hayvanları evcilleştirip yerleşik hayata geçtikten sonra, tarihte ilk kez sınıflar (sömüren-sömürülen), tek tanrılı dinler, artık-ürün/vergi, para, yazı, matematik-geometri, bencillik ve sınıflar arası çatışmalar ortaya çıkmıştır. Tarım devrimiyle birlikte, kral-din adamları da tüm artık-ürüne el koyan ilk ”tanrılar” olmuştur. Bu bakımdan, yönetilenlerin isyanını önlemenin en önemli aracı da ilk dinsel kitaplarda yazılan“öte dünya” ve “kader” olmuştur: “Senin kaderin (yazgın) böyle yazılmış, öte dünyada cennete gideceksin veya yeni hayatında sen de bir kral olabileceksin, o nedenle başkaldırma, tanrıya karşı çıkma!” Kadercilik ne sağlar?
a)Ezilen kişi için: İçinde bulunduğu koşullar ne olursa olsun, “şükür” etmeyi (tevekkül), halinden memnun olmayı, kaderine boyun eğmeyi, daha iyisini yöneticilerinden istememeyi-talep etmemeyi, isyan (karşı çıkmamayı) etmemeyi; ederse, öte dünyada (cehennemde) yanmayı (ama nedense İskandinav ülkelerinin dinlerinde de “buzdiyarı”nda-Niflheim/cehennem- sonsuza kadar kalmayı) yani korku içinde bu dünyasını zehir etmeyi (birey öte dünya/cehennem korkusu yaşarken egemenler bu dünyada cenneti yaşarlar) göze alması gerekir.
b)Yöneten/egemen/ezen için: Kolay yönetmeyi, hatta işkence yapmayı, kısıtlamayı, olumsuz sonuçlanacak durumlar için önlem almamayı, olumsuz sonuçlanan olaylar için her şeyi tanrıya havale etmeyi ve işin içinden sıyrılmayı (aslında inanılmasını istediği tanrıya “şirk” koşmayı), içinde bulunduğu güç ve refahı tanrının lütfuna bağlamayı, her türlü işkence-zulüm-sömürü-maden katliamı vs, varsa/kalmışsa vicdanını rahatlatmayı, sorumluluk almamayı, kendini tanrının seçilmiş kulu olarak görmeyi vs beraberinde getirir.
Oh, ne güzel, ne rahat ve ne kolay değil mi?
Kader, insanın egemenlerinin tarihsel süreçte ürettiği mükemmel bir susturucudur. Ama, bir yanlış nedensellik atfedilmesinden başka bir şey değildir. Eğer her şey önceden belirlenmiş ve değişmeden kalıyorsa, insan eylemlerinin hiçbir değeri ve etkisi olmaması gerekir. Ama insanlık, çevreyi ve çevrenin de bilişini değiştirme sürecinde ok-yaydan tekerleğe, baruttan kıtalararası balistik füzelere, mekanikten kuantuma, elektrik enerjisinden elektromanyetiğe, elinizdeki “akıllı telefona” ve yapay zekaya kadar müthiş bir yol kat etti. Eğer Yaradılışçı Düşünceye inanç aynı kalsaydı, fosilleri ve dünyanın geçmişini araştıramazdı, biyoloji, fizik, kimya vb ortaya çıkamazdı; ilaçlar, aşılar, ameliyatlar yapılamazdı; uzaya uçamazdı, elinizde bir araçla görüntülü konuşamazdınız vs. Çünkü tüm bunlar “günah” olurdu, bilim ortaya çıkamazdı, merak, kuşku, sorgulama, araştırma gerçekleşemezdi. Eh, tüm bunlar Ortaçağ’da yasaklandı ve Engizisyon mahkemelerinde yüzlerce-binlerce kişi katledildi; ama gelişen (düşünen, araştıran) bilişin önünde hiçbir şey duramadı ve bugünlere gelindi.
Kader nedir? Bir olasılıktır ve o olasılığın gerçekleşmiş durumudur: p= 1.00 olma durumudur, aksi halde gerçekleşmemiş bir olaydan kader diye söz edilmez! Bu bakımdan, gerçekleşmemiş olayların gerçekleşme olasılıklarından söz ederken, “kader” dediğimiz olayların tümü olmuş-bitmiş olaylar için söz konusudur. Örneğin, bir uçak/tren için bilet alan bir kişi için o uçak düşmüş veya tren raydan çıkmış ve insanlar ölmüşse de kaderdir, uçağı/treni kaçırıp yaşıyorsa da kaderdir! “Taksirat”! Olay bu kadar basittir.
“Sen”, yönetici olarak; dere yataklarına inşaat ruhsatı ver ve selde insanlar ölsün, imar affı yapıp paraları al ve depremde binlerce insan yok olsun, madende kaçış yolları yapma-denetleme ve yüzlerce kişi can çekişsin, orman yangınları için hiçbir önlem alma, uçakları kaldırma tüm canlılar cayır cayır yansın; depremde iletişimi bloke et kimse yeraltından üstüne ulaşamasın-dört kritik günde harekete geçme insanlar soğuktan ve açlıktan bağıra bağıra ölsün sonra da “fıtrat-kader” de! Ormanlar yansın, yakılsın, yakılmayanları sen uluslararası yamyamlar için kes-yok et, suları tarumar et ve sonra da meteorolojinin bildirimine göre orman yangınlarını duayla önlemeye çalış ve yağmur duasına çık…
Hadi ordan!
21. yüzyılda bilim mi, binlerce yıl öncesinin hurafeleri mi, artık görün!