MEHMET ERDAL
(Dördüncü Bölüm)
“Susuz tarım” yöntemleriyle üretilen Datça bademinin, ilk akla gelen “toprağın sürülmesi” dışındaki sorunları nelerdir?
SORUNLAR BİR DEĞİL, İKİ DEĞİL, ÜÇ DEĞİL, BEŞ DEĞİL...
AĞAÇLAR YAŞLI, ÇİFTÇİLER YAŞLI
Görüşüne başvurduğum bazı uzmanlar, “Ağaçlar yaşlı, çiftçiler yaşlı. Yeni badem ağaçları dikilmiyor. Ortalama bir badem ağacının verim yaşı 40-45'dir. Şu an Datça'daki badem ağaçlarının yaşı 60-70'dir. Genç ağaçlar dikip büyütmemiz lazım.” derken,
Yasin Kolaşin, “Susuz tarım yaptığımız, ağaçlarımızı yormadığımız için 70-80 yıla kadar verim veren ağaçlarımız mevcut ama görüş aldığın uzmanların dediği de doğru; 50-60 yaşında bu ağaçları söküp yerlerine yenilerinin dikilmesi lazım. Datça'daki badem ağaçlarını peyderpey yenilememiz lazım. Böyle bir çalışmamız yok. Bu tamamen çiftçinin bireysel inisiyatifine bırakılmış. Badem ağaçlarımız yaşlandı ama çiftçilerimiz de yaşlandı; genç çiftçi kaç tane gördünüz çevrenizde? Neredeyse hiç yok. 60-70 yaşın altında çiftçi ben göremiyorum. İlçe Tarım'a gidip biraz oturun, girenlerin tamamı 60-70 yaşın üzerinde. Badem çiftçisi yaşlı, ağaçlar yaşlı ve bakımsız; hastalanmaya meyilli ağaçlar. Daha kolay hastalanıyorlar. Gövdeleri kuruyor. Kurtlar da zarar veriyorlar. Şu an badem ağaçlarına zarar veren pek çok mantar, virüs ya da böcekler var, bunların önemli bir sebebi de ağaçların yaşlanmış olmasıdır. Ağaçların dayanıklılığının, verimliliğinin düşmüş olmasıdır. Ağaç verimden düştükçe, çiftçi ağacına daha az bakım gösteriyor. 'Ben' diyor 'bu kadar bakacağım, gübre vereceğim, işçilik de pahalı, ben de yaşlandım, çalışamıyorum, hasat ettiğimde kurtarmıyor. Allah ne verdiyse onu alayım, boşu boşuna emek harcamayayım, masraf yapmayayım' diyor.”
HASTALIKLAR İLE MÜCADELE HEM BİLİMSEL DEĞİL HEM DE YETERSİZ
“En başta özellikle Nurlu türünde kendini gösteren halk arasında dal kuruması ya da dal kanseri denen aslında bir çeşit mantar olan Phomopsis amygdali, yine sık görülen Monilya (Monilinia Laxa), yaprak delen (Wilsonomyces Corpophilus) ve bir çok bakteriyel ve mantar kökenli (canker) hastalıklar görülmekte. Ayrıca özellikle son 6 yıldır görülmeye başlanan halk arasında bit olarak bilinen ama aslında bir tür akar olan badem kaplanı zararlısı (monosteira unicostata) hem yaprakların öz suyunu emerek bir sonraki senenin verimine zarar vermekte hem de hasat döneminde işçilere büyük rahatsızlık vermektedir.
Tüm bu hastalıkların çözümü vardır ve doğru zamanda müdahale edildiği takdirde kolaylıkla ortadan kaldırılabilir. Ama toplu mücadele maalesef uygulanamadığından bir türlü kontrol altına alınamamaktadır... Benim 2009-14 yılları arasında diktiğim yaklaşık 15 bin badem ağacımda hiçbir hastalık yok, doğru müdaheleyle tüm yarımadada da temizlenebilir. ” (DATÇA TARIMI VE ÖNERİLER/Yasin Kolaşin)
YANLIŞ YA DA EKSİK GÜBRELEME YAPILIYOR
“Yaprak gübresi hiç verilmiyor. İnsanların mecali yok bunları yapmaya. Yılda sadece iki kez sürebiliyoruz. Verirse sadece taban gübresi veriyor. Onu da kimyasal gübre veriyor. Eskiden her köyde 7-8 ağıl keçi vardı, şimdi bütün Datça'da toplasan 200 keçi anca çıkar. Bunlardan elde edilen gübre de Datça'da hiçbir ağacı gübrelemeye yetmez. Hayvan gübresi kullananlara gübre Denizli'den, şuradan buradan geliyor. O da zahmetli ve pahalı. Ne yapsın? Suni gübre atıyorlar, daha hızlı etkisi olsun diye. O da toprağı çoraklaştıran, bademde verimliliği bozan kimyasal gübrelerdir...
Badem beslemesi yani gübrelemesi, üzerinde en dikkatle durulması gereken alan. En doğru gübreleme için öncelikle doğru toprak ve yaprak analizi yapılması lazım. Bu ikisi de neredeyse hiç yapılmıyor, hatta dünya tarımında son yıllardaki en önemli akım olan rejeneratif tarım uygulamaları doğrultusunda SAP yani bitki özsuyu analiziyle çok daha erken ve doğru sonuçlar alınabilmekte. Ve artık klasik ve toprağı tüketen suni gübreler yerine örtü ekimleri, biyo-uyarıcılar, kompost gübreler vs. gibi toprağı besleyen tüketmeyen uygulamalara geçilmesi şart.” (DATÇA TARIMI VE ÖNERİLER/Yasin Kolaşin)
YETERLİ VE DÜZENLİ BAKIM YAPILMIYOR
“Ben Badem Çiçeği festivalinde her yıl 'En bakımlı badem bahçesi' jürisinin üyesi ve başındayım. Geziyoruz bir sürü bahçeyi, ağaçları görüyorum. 'Bakımlı bahçe' diyebileceğimiz pek bir bahçe yok. Yarışmaya bile katılmak istemiyorlar. 'Neden katılmıyorsunuz?' diye soruyorum, bahçelerinin bakımsız oluşundan, göstermek istemiyorlar. Biliyorsunuz, badem ağacı zeytin ağacı gibi değildir, bakılmadığı zaman, anında belli eder kendini. Datça'da pek çok şey bakımsızlıktan kaynaklıdır.” (Yasin Kolaşin)
BÜYÜKŞEHİR YASASI SONRASI ARAZİLER “ARSA” OLDU
Yasin Kolaşin, Büyükşehir Yasası ile Muğla, “Büyükşehir” olunca köyler mahalleye, badem tarlaları da dahil tarlalar “'tarla', 'tarımsal arazi' vasfından çıkıp 'arsa' kıymetine, değerine büründü; bu nedenle de Datça'ya yerleşmek isteyen, yerleşen insanların ev yapmaya çalıştığı, ev yapamıyorsa da Tinyhouse, konteyner koyduğu bir yerleşke haline dönüştü. Hiçbir şey olmasa, yatırım amaçlı alıyorlar. Alıyorlar, çeviriyorlar çevresini tel örgülerle, bekliyorlar.” diyor.
Adını yazmaktan imtina ettiğim bir köy muhtarının “Benim köyüm dahil Datça'da tarlaların %50'si Datça dışından gelen alıcılara satılmış; yeni sahibi bilinmiyor ya da aransa da kendisine ulaşılamıyor” dediği gibi Emecik'ten Yazı/Belen'e kadar “pek çok yerde görebileceğimiz bu “alınmış-satılmış” ve çevresi bir biçimde çevrilmiş bademliklerin kaç tanesi gerçekten “bademlik” olarak alınmış ve işletilmeye devam ediliyor, kaç tanesi “arsa” olarak “konut” ya da “yatırım” amaçlı alınmıştır? “Bademlik” olarak alanların bile kaç tanesi tel örgü ya da taş duvar ile çepeçevre çevirdiği bademliğinin yıllık bakımını (budama, ilaçlama, gübreleme, toplama) yapmaktadır, kaç tanesi işi oluruna bırakmıştır?
Yasin Kolaşin, “Bir kısmı belki yerel, orada yaşayan köylüler ile anlaşıyor. Elbette hiçbir şey yapmayanlar da var. Bakım da yapmıyorlar. O bademlerin hepsi, hastalık yuvası haline geliyor. Çevresindeki bademlikleri bir kanser yuvası gibi etkiliyor. Belediyenin kuracağı tarım departmanında bunların, yani satın alınan ama bakılmayan yerlerin ada ve paftaları belirlenir, bu atla deve değil 13.300 dekar bir alandan söz ediyoruz, bunların tek tek envanterini çıkartabiliriz. Böyle yapılırsa belediye vatandaşa, 'Madem sen bu bademliği alıyorsun, bakımını yapacaksın. Bakımını yapmazsan ben yaparım ve masrafı sana fatura ederim' diyecek.”
BÜTÜNLÜKÇÜ BİR ANLAYIŞ VE BİLİMSEL BİR AKIL İLE ÇALIŞMA YOK
“'Datça'da 82 tür badem var' dedik. Bunun kaç tanesi Nurlu, kaç tanesi Ak Badem, kaç tanesi Sıra Bademi, bilmiyoruz. Hiçbir bilgi yok. Nerede ne ne kadar var, bilmiyoruz. Bilgi eksikliği olduğu müddetçe de bu hastalıkla mücadelede, istatistiksel olarak verimi belirlemede, bir yılda kaç ton Nurlu, Ak Badem, Sıra Bademi bekliyoruz, hiçbir bilgi yok elimizde. Üniversitelerin hiçbirisinde Datça bademi ile ilgili bir çalışma yok denecek kadar azdır. İşte hastalıklar ile ilgili olsun, hangi ağaç hangi ağacı tozladığı konusunda olsun, yok. Mesela, yeni bir badem bahçesi kuracaksınız. Yer aldınız, 5-10 dönüm. Nurlu ağacı dikeceksiniz. Nurlu'yu tozlayan bir ağaç daha dikmeniz lazım. 'Nurlu'yu tozlayan hangi ağaçtır?' diye sorun bakalım üniversitelere ya da İlçe Tarım'a? Acaba bilen var mı? Kimse bilmiyor. Bu konuda yapılmış bir çalışma yok. Bir ağacın bir ağacı tozlaması için bildiğimiz tek veri, aynı anda çiçek açmış olmasıdır. Ama bu bile yeterli olmayabiliyor. Daha iyisi, aynı anda açan 3 badem ağacından birisi diğerlerine göre daha iyi tozluyor olabilir. Ben kendi badem bahçemi oluştururken, etraftaki bilgili çiftçilere sordum. Bademcilik yapan ve çevreden izole durumda bulunan bahçeler buldum, diğer ağaçlardan uzakta olan, oralarda Nurlu'nun yanına ne dikmişler diye soraraktan Ak Bademin tozlayıcı olduğuna karar vererek Nurlu'yu Ak badem ile birlikte diktim. Bu ve bunu gibi daha birçok araştırılması gereken konu var; mesela, Datça'da Nurlu ve Ak Badem için ayrı bir gübreleme programının olması gerekiyor. Her badem aynı gübre gereksinimine sahip değil. Her ağacın yapısı birbirinden farklı. Dal yapısı farklı. Rengi farklı. Yaprağın rengi, bademin rengi bile farklı. Bunların hepsi badem ama birbirlerinden farkları var.” (Yasin Kolaşin)
Bademden katma değer yaratan ürünler üreten esnaf, tanık oldukları çerçevesinde “Bizde badem üretiminde de bilimsel bir akıl çalışmıyor. Bütünlükçü bir anlayış da yok” diyerek, bir anlamda Yasin Kolaşin'in bu bakış açısını paylaşıyor: “Datça'nın badem üzerinden giden bir ekonomisi var, badem ne ölçüde bu ekonomiyi besliyor bilemem ama imaj, yüksek oranda besliyor. Peki, badem ağacına dokunan var mı? Badem ağacı diken var mı? Badem ağacında kanseri iyileştirmek için çeşitli yolları deneyen bir anlayış var mı? Yok.”
DATÇA'DA, TARIMDA ÇALIŞACAK “İŞ GÜCÜ” SORUNU VAR
Datça'nın, Datça Yarımadasının turizm açısından gözde ve popüler bir yer haline gelmesinin, turizmin Datça ekonomisinde ağırlıklı bir konuma sahip olmasının sonuçlarından birisi, genç nüfusun zaten azınlıkta olduğu Datça'da tarım alanında çalışacak “genç/iş gücü” bulunamaması, bulunsa da istenen ücretlerin zeytinde, domateste... olduğu gibi bademde de tarla sahiplerince “çok”, “kurtarmaz” olarak görülüp, tarım işinin “oluruna bırakılması” olmuştur.
Görüşüne başvurduğum bazı uzmanlar, “Vatandaş, tarlada hak ettiği yevmiyeyi turizmde ya da başka bir işte daha az yorularak kazanırım diye düşünüyor. Tarlada çalışmak mı yoksa turizmde çalışmak mı daha kolay Temmuz'un 15'de, sıcakta? Öyle olunca, kimse badem ile uğraşmak istemiyor...Eskiden köylüler bademi kurutup satarak çocuklarını okutmuşlar, evlerini yaptırmışlar, şimdi 10 dönüm badem bahçesi varsa, 'keşke olmasaydı' diye düşünüyor. Çünkü yevmiye olmuş 3.000 TL. Şu an badem ortalama 700 TL. Bir işçi akşama kadar 4,5 kğ iç badem toplayacakta, bu işçinin parası çıkacak. Daha bunun kabuğunun soyması, elemesi, ayıklaması vb... var. El emeğini saymıyoruz bile. O yüzden, badem işi 'hane' işidir.” diyorlar.
DATÇA'DA BADEMCİLİK, KENDİ HALİNE BIRAKILMIŞ DURUMDA
Aynı uzmanlar, “Badem bitiyle mücadele amacıyla 6 köye kaymakamlık ilaç makinası dağıtmış. Köylü bu ilaç makinasını alsın, traktörünün yardımıyla ilaçlamasını yapsın ve bıraksın diye muhtarlıklara teslim etmiş. Demişler ki, 'ilaç da bizden'. Bir ilaç firması ile anlaşma yapılmış. İlaç işini de halletmişler. Sadece bir köyden dönüş olmuş. Bakanlık, %50 hibe destekli badem kabuğu soyma ve kolaylaştırma makinesi veriyor köylülere. Zararlılarla mücadele eden çok az çiftçi var.” derken bir biçimde resmi kurumların ve devletin görevini yaptığını söylüyorlar. Eksiklik olarak, “Datça'da Ticaret Borsası yok, Ziraat Odası yok, herhangi bir tarımsal örgüt yok, sadece Sındı'da bir kooperatif var.” diyorlar.
Bir köy muhtarı, ““Muhtarlar 'şamar oğlanı' oldu. Benim göreve gelmemden önce muhtarlığa bir ilaçlama makinesinin verildiği doğru ama ilaçlama makinesini bırakıp gidiyorlar. Bu yıl da bir kez geldiler, dolaşıp gittiler. Köylüyü toplayıp bilgilendirme, eğitim yok.” derken, bir biçimde ilgili resmi kurumların ve devletin görevini yapmadığını söylüyor.
Köyü adına açtığı iş yerinde kendisinin ve köyünün ürettiği ürünleri satan esnaf, zararlılara karşı ilaçlama yapıp yapmadıklarını sorduğumda “Hangi ilacı kullanacağımızı bilmiyoruz ki.” ve köylere dağıtıldığı söylenen ilaçlama makinalarından haberi olup olmadığını sorduğumda “Haberimiz yok. Köylünün haberi yok. Benim haberim yok.” derken bir anlamda muhtarın söylediklerini destekliyor.
Yasin Kolaşin, devletin de yerel yönetimin de (Datça Belediyesi) yeterli yardımı yapmadığı görüşünde. “Benim baştan beri savunduğum, yerel seçim zamanında Datça tarımıyla ilgili bir yazı da yazmıştım, başka bir tane daha yazmıştım, orada da savunduğum şudur: Belediye'de bir tarım departmanı kurulmalı. Bu tarım departmanıyla belediyenin mutlaka Datça tarımına el atması gerekiyor. Diğer belediyelerin benzer çalışmaları var, duyuyoruz.”
NURLU BADEMİNİN TİCARİ ADI, “NURLU 35”
İnternette yer alan 09.09.2016 tarihli bir habere göre, Datça badem çeşitleri Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünce 1999 yılında aşı kalemleri alınarak tohumluk ve tescil sertifikasyonu için fenolojik gelişimleri takibe alındı. Alınan aşı kalemlerinden ekonomik değeri en yüksek Nurlu badem çeşidinin bölge için gelişimi olumlu bulundu. Enstitü Müdürlüğünce 16 yıldan beri fenolojik gelişimi takibe alınan Datça Nurlu Bademinin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkezi Müdürlüğünce tescili yapıldı ve “Nurlu 35” ismi ile milli çeşitlerimiz listesinde yerini aldı.
Bir bilgi kaynağına göre, Datça'nın Nurlu Bademinin “NURLU 35” olarak tescillenmesinin nedeni, badem konusunda çalışan hocanın İzmirli olmasıydı.
MUTSO (Muğla Ticaret ve Sanayi Odası)'nın kendi sayfasındaki bir paylaşıma göre ise, MUTSO 07.09.2021 tarihinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlı Türk Patent ve Marka Kurumu'na yaptığı başvurunun kurum tarafından 24.11.2023 tarihinde kabul edilmesi ile Datça'nın Nurlu Bademini 1504 sayılı tescil numarası ile Muğla'nın coğrafi işaretli ürünler listesine aldırdı.
Peki, Datça dışından getirilen bademlerin “Datça bademi”, Datça dışında üretilen ya da Datça dışından getirilen bademler ile üretilen badem kurabiyesi, ezmesi, muhallebisi... vb. ürünlerin Datça bademinden üretilmiş ürünler gibi satılması, Datça bademinin önemli ve ciddi sorunlarından mıdır?
(Devam edecek)