|
Tweet |
MEHMET ERDAL / DATÇA
Barış Haftasının açılış konuşmasını yapan Haluk Koşar, hafta ile ilgili olarak şunları söyledi:
“Datça'da ve bütün ülkede düzenlenen “1 Eylül Barış etkinlikleri”, bildiğiniz üzere namluların gölgesinde gerçekleştiriliyor; namlular Avrupa'dan Ortadoğu'ya kadar çevremizi sarmış durumda. Savaşın etkisini hissetmediğimiz bir an bile yok. Ülkedeki yoksulluktan, kendisi zaten savaşın bir sonucu olan mülteciler üzerinden yükselen ırkçılık kâbusuna kadar her şey doğrudan savaşın etkisinde. Savaşın bu kadar yayıldığı ve kutsandığı, devletlerin savaş için birbirleriyle yarıştığı bu dönemde barıştan bahsetmek kadar önemli ve insanlık için değerli başka bir şey olmadığını düşünüyoruz. O yüzden, bu değeri artırmak için daha yüksek sesle ve daha çok yerde barıştan bahsetmekte yarar var.
Namlular bu derece etrafımızı sarmışken, gölgeleri de ister istemez üzerimize düşüyor; her düşüş daha çok canımızı yakıyor. Suruç'ta 12 Ekim'de kaybettiklerimizin acısı hala sıcaklığını koruyor. Diğer yandan, maalesef savaş, sadece devletlerin birbirlerine silah çevirmesiyle de olmuyor. Silahların resmi güçlerin elinde hak isteyenlere karşı baskı ve zor aracı olarak kullanılması da başka türlü bir savaş değil de nedir? Eminim, hakkını isteyen işiler, yaşama alanlarını koruyan köylüler, yaşama haklarına sahip çıkan Kürtler, Aleviler, kadınlar ve nice topluluk, hep bu savaşın içinde olan insanlar değil mi? Üstelik hemen hemen hepsi içinde bulundukları savaşın onurlu bir biçimde bitmesini isteyen doğal barış insanlarıdır. Ama maalesef, bundan 174 yıl önce iki sakallının da dediği gibi, bütün toplumların tarihi, başka bir savaşın tarihi ile bağlantılı; sınıf savaşı. O savaş bitmeden nihai bir barıştan söz etmek, ne yazık ki pek mümkün görünmüyor; zaten, Suriye'den Ukrayna'ya kadar bütün savaşlar, son noktada, bu savı destekleyen kar ve sömürüye dayalı savaşlar değil mi?
Tarihin çarklarının sınıf savaşının sonunu getireceğinin bilinciyle bugün var olan her bir savaşı sonlandırmak, insan onuruna uygun bir barışı tesis etmek ve yeni bir savaşı engellemek, insani değerlere sahip çıkan herkesin omuzlarında, vazgeçilmez bir görev olarak duruyor...
Bu çerçevede, barışın değerinden bahsetmek için savaşın vahşetini görmek, göstermek, hissettirmek gerekiyor. İşte, sanat tam da burada devreye giriyor. Bir fotoğraf, bir resim, bir şarkı, bir şiir, bir roman, bir oyun o vahşeti bize derinden hissettirebiliyor.
Sanatın gözüyle gördüklerimiz, duyduklarımız, düşündüklerimiz, hissettiklerimiz bu sahnelerin bir daha yaşanmaması için insanların savaşa karşı olma duygusunu güçlendiriyor. Bu duyguyu yaratan güç, sanatın gücüdür. İşte, tam da bu yüzden, savaş çığırtkanları, kendilerine düşman yaratırken, sanatı en başa yerleştiriyorlar. Savaşın tüm zulmünden sanata da pay çıkartıyorlar; sanatın ışıklarını kapatarak karanlığı yaygınlaştırıp derinleştiriyorlar. Festivalleri, konserleri, tiyatro oyunlarını yasaklayıp, şarkıcıları hapse atıyorlar.
Yüzyıllardır ne bu baskıya ne de bu karanlığa boyun eğmeyen insanlar var; az da değiller. Sanatçılar, bu insanların içinde ve en ön sıralarda yer alıyorlar. İnsanlığın özgürleşme mücadelesinde örnek bir yer tutuyorlar.
Şimdi üstümüze gelen karanlığa rağmen tekrar ve tekrar bağırmalı; savaşa hayır, yaşasın sanat!”
Platform adına yapılan konuşmadan sonra “barış” temalı şiirler okundu ve şarkılar, türküler söylendi.
Etkinlik, saat 20.00 gibi sona erdi.
“Barış Haftası” etkinliğinin ikincisi, 29 Ağustos Pazartesi günü saat 19.00'da Barış Parkında düzenlenecek “Barışa dair birlikte düşünmek” içerikli söyleşi ve forum olacak.