Bugun...



Kalıcı Yaz Saati Uygulaması 2: Çocuklarımız Hangi “Bahar”da Uyanacaklar?

Bir önceki yazımızda, kalıcı yaz saati uygulamasının Copernicus ve Galile’den habersiz geri bir göksel bilgisizliğe dayandığı, enerji tasarrufu değil israfını getirdiği, ama bazılarına da para kazandırdığı ele alınmıştı. Uygulamanın asıl yıkıcı etkisi ise ne yazık ki çocuklarımız başta olmak üzere ülkemiz emekçilerinin biyolojik ve psikolojik sağlıkları üzerinde olmaktadır.

facebook-paylas
Tarih: 11-12-2024 22:46

Kalıcı Yaz Saati Uygulaması 2: Çocuklarımız Hangi “Bahar”da Uyanacaklar?

Adnan ERKUŞ(*)

                       Özellikle tüm batı Anadolu’da gündoğumundan en az bir saat önce yatağından kalkmak zorunda kalan işçiler, memurlar ve öğrencilerimiz ne yazık ki “zombiler” gibi karanlıkta korka-titreye yollara düşmektedirler. Bu erken kalkışın elektrik tüketimini ne kadar artırdığından öte, insanlar üzerinde ne gibi biyolojik ve psikolojik etkilerinin olduğunu aşağıda ele almaya çalışalım.

            Uyku, insan bedeninin ve beyninin kendini yeniden “şarj” ettiği bir günlük yaşam etkinliğidir. Bu evrede tüm tıp araştırmalarının gösterdiği gibi, protein sentezi artar, stres hormonları azalır, büyüme hormonları artar; protein sentezi artar, bedendeki hücreler onarılır ve yeniden yapılandırılır; kısacası biyolojik olarak beden dinlenirken enerjisi yenilenir. Beyin açısından da özellikle rüyaların görüldüğü REM sürecinde gündüzün yaşantıları gözden geçirilir, ‘zararlıları’ ve zayıf bellek izleri elenir, sinir hücreleri ve bellek yeniden düzenlenir. Bu bakımdan insanın sağlığı açısından son derece önemli bir yaşamsal günlük döngüdür. Düzensiz ve yetersiz uykunun kan şekerini ve tansiyonu yükselterek, oburluğa ve bedende iltihaplanmalara yol açarak kardiyovasküler vd bozukluklara zemin hazırladığı çok sayıda bilimsel çalışmayla gösterilmiştir. Düzensiz uyku ve uykusuzluk, olmayan şeyleri yaşantılamak olan varsanıyı (halüsinasyon) da artırır. Daha karanlıkta yatağından kalkıp yollara düşen insanların biyolojik ritimleri bozularak, gün içinde kronik yorgunluk duygusu ve dikkat eksikliği (dalıp gitme, bir konuya odaklaşamama) yaşadıkları ve depresyona yatkınlıklarının (özellikle kuzey ülkelerinde görülen kış depresyonu) arttığı bilinmektedir. Tüm bunlar kazaları artırabilir, çalışma koşullarında kişiler arası ilişkilerin bozulmasına vd olumsuz sonuçlara yol açabilir.

            Ya okula giden çocuklar üzerinde ne gibi biyolojik ve psikolojik olumsuzluklara yol açabilir?

            Bugün ülkemizde, okulöncesi, ilköğretim ve orta öğretim düzeyinde 18 milyon 710 bin 265 öğrenci örgün eğitim almaktadır; görev yapan öğretmen sayısı ise 1 milyon 168 bin 896’dır (MEB, Strateji Geliştirme Başkanlığı, 2023-2024 Milli Eğitim İstaistikleri).

            Taşımalı eğitimi ve taşımalı eğitimdeki “taşıma”nın da artık kaldırıldığını düşünürsek, çocuklarımız ders başlangıcından çok daha önce uyanmak ve yollara düşmek zorunda kalmaktadır. Yapılan çalışmalarda ortaya konulmuştur ki çocukların bedensel ve zihinsel gelişimlerinin en fazla yükseldiği zaman günün sabah saatleridir. Ama “sabah”! Uyuması gereken karanlık gece saatleri değil! Bu ucube uygulamayı getiren “böyyükler” hiç mi bilmezler çocukların yetişkinlerden daha fazla uyuduğunu ve uyuması gerektiğini!? 

            Karanlıkta okul yollarına düşen çocuk, Prof. Dr. Üstün Dökmen’e göre,  “şöyle düşünüyor, ‘Off yine gecenin karanlığında sokağa çıktım’, çocuk zihninde karanlık ile okul arasında ilişki kurar ve karanlık eşittir okul fikri oluşmaya başlar, okula karanlığı bulaştırmış olur.” (Sputnik Türkiye, 09.10.2024). Bu koşullarda çocuklarımızın okulu sevmesi, okula istekle gitmesi olanaklı mıdır? “Zaten okula değil, ‘medreseye’ gitmeleri gerekir” değil mi ya! Karanlıkta okula giden yavrularımızın, derslerde öğretmene-konuya odaklaşması zorlaşır, okulda gerginlik yaşarlar, bu da arkadaşlarıyla ilişkilerine yansır.

            Kalıcı yaz saati uygulaması, adı üstünde en çok kışın sorunlu olmaktadır. Sönük kalması gereken saatlerde evlerin, okulların, resmi dairelerin ışıkları sonuna kadar açılıyor; zaten tam da bu nedenle enerji tasarrufu değil israfına yol açılmaktadır. Ayrıca, yandaş enerji şirketlerini kollama eleştirisi nereden mi doğru görünüyor, şuradan; eğer iyi niyetli ve haklı olsalardı, hiç değilse okullar için bu saat uygulaması kaldırılabilirdi, ama ısrarla sürdürüyorlar! Küçücük yavrularımız uykuları kesilerek buz gibi bir ortamda titreyerek okullarına gidiyorlar; karanlıkta zaten güvensiz duruma gelmiş sokaklarımızda genç kızlarımız korka korka yol alıyorlar! Hangi vicdan bunu kaldırabilir!? Elbette, para ve siyasi hırsından gözleri kararmış ve vicdanlarını yitirmiş olanlar!

            Çocukların (ve elbette büyüklerin de) biyolojik ve psikolojik gelişimlerine aykırı bu ucube dayatmanın açtığı yaralar onulmaz duruma gelmiş, adeta bir işkenceye dönüşmüştür. Ey siz efendiler(!), ülkemiz ile çok farklı enlemlerde yer alan ‘Kabe ile aynı anda sabah namazı kılacağız’ veya “bazılarını zenginleştireceğiz” diye düşünüp, 76 dakikalık gün ağarması ve gece-gündüz farkını dikkate almadan uygulamalar yaparken, bilime de akla da vicdana da aykırı, ülke geleceğini karartan bir uygulama yaptığınızın farkında mısınız? Bu ucube uygulamaya derhal son verilmelidir.

            “Çocuklara kıymayın efendiler”!

(*)Azgelişmiş ülkenin azgelişmiş emekli akademisyeni




Bu haber 1390 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER TOPLUM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI