|
Tweet |
ALİ GÖNENLİ / ÖYKÜ
Mustafa'nın anlaşma yaptığı villaların inşaatına başlayalı üç ay olmuştu. On villanın satışı yapılmış, inşaat hızlı şekilde devam ediyordu. Malzeme alımlarını yapan Mustafa'nın, Mumculara gelemediği günlerde, inşaatın bazı işlerini kontrol etmesi için Filiz'den destek alıyordu. Malzemelerin inşaata gelip gelmediğini, ustaların devamlılığını, bazı prosedürleri Filiz takip etmeye başladı. İnşaat süresince belli bir maaş konusunda da anlaştılar. Filiz, Mustafa ve Mumcularda tanıştığı çevreden inşaat işini öğrenmek için her fırsatı değerlendiriyordu. İmarlı arsa, proje çizimi, kat karşılığı, demirci-kalıp, tesisat, mobilya gibi birçok ayrıntıyı öğrenmeye çalışıyordu.
"Goley geesin Filiz Hanım."
Kafasını çevirip baktığında, Mustafa'nın anlaştığı arsa sahibinin sırıtan yüzünü gördü.
"Sağolun Mehmet Bey. Nasılsınız?"
"Şööle bööle.Sen nahalsın bakeen?"
"Bende iyiyim."
"Eyi ketenpereye getiidin bene.Mısdıva köşeyi dönee buudan."
"Sizde döneceksiniz.Bakın size düşen villalalarda yabancılara iyi fiyata satılıyor.Mustafa'nın çevresi olmasa satamazdınız."
"O dediin de dovru."
"Siz kendi kazandığınıza bakın.Başkasının kazancında gözünüz olmasın."
"Yok yaav.Gözü olanın gözü çıksın."
Filiz, şantiyedeki konteynerın içine geçince, arsa sahibi de arkasından geldi.
"Çay vaa mı?"
Filiz, adamın niyetini anlamıştı.O'na yanaşmak istiyordu.
"Buyrun Mehmet bey.Çayımız var."
Bardağı doldurup, arsa sahibinin önündeki sehpaya bıraktı.
"Sennen anneşmek pek datlı oldu.Gelgelelim dadına bi sefee bakıbildim.Gerisi geemedi."
Acıma ve sinir karışımı gülümsedi Filiz.
"O pazarlık bitti Mehmet Bey. Geride kaldı."
"Bende ev yapcek toprak çok.Bazaalık bitmez beniynen."
"Onu o zaman geldiğinde görüşürüz," deyip şantiyeden ayrıldı Filiz.Arkasından arsa sahibi seslendi.Benim oolan yazaane açcek Mumculaada.Aklında oosun."
Tamam anlamında başını sallayıp, arabasına binerek uzaklaştı.Pınarlıbelene vardığında, büyük okaliptüs ağacının altındaki eski taş yapı içindeki kahvenin önünde durdu.Orda oturmayı çok seviyordu.O'nu gelip geçerken tanıyan kahveci, adaçayını getirip önüne bıraktı.
"Sağol abi.Eline sağlık."
"Afiyet olsun kızım.Nasıl gidiyor inşaat?"
"Hızlı gidiyor abi.Yaza biter inşallah."
Dışarı çıktığında, soğuk kulaklarını kesiyordu. Arabasına binip, kardeşinin okulunun önüne park etti.Ablasının geldiğini gören Ercan, koşarak gelip arabaya bindi.
"İyiki geldin abla.Yoksa eve kadar üşürdüm."
"Oy kıyamam sana.Gelirim tabi.Başka kardeşim var mı benim.Hadi birer salep içip eve gidelim."
"Tamam abla.Ben tarçınlı severim."
Saleplerini içerken, kardeşini gözledi uzun uzun."
"Bi şey mi oldu abla?Beni seyredip duruyon."
"Seyredemezmiyim yakışıklı kardeşimi.Kocaman erkek olmaya başladı."
"Dalga geçme abla yaa.Erkek adam bu havada eve giderken üşürmü? "
"Üşür üşür.Dediğinin erkeklikle ilgisi yok."
Birden telaşlandı."
"Aaa."
"Ne oldu abla?"
Dün anneme kömür gönderecektim.Hadi kalk kalk.Kömürü bittiyse üşümüştür kadın.Bardağı al eline yolda içersin."
Kapalı bir bardağa, annesi için salep aldı.Koru köyü girişindeki ardiye ters yönde olmasına rağmen, sahibini tanıdığı için, ışıklardan dönüp kömürü ordan almak istedi.Kapıdan içeri girip sahibine seslendi.
"Kolay gelsin Onur.Benim arabanın bagajı kaç torba kömür alır."
"Beş torba yeter abla.Çok ağır olmasın."
"Tamam.Vereceğim adrese bir ton daha gönder olur mu?"
Aldığı ve sipariş ettiği kömürlerin parasını ödeyip, Beçin'e doğru yola çıktı.Eve vardıklarında, annesi sobayı yakmış yanında oturuyordu.Onları görünce kalkıp sarıldı.
"Hoş geldiniz yavrularım.Bi şey mi oldu?"
"Yok annem.Kömürü unutmuşum göndermeyi."
"Var daha kızım.Arasaydın keşke."
'Seni de görmek istedik."
Sitem edercesine gülerek sordu.
"Ne o? Geldiğimiz hoşuna gitmedi mi?"
"Öyle şey mi olur kurban olduklarım."
"Hadi koca erkek.Çuvalların ucundan tut.Annemizin kömürlerini indirelim."
"Tamam abla."
O gece annesiyle uzun uzun sohbet edip, birbirlerine sarılarak yattılar.Babası, çoğu geceler gibi, o gecede eve gelmedi.Sabah kalktıklarında, kahvaltı yapmadan annesiyle birlikte Mumcular'a döndüler.Babasının sus payı olan parayı her zamanki yere bıraktı.Mumculara gittikleri zaman, ev klimalı olduğu için, annesi soba yakma derdinden de kurtulmuş oluyordu.Yol üzerindeki fırında yapılmış çaykama börekten bolca aldı.Evde kahvaltılarını yaparken Mustafa'dan gelen mesajı okudu.
"Saat oniki gibi kızlar kahvesine gel.Bir iki ekiple buluşacağız."
Yanıtı kısa oldu.
"Tamam"
Anlaştıkları saatte kızlar kahvesine gitti.Nenelerinin yıllar önce açtığı kahveyi, iki kız kardeş İşletiyordu.Kahveye gelenlerin çoğu Van merkez ve ilçelerinden Mumculara inşaatta çalışmaya gelen Kürt işçilerdi.Limonlu adaçayını içerken, Mustafa'da geldi.İş için görüşeceği ekibin başı, gelip yanlarına oturdu.Sıva, alçı, boya işi için anlaşmaları kısa süren görüşme ile bitti.Sırada mermer işi vardı.İnce uzun boylu biri Mustafa'nın karşısına oturmuş, O'nu dinliyordu.Mustafa'nın her şartını kabul etti.Bu durum Filiz'in dikkatini çekti.
"Mermer işlerimizi Barış usta yapacak."
Anladım anlamında başını salladı Filiz.İşleri vereceği ekiplerle anlaşan Mustafa, hesabı ödeyip ayrıldı.Filiz, Barış'ın yanına doğru sandalyesini çekip sordu.
"Her dediğini neden kabul ettin."
"İşe ihtiyacım var.Buralara yeni geldim.Tanıdığım kimse yok.Çokta para lazım değil."
"Ailen yok mu?Annen, baban, kardeşlerin."
Barış, söylenenleri anlamamış gibi, donuk donuk Filiz'in yüzüne baktı.
"Burda ucuz eşya alacağım yer var mı?"
Sorularına yanıt vermeyen bu adam, ilginç geldi Filiz'e.
"Var.Neler alacaksın?"
"Yerini tarif edermisin?"
Sorduğu soruların hiçbirine yanıt alamıyordu.
"Hadi birlikte gidelim."
Kızlar kahvesinden çıkıp, ikinci el ev eşyası satan dükkana gittiler.Barış, ihtiyacı olan eşyaların en ucızlarını alıp parasını ödedi.Dükkan sahibinin, küçük bir ödeme ile eşyaları kamyonetle istediği yere götüreceklerini teklif etmesini kabul etmedi.
"Sağol.Ben taşırım."
Filiz iyice şaşırdı.O eşyaları bir kişinin taşıması çok zordu.Bir kaç kere gidip gelmesi gerekecekti.
"Nerde kalacaksın?"
Yine yanıt gelmedi.
"Duymuyormusun beni?Nerde kalacaksın?"
Mırıldanır gibi konuştu Barış.
"İnşaatta."
"Bu soğukta inşaatta mı kalınır.Hadi gel benimle.Yarın gelir eşyaları alırsın."
Filiz'in arabasıyla kahveye dönüp Barış'ın iki çuval içindeki eşyalarını aldılar.Ardından, Mustafa'dan aldığı ofise geçtiler.
"Burda bir kaç gün kalırsın.Kalacak yerini ayarlayınca geçersin.
Hiç gülmeyen, donuk yüzüyle yere bakarak konuştu Barış.
" Allah razı olsun."
Filiz klimayı açıp, ılık bir dereceye ayarladı.
"Yan odada ben çaşılıyorum.Girmesen iyi olur."
Ofisten çıkarken Barış'ı uyardı.
"Klimayı kapatma.Üşür hasta olursun."
Her gün erkenden kalkıp, kardeşinin kahvaltısını hazırlardı.Sonra gidip öperek uyandırırdı.O günün sabahı, bu işleri annesi yaptı.Uyusun diye, Filiz'i kaldırmadı.Uyandığında annesine sitem etti.
"Anne hava çok soğuk. Ben bırakırdım okula."
"Bu kadar rahata alışmasın.Hiç bi şey beceremez sonra.Hadi sende kahvaltını yap."
Aklına Barış geldi.Akşam iyi uyudu mu diye düşündü.Kahvaltıdan sonra gidip kontrol etmeye karar verdi.Ofise gittiğinde Barış yoktu. Her taraf, bir insanın gece kaldığına dair hiçbir iz bırakmayacak şekilde toplanmıştı.Şantiyeye gittiğinde, Barış'ı eşyalarını yerleştirirken buldu.Duvarları örülmüş, sıvasız bir odayı, kalacağı şekilde hazırlıyordu.Pencereye bir naylonun kenarlarını tahtalar ile çivilemiş, giriş yerine de kalıp tahtalarından bir kapı çakmıştı.
"Günaydın. Erkencisin."
"Günaydın."
"Ağzındaki laf kerpetenle zor alınıyor. Hadi gelde bi şeyler yiyelim."
"Yedim ben."
Hiç bir şey yemediği belliydi. Bu kadar işi yapmak için çok erken kalkmış olmalıydı. Yakındaki market, aynı zamanda çay da satıyordu. Simit ve çay alıp geldi.
"Nasıl ısınacaksın burada? Soğuk olur."
"Üşümem.Az çalışayım. Soba alırım."
"Tamam. Kolay gelsin sana."
"Allah razı olsun."
Parası olmadığı için soba alamamış olması, Filiz'in canını sıktı.Bu kış ortasında, ne aldığı eşyaları taşıyacak nakliye, ne de eski bir soba alacak parası yoksa Barış'ın durumu gerçekten kötü olmalıydı.İkinci el eşyacıya gidip soba ve borularını aldı.Şantiyeyi tarif edip teslim etmelerini istedi.İnşaatlarda kalıplardan kalan tahta parçası çok olduğu için yakacak derdi yoktu.