Şamaroğlanı, herkesin azarladığı ve hıncını aldığı, sürekli suçlu bulunan ve bunlar karşısında 'gıkının çıkmadığı' kimse anlamına gelen bir deyimdir.
16 ve17.Yüzyılllarda Avrupa'da feodal düzenin hakimiyeti sınucu üst sınıf ve alt tabaka arasındaki uçurum iyice açılmştı. Öyle ki soylu kesim, kendisini halktan çok üstün görüyor ve onlarla herhangi bir yakın temastan kaçınıyordu.
Dolayısıyla saray mensubu ve asilzade çocuklarının halkın arasına karışıp onlarla aynı dersliklerde eğitim almaları düşünülemezdi. Doğal olarak en iyi hoca ve alimler, saray, şato ve konaklarda bu çocukların ayağına getiriliyordu.
Ancak o dönem, eğitim sırasında dayak ve cezalandırma çok yaygındı ve tabi ki; bu yöntemin soylu çocuklar üzerinde kullanılması mümkün değildi.
İşte buna çözüm olarak alt tabakadan bir çocuk, ders sırasında bu dayağı yemek için hazır bulunuyordu. Asilzade çocuğunun işlediği her hatada şamar(tokat) ve sopayı bu çocuk yiyordu.
Diğer bir ayrıntı da, derse katılan bu halk çocuğunun bir şeyler öğrenmemesi için sağır kimseler arasından seçilmesi ya da bilhassa bu iş için sağır edilmesiydi.(1)
Osmanlı'da 'şamaroğlanı'
Osmanlı sarayında şehzadeler veya önemli devlet adamlarının çocukları eğitim alırken, cezalandırmaları gerektiğinde direkt onlara değil, onların yerine bir başka çocuk cezalandırılırdı. Bu sistem, zamanla halk arasında yaygın bir deyim haline gelerek, haksız yere sürekli azar işiten, kişiler için kullanılmaya başlandı. (2)
*
Günümüzde CHP' nin ve yöneticilerinin, milletvekillerinin, belediye başkanlarının aleyhinde açılan davalar, genel başkanın Kemal Kılıçdaroğlu yerine Özgür Özel'in seçildiği, Olağan Genel Kurul'a karşı açılan 'Mutlak Butlan Davası(Mutlak Geçersiz), Özgür Özel dahil bir çok CHP milletvekili hakkında Meclis'e verilen dokunulmazlık dosyaları, ana muhalefet partisi olan CHP'nin sürekli suçlanması, hep kendini mahkeme salonlarında savunma içinde olması, yerel seçimlerde kazanılan belediyelerin başkanlarının partisinden ayrılması için baskı yapılması; iktidar partisine geçmeyenlerin cezalandırılarak tutuklanması, belediyelere kayyum atanması, kadın milletvekillerine atılan çirkin iftiralar, yolsuzluk, rüşvet ve diğer suçlamalar her geçen gün artıyor. Bütün bu yaşananlar CHP 'nin ve genel başkanı Özgür Özel'in 'şamaroğlanı'na dönüştüğünü düşündürüyor.
Ayrıca, 13 yıl boyunca partisinin genel başkanlığını yapan Kemal Kılıçdaroğlu'nun partisine ve milletvekillerine yapılan ağır eleştirilere karşı hiçbir şey söylememesi, 'Mutlak Butlan' kararı çıkması durumunda partinin başına geçmek için beklemesi, insanları düşündürüyor ve üzüyor.
Ana muhalefetin varlığı, demokrasi geleneğinin bir gereğidir. İktidar ve muhalefet bir bütündür.
14 Mayıs 1950'de yapılan seçimleri ilk defa CHP kaybetti, Demokrat Parti kazandı. 22 Mayıs 1950'de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini 377 oy alan Celal Bayar kazandı, 66 oy alan İsmet İnönü kaybetti.
Hem Cumhurbaşkanı hem de CHP genel başkanı olan İsmet İnönü, seçim sonuçlarını öğrenince, "Biz kaybettik ama Türkiye kazandı" demiştir. Sonra Türkiye, çok partili döneme geçmiştir.
Seçim sonuçlarını olgunlukla karşılamak çok önemli bir erdemdir.
Demokrasilerde kazanılan seçimlerde göreve gelmek ve sorumluluk almak, bir bayrak yarışıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlık bayrağını yere düşürmeden görevi hakedenlere teslim etmek çok önemlidir. Aksi takdirde, kurumlara, devlete ve adalete güven konusu, ülke ekonomisi, ülkenin uluslararası itibarı zedelenir.
Hepimiz bu çatının altında özgür, mutlu ve huzurlu yaşayalım; birbirimizi ötekileştirmeyelim.
Başka Türkiye yok.
Kaynak:
(1) - hurriyet.com.tr
(2) - birgun. net/haber