Belki de bu soruyu sormak bile başlı başına düşündürücü:
*Kürtleri neden sevmeliyiz?*
Aslında doğru soru bu olmayabilir.
Belki de asıl sormamız gereken şudur:
*Bir insanı Kürt olduğu için neden daha az sevelim?*
Türkiye, yüzyıllardır farklı halkların, dillerin, kültürlerin ve inançların birarada yaşadığı bir coğrafya. Bu toprakların hikâyesini yalnızca tek bir kimlikle anlatmak mümkün değil.
Kürtler de bu hikâyenin dışında değil.
Tam tersine, bu ülkenin kuruluşundan bugüne kadar ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal ve askeri hayatında yer almış milyonlarca insanın kimliğidir Kürtlük.
Bugün Türkiye'nin dört bir yanında Kürt vatandaşlarımız yaşıyor.
Aynı apartmanda komşuyuz.
Aynı fabrikada çalışıyoruz.
Aynı üniversitede okuyoruz.
Aynı hastanede tedavi oluyoruz.
Aynı pazardan alışveriş yapıyoruz.
Aynı sokaklarda çocuklarımızı büyütüyoruz.
Bazen aynı ailelerin içinde bile farklı kimlikler bir arada bulunuyor.
Peki hâlâ birbirimizi yalnızca kimliklerimiz üzerinden değerlendirmek neden?
## Kürt olmak bir siyasi görüş değildir
Türkiye'de Kürtler hakkında konuşulurken yapılan en büyük yanlışlardan biri, Kürt kimliği ile siyasi tercihleri birbirine karıştırmak.
Oysa Kürtler de Türkler gibi birbirinden farklı milyonlarca insan.
İçlerinde farklı siyasi partileri destekleyenler var.
Siyasetle hiç ilgilenmeyenler var.
Muhafazakârı var, sosyal demokratı var, milliyetçisi var, liberali var, dindarı var, seküleri var.
Bir insanın Kürt olması onun siyasi düşüncesini belirlemez.
Nasıl Türk olmak herhangi bir siyasi partiye mensup olmak anlamına gelmiyorsa, Kürt olmak da herhangi bir siyasi yapının parçası olmak anlamına gelmez.
Bu ayrımı yapamadığımızda milyonlarca insanı tek bir kalıba sokmuş oluruz.
Ve insanları tanımadan yargılamaya başlarız.
## Bir örgütün eylemi bir halkın kimliği değildir
Türkiye'nin yakın tarihinde terör nedeniyle büyük acılar yaşandı.
Askerlerimizi, polislerimizi ve sivillerimizi kaybettik.
Aileler dağıldı.
Çocuklar babasız kaldı.
Anneler evlatlarını toprağa verdi.
Bu acıların hiçbirini küçümsemek mümkün değil.
Ama terör örgütlerinin eylemleriyle milyonlarca Kürt vatandaşın kimliğini birbirinden ayırmak zorundayız.
Bir örgütün yaptığı eylemin sorumluluğu, o etnik kimliği taşıyan insanların tamamına yüklenemez.
Nasıl bir suçlunun işlediği suç nedeniyle aynı şehirde yaşayan bütün insanları suçlamıyorsak, bir örgütün eylemleri nedeniyle Kürtleri topluca suçlamak da adil değildir.
Çünkü insanın kimliği ile başkasının işlediği suç arasında otomatik bir bağ kurulamaz.
## Kürtler bu ülkenin yalnızca bir parçası değil, hikâyesinin ortaklarıdır
Türkiye'nin tarihine baktığımızda Kürtlerin bu ülkenin ekonomik ve sosyal hayatında ne kadar büyük bir yer tuttuğunu görmek zor değil.
Tarlalarda çalışan Kürt çiftçiden fabrikalarda emek veren işçiye...
Bilim insanından sanatçıya...
Öğretmenden doktora...
Sporcudan esnafa...
Türkiye'nin her alanında Kürt vatandaşların emeği var.
Kürtçe konuşan bir vatandaşın da Türkçe konuşan vatandaş kadar bu ülkeye ait olduğunu hissetmesi gerekir.
Çünkü vatandaşlık, insanın evinde konuştuğu dille ölçülmez.
İnsanın etnik kökeniyle ölçülmez.
İnsanın ailesinin nereden geldiğiyle ölçülmez.
*Vatandaşlık, eşitlik ve ortak hukuk üzerinden kurulur.*
## Amedspor'un başarısı neden hepimizin başarısı olabilir?
Bugün bunun en güzel örneklerinden biri futbolda karşımıza çıkıyor.
Amedspor'un Süper Lig'e yükselmesi yalnızca Diyarbakır'da yaşayan insanların sevincinden ibaret değil.
Elbette Diyarbakır için bunun özel bir anlamı var.
Ama Amedspor artık Türkiye futbolunun en üst seviyesinde mücadele edecek bir kulüp.
Başka şehirlerin takımlarıyla karşılaşacak.
Türkiye'nin dört bir yanından taraftarlarla buluşacak.
Yeni rekabetler doğacak.
Yeni dostluklar kurulacak.
Yeni futbol hikâyeleri yazılacak.
İşte sporun güzelliği burada.
*Bir Diyarbakır takımının başarısı, Türkiye futbolunun hikâyesine eklenen yeni bir başarıdır.*
Diyarbakır da Türkiye'dir.
Amedspor'un başarısı da Türkiye futbolunun bir parçasıdır.
Bir çocuğun Amedspor formasını gururla giymesi, Türkiye'ye olan aidiyetini azaltmaz.
Tam tersine, kendisini bu ülkenin içinde değerli hissetmesine katkı sağlayabilir.
Aynı ülkeye farklı pencerelerden bakabiliriz
Bir Türk, Türk kimliğiyle gurur duyabilir.
Bir Kürt, Kürt kimliğiyle gurur duyabilir.
Bir Laz, Laz kimliğiyle...
Bir Çerkes, Çerkes kimliğiyle...
Bunların hiçbiri diğerinin varlığını tehdit etmek zorunda değildir.
Çünkü insanın birden fazla aidiyeti olabilir.
Hem Kürt olabilir hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olabilir.
Hem Diyarbakırlı olabilir hem Türkiye'nin tamamını kendi ülkesi olarak görebilir.
Hem kendi kültürünü sevebilir hem başka kültürlere saygı duyabilir.
Bunda bir çelişki yoktur.
Tam tersine, modern toplumların zenginliği biraz da buradan gelir.
Sevmek zorunda değiliz, saygı göstermek zorundayız
Belki de yazının başındaki sorunun en önemli cevabı burada.
Kimse kimseyi sevmeye zorlanamaz.
Ama kimseyi etnik kimliği nedeniyle aşağılamamak, dışlamamak ve düşmanlaştırmamak gerekir.
Çünkü birlikte yaşamak için herkesin birbirini sevmesi gerekmiyor.
*Birbirine insan olarak saygı duyması yeterli.*
Fakat saygı zamanla sevgiyi de doğurabilir.
Komşumuzun çocuğu başarılı olduğunda sevinmek...
İş arkadaşımızın düğününe gitmek...
Hastalandığında geçmiş olsun demek...
Takımı kazandığında onu tebrik etmek...
Bunlar büyük siyasi projeler değildir.
Ama toplumları birbirine bağlayan küçük insanlık davranışlarıdır.
Birbirimizin acısını da sevincini de paylaşabilmeliyiz
Türkiye'nin geçmişinde acılar var.
Türklerin de acıları var.
Kürtlerin de acıları var.
Başka toplulukların da...
Hiçbir acının diğerinden daha değersiz olduğunu söylemek zorunda değiliz.
Ama birbirimizin acısını kabul edebiliriz.
Bir annenin gözyaşının etnik kimliği olmadığını anlayabiliriz.
Bir babanın evladını kaybettiğinde Türk mü, Kürt mü olduğunun acının büyüklüğünü değiştirmediğini görebiliriz.
Ve belki de gerçek kardeşlik tam burada başlar.
*Senin acını anlayabiliyorum, çünkü sen de benim gibi insansın.*
Son söz..
Kürtleri sevmek zorunda olduğumuzu söylemek belki de yanlış bir başlangıç.
Çünkü sevgi emirle oluşmaz.
Ama adalet mümkündür.
Saygı mümkündür.
Eşitlik mümkündür.
Önyargılarımızı sorgulamak mümkündür.
Ve birlikte yaşamak mümkündür.
Kürtleri sevmek için özel bir sebep aramaya gerek yok.
Onları diğer insanlardan daha fazla veya daha az sevmemek yeterli.
Çünkü Kürt komşumuz da bizim gibi çocuğunun geleceğini düşünüyor.
Kürt anne de bizim annemiz gibi evladının sağlıklı olmasını istiyor.
Kürt baba da bizim babamız gibi ailesinin huzur içinde yaşamasını istiyor.
Kürt genç de bizim gençlerimiz gibi hayaller kuruyor.
Ve Amedspor'un tribünlerinde sevinen bir çocuk da, İstanbul'da tuttuğu takımın formasını giyen çocuk kadar bu ülkenin geleceğinin bir parçası.
Belki artık birbirimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
*“Sen hangi kimliktesin?”*
yerine,
*“Seninle nasıl daha iyi bir gelecek kurabiliriz?”*
Çünkü bu ülke hepimizin.
Ve farklılıklarımız birbirimize engel olmak zorunda değil.
Tam tersine, birbirimizi tamamlayan bir zenginliğe dönüşebilir.
*Kürtleri sevmek için önce onları değiştirmeye çalışmaktan vazgeçmek gerekir.*
Oldukları gibi insan olduklarını görmek yeterlidir.