|
Tweet |
Dr. Adnan ERKUŞ
1. Deprem ve hurafeler
Deprem, kızgın bir ateş topundan sonra giderek soğuyan yeryüzündeki kara parçalarının (levha/plaka) hala hareket halinde olmalarının bir sonucudur ve tamamen fizik yasalarına göre gerçekleşen bir olaydır. Depremi inceleyen deprem bilimciler (sismologlar), yerbilimciler (jeologlar) ve elbette diğer alt ve yan alanlardır. Günümüzde, bu levha parçalarının neler olduğu ve nasıl hareket ettikleri deprembilimciler tarafından büyük ölçüde ortaya çıkarılmıştır.
Ülkemizin tektonik yapısı, güneydoğusunda yer alan Arabistan levhasının ve güneyinde yer alan Afrika levhasının kuzeye-Anadolu’ya doğru baskı yapması; limon gibi görünen Anadolu’nun kuzey bölümünün ise sert (rijid) Avrasya levhasının (KAF) arasında sıkışması sonucu batıya doğru hareket etmesi ve giderek Ege Denizi’ne doğru yol alması depremlerin fiziksel gerçeğini oluşturur. Ülkemizde de deprem bilimciler çok önemli çalışmalar yapmışlar ve yapmaya devam etmektedirler.
Deprem, ne öküzün boynuzları arasında sanılan dünyanın, öküzün kafa sallamasıyla oluştuğu, ne de “insanlar azdı, tanrı da cezalandırıyor, deprem ondan oluyor” cahilliğiyle açıklanabilir. İlki zaten tarihte kalmıştır; can çekişen ikincisi ise birkaç açıdan doğru değildir: a) Bu iddiada bulunanlar ya tanrıyla konuşuyorlar olsa gerektir ya da kendilerini tanrı yerine koyuyor (ŞİRK) olsalar gerektir. b) Depremler dini inancı çok yüksek olan coğrafyalarda da diğer yerlerde de (levha karşılaşmaları olan yerler) olagelmektedir. c) Depremlerde anne karnındakinden yeni doğmuşuna, bir aylık olanından bir yaşına olanına kadar binlerce bebek, din adamları, vs masum ölmektedir. Demek ki bu görüşler baştan aşağıya akla, bilime, gerçeğe aykırıdır; hatta ondan da ötesidir.
Maden ocaklarında ölenlere, “güzel öldüler”, fıtrat; sellerde ölenlere vd kader diyenlerin, özellikle karar alma mekanizmalarındaysalar kendi suçlarını tanrıya havale etmelerinden başka bir anlam taşımaz. Maden ocağında gerekli önlemleri alma, denetleme, ölçüm alma vs sonra da… Dere yataklarına imar izni ver, denetleme, vs sonra da… Bu bir suçüstü vakasıdır.
Depremleri (vd) kader olarak görenler, hiç deprem bilimcileri dinler, deprem olma olasılığı olan yerlerde ona uygun inşaat izni, güçlendirme vb yaparlar mı? Ne gezer! Çünkü, o kafaya göre bu (ve tıp, bilim…) kadere müdahale etmek anlamı taşır. Ne yaparlar? Yıkılan yerlere rant gözüyle bakar ve yine hiçbir etüt yaptırmadan hızla betonları dikmeye devam ederler…
İşte bilim ile hurafe arasındaki fark! Niye eğitimimiz hızla çağdaş, laik, bilimsel eğitimden uzaklaştırılıyor, açık değil mi?
2. Deprembilimciler ve bilimsel etik
Bilimin çalışma amaçları; önce olayı anlama/betimleme, sonra bu olayın parçaları arasındaki ilişkileri ve nedenlerini açıklama, açıklamadan sonra varolan ilişkiler yardımıyla veri toplayıp neyin ne kadar olacağını tahmin etme, en sonra da o olayın olup olmamasını kendi denetimine almadır.
Bilimci, öncelikle, varolan çalışmaların sonuçlarına, kişisel gözlemlerine ve çeşitli kuramlara göre, bir iddia da (hipotez/denence) bulunur, bu iddiasını kanıtlamak için veri toplar, verileri analiz eder, sonuçta bu iddiası kabul ya da reddedilir; her iki durumda da sonuç (geçici de olsa) bir bilimsel bilgidir. Bulgular bu yönde olsa bile, denence (hipotez), adı üstünde sınanmak üzere öne sürülen bir iddiadır sadece, bırakın kesinliğini(!),asla bir bilgi bile değildir.
Denencesi (hipotezi) için veri toplayıp iddiasını test amacıyla istatistiksel uygun analizler yapan bilimcinin, iddiasının kabul edilmesi bile geçicidir, bulduğu sonuç belirli bir olasılık (alfa hatası) içinde söz konusudur; yani, iddianın bir tek çalışmayla kabul edilmesi de kesin bilgi değildir. Hal böyleyken, deprem özelinde ele alırsak; BANA GÖRE, a) “bu fay kırılması daha büyük deprem üretmez, rahat olun” veya b) “bu hat bir bütün olarak kırılacak ve çok daha büyük deprem üretecek” demek, ASLA ve ASLA BİR BİLİMSEL BİLGİ DEĞİL, OLSA OLSA BİRER DENENCEDİR! Bu denencelerin, veri toplayıp bilimsel olarak sınanmalarına gereksinim vardır.
Deprembilimcilerin, önceki bulgulara dayanarak olmasını bekledikleri (tahmin ettikleri) Büyük Marmara Depremi, son yaşanan 6.2 büyüklüğündeki Silivri depreminden sonra ne yazık ki özellikle halkta çeşitli kafa karışıklıklarına yol açtı. Neden? Çünkü kırılma ve büyüklüğü konusunda henüz ne verisi toplanan ne de test edilen çeşitli “görüşler” (hipotezler) sanki kesin bilgiymiş gibi TeVe kanallarında halkın önünde tartışıldı. Ne yazık ki halkın bilime ve deprembilimcilere olan güveni de sarsıldı.
Deprembilimciler (ve aslında diğer tüm mühendislik alanlarında); bilim, bilimsel araştırma ve etik konusunda bir eğitim alıp almadıklarını; kişisel sorunlarını halka yansıtma konusundaki egolarını ve deprem gibi ciddi korku ve sonrasında da ciddi kaygı üreten bir konuda yapacakları açıklamalarını gözden geçirmelerinde yarar vardır. Alandan olmayıp da ikide bir ekranlara çıkıp ahkam kesenlere söyleyecek bir söz var mıdır ki!?