|
Tweet |
ALİ GÖNENLİ/ÖYKÜ
"Metin abinin oraya gel. Biraz konuşalım."
Sinirinden titriyordu. Tüm gece uyuyamamıştı. Barış’ın anlattıklarına inanmamış, Metin abisine sorunca doğruluğu kesinleşmişti. Mustafa, inşaatlarına aldığı hiçbir mermerin parasını ödememişti. Mustafa’yla konuşmasının arkasından Barış'ı aradı. Öğlene doğru buluşmaları gerektiğini ve yeri söyleyip telefonu kapattı. Kardeşini okula bıraktıktan sonra Mumcular barajı kenarına gitti. Ne yapacağını, söyleyeceğini bilmiyordu. Barajın Bahçeyaka köyü tarafındaki kıyısında çok fazla çam ağaçları vardı. Sıkıldıkça oraya gelirdi. Soğuğa aldırmadan arabadan dışarı çıktı. Günlerdir yağan yağmur barajı doldurmuş, hatta suyun akışını kolaylaştırmak için bir kaç gündür kapaklar açılmıştı. Eskiden, İzmir Bodrum yolunun bu barajın içinden geçtiğini öğrendiğinde çok şaşırmıştı. Başını yukarı kaldırdığında, koyu gri bulutların bir araya gelip yoğunlaştıklarını fark etti. Her an yağmur bastırabilirdi. Arabaya geçip koltuğu arkaya doğru yatırdı. Başını geri yaslayıp uykuya daldı.
Patlamayı andıran sesin etkisiyle, uzandığı yerden kalkıp oturdu. Çok yoğun yağmur başlamıştı. Koltuğu düzeltip arabayı çalıştırdı. Bahçeyaka yoluna çıkıp Mumcular yönüne direksiyonu çevirdi. Saate baktığında, Barış'la buluşmak için erken olduğunu gördü. Baraj kapaklarına yaklaştığında, şelaleyi andıran görüntü ile karşılaştı. Yağmurun şiddeti yüzünden kimse yola çıkmamıştı. Yarım saat kadar, tüm gücüyle aşağı doğru gürültüyle akan suyu seyretti. Telefonun sesiyle gözünü sudan ayırdı. Arayanın Barış olduğunu görünce yüzündeki olumsuz bakış kayboldu.
"Efendim Barış."
"Yağmur fazla yağıyor. Gidecek miyiz? "
"Gideriz, gideriz. Uygunsan kızlar kahvesine gel. Oraya gidiyorum."
"Tamam."
On dakika sürmedi kahveye ulaşmaları. İkisi de dağ çayını seviyordu. Kahveyi işleten iki kız kardeş de bunu bildiği için adaçaylarını masaya getirip bıraktı kardeşlerden küçük olanı.
"Delirtecek beni bu adam. Şeytan diyo beynini dağıt. Metin abinin parasını nasıl vermez? Bir seneyi geçti mermerleri alalı. Üstelik çok ucuza veriyo. Bana bi akıl ver Barış. Ne yapayım? "
"Seni doğrudan ilgilendiren bi durum değil. Metin abi sağlıklı düşünür. Vardır bildiği."
"Nasıl beni ilgilendirmez. Mustafa denen dürzüyle ben tanıştırdım. Sen bari deme bunu. O adam melek gibidir. Üzülmesini, canının yanmasını istemem."
"Birazdan konuşuruz."
Yapılan, yapılacak işlerden konuştular. Barış'ın gülmeyen yüzü aynıydı. İki yılı aşkın süredir yüzünün güldüğünü gören olmamıştı. Kalkıp kahvenin dışına çıktılar. Yağmur dinmiş, bulutlar dağılmıştı. Direksiyona Barış geçti. Yağmur sonrası toprak kokusu Mumcular'ın her tarafını kaplamıştı. Güvercinlik yolundan gidip Meşelik köyüne girdiler. Meşelik Dörttepe arasındaki tali yolu ikisi de seviyordu. Barış'ın arabayı oraya doğru sürmesine ses çıkarmadı Filiz. Yağmurdan yeşermiş tarlaların kenarından gidip, Mazı çayının üzerindeki küçük köprüden geçtiler. Dörttepe köyünü karşıdan görünce sol tarafa sapan yola girdiler. Bodrum asfaltına çıkmaları bir kaç dakikalarını aldı. Trafik ışıklarından karşıya geçer geçmez, üzerine asfalt dökülmüş taş döşeli antik yoldan sağa saptılar. Yolun büyük bölümünün asfaltı, üzerinden geçen beton mikserleri ve kum yüklü kamyonlar yüzünden kaybolmuş, yol eski toprak ve taş döşeli eski haline dönmüştü. Metin'in işyeri, beton santralinin ön tarafındaydı. Bir kaç dakika sonra oraya ulaştılar. Mustafa onlardan önce gelmiş oturuyordu. Filiz, ofise girer girmez sandalyeyi eline aldığında, Barış kolundan tutup geri çekti.
"Şerefsiz g.tveren. Bi senedir aldığın malın parasını neden ödemedin?"
Mustafa hiç umurunda değil gibi dinliyordu söylenenleri. Filiz’in söyledikleri bir kulağından girip ötekinden çıkıyordu. Ne Barış ne de Metin dakikalarca Filiz'in bağırmasına seslerini çıkarmadı. Filiz, sonunda pes edip, Mustafa'nın karşısındaki sandalyeye oturdu. Öfke dolu gözlerini, Mustafa'dan ayırmıyordu. Metin'in sakin sesi sorunu çözmek için başlangıç gibiydi.
"Tamam. Her sorunu hallederiz. Yeter ki iyi niyetli olalım."
Konuşmasına kısaca ara verip devam etti.
"Mustafa Bey daha önce anlaştığımız koşullara uyumuyorsunuz. Uzun süredir sizden bir çözüm bekledim ancak sonuç yok. Ayrıca şunu söyleyeyim, bu konuyu Filiz'e ileten ben değilim."
Mustafa'nın. Çirkeflik içeren ses tonu, küçük ofisin içinde çınladı.
"Hadi len pezevenk. Hem karıyı Kürt oğluna ayarlarsın, hem de bi şeyden haberim yok dersin. Her pisliğin altından senin gibiler çıkar. Sen kime yutturuyon bunları. Sana borcum falan yok. Önüne gelene yatan bu fahişe bi kaç kere de senin altına yatıp öder borcunu."
Filiz yerinden fırlayıp, elleriyle Mustafa'nın gırtlağına yapıştı.
"Ne dedin sen? Öldürürüm seni."
Barış'la Metin, Filiz'i zorla ayırdı Mustafa'dan. Ofisin dışına kendini atan Mustafa, başına gelecekleri hesap etmeden konuşuyordu.
"Ulan kırk y.rak artığı kahpe. İki sefer altıma yatınca evi dükkanı alacağını mı sandın. S. ktir git başımdam. İster paranla istersen önünle öde. Benim bu pezevenge borcum morcum yok."
O zamana kadar sessiz kalan Barış, Mustafa'yı kendine doğru çekip, ağzının üzerine arka arkaya yumruk vurmaya başladı. Metin ve Filiz'in şaşkınlığı geçip, Mustafa'yı O'nun elinden kurtarana kadar onlarca tekme yerini buldu. Yere yığılıp kalan Mustafa bayıldı. Metin'in komşusu esnaflar toplandı. Mustafa'yı Filiz'in arabasının arkasına yatırdılar. Direksiyona Barış, yanına Filiz oturarak Milas'ta hastaneye gittiler. Arkalarından Metin geldi. Hastanenin acil servisine teslim ettiler. Adli vaka olduğu için, Barış doğrudan hastane polisine gitti. Olanları tüm gerçekliği ile anlattı geceyi karakolda geçirdi. Metin ile Filiz sabaha kadar soğukta araba içinde beklediler. Mahkemeye çıkarılan Barış, öğleye doğru tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. İki gün sonra kendine gelen Mustafa üçünden de şikayetçi oldu. İfade vermeden önce hastaneye uğrayan Filiz, Mustafa ile kısa bir konuşma yaptı. İkisinin duyacağı kadar düşük bir sesle kurduğu cümleler bitince, Mustafa'nın yanıtını beklemeden odadan ayrıldı.
"Eee Mustafa Bey. Her şeyin bir sonu var. Bundan sonra kendine dikkat etmelisin. Yaşlandığını kabul etsen iyi olur. Unutmuşsun sanırım. Geçen yıl dairelerini satmam için verdiğin vekaleti ne çabuk unuttun. Ne Milas'ta ne de Mumcular da bi tane dairen dükkanın yok şu anda. İstersen şöyle yapalım. Biz ifadeye gidene kadar, avukatın şikayetinden vazgeçsin. Yarın da Metin abinin borcunu ödedikten sonra tapularını geri al."
Karakola vardıklarında ifade vermelerine gerek kalmadığını bildirdi polis memuru. Dışarı çıktıklarında Barış'ın teklifi ile şaşırdı Filiz.
"Beypınar'ına yemeğe gidelim mi?"
Mutlulukla yanıtladı Filiz.
"Olur gidelim."
Metin Onları yalnız bırakmak istiyordu.
"Benim işim var. Siz gidin."
Direksiyona geçen Barış, Filiz'in elini tutarak gözlerinin içine baktı.
"Bu sefer yemekler benden."
İlk kez gülümsedi.