|
Tweet |
Gülçin Granit / Öykü
Şüküfe Hanım Teyze, seksen beş yaşına kadar koruduğu vakur tarzıyla; ağır aksak resepsiyona yaklaştı. Taze permalı seyrelmiş dibi görünen iki tel saçlarını sırma gibi arkaya doğru boyun hareketiyle attırıverdi ve kırmızı ojeli parmaklarını şöyle yukarıda bir gezdirip; “Oğlum; uzun zaman oldu Kıbrıs’a gelmeyeli, hep değişmiş buralar. Yıllar sonra anca gelebildik,” dedi.
“Hoş geldiniz efendim. Şu formları imzalayın, arkadaşlar size odanıza kadar eşlik etsinler. E! Bakalım, hangi hizmetten yararlanmışınız? Hı! Evet, oda ve kahvaltı.” deyip elindeki kâğıtları kalemle birlikte bankoya bıraktı. Şüküfe Hanım Teyze elini kulağına götürüp “Efendim, biz kahvaltıyı odaya istemeyiz. Bize açık büfe dedilerdi. Biz her şeyi görüp seçip yemek isteriz.” “Aman efendim, bu öyle bir şey değil!”
“Kahvaltıyı odama neden isteyim, çok param gider? ” Şüküfe Hanım Teyze arkadaşına dönerek fısıldadı. Fakat bu fısıltı resepsiyon memuruna kadar ulaşmıştı. “Kız Pakize itiraz etmesem bizi öyle kazıklayacaklar ki, onlar gitsinler de gençleri kazıklasınlar. Biz yer miyiz bu numaraları?” Resepsiyon memuru duruma el koymalıydı. Yalnız, bunu hangi sihirli cümlelerle yapacaktı, işte onu bir türlü kestiremiyordu. Nasıl izah edeceğini biraz düşündükten sonra; “Ama beni dinlemiyorsunuz ki hanfendiciğim! Siz kahvaltıya kendiniz çıkacak ve istediğinizi gönlünüzce seçip yiyeceksiniz, bunda hiçbir sorun yok. Oda kahvaltı demek; öğle ve akşam yemeğiniz yok demek. Sadece oda ve kahvaltı hizmetinden yararlanabilirsiniz demek.”
“Bir saattir ne duruyorsun öyle desene evladım! Allah iyiliğini versin. Kumarhane saat kaçta açılıyor?” Deyip bastonu birkaç kez yere vurdu; “Ben eski kurtlardanımdır… Rahmetli bu yüzden Kıbrıs’a göndermedi, ama ben arkadaşlarımla gün yapar yine kumar oynamaktan vaz geçmedim. Rahmetli şimdi yukarıdan görse ne der bilmem, ama o zamanlar hiç ruhu bile duymazdı. Hele bir duysaydı, alimallah beni acımadan boşardı. Şükür ki kira gelirlerim var. Yok, paramın hesabını bir de ona mı verecektim?” Deyip gözlüğünün üstünden şöyle bir etrafı süzüverdi. “Hay Allah! Görüyorum ki her şey çok değişmiş.” Diyerek bastonunu titrek ve güçsüz elleriyle iki kere yere vurdu.
Görevli memur konuşmanın uzamaması için alelacele söze girdi. “Kumarhane hiç kapanmıyor hanfendiciğim yedi yirmi dört açık.” Deyince gözleri parlayan Şüküfe Hanım Teyze;
“Peki, oğlum, buraya gelenler hiç uyumazlar mı?”
“Yok, hanfendiciğim kahvaltıdan sonra denize gidip orada uyurlar.”
“Desene Pakize kız! Oda parasını boşuna vermişiz.”
“Odayı mı boşaltmışız?”
“Kız Pakize yaşlandın da kulakların iyiden duymaz oldu. Esprinin tam içine ettin.”
Elindeki bastonu yere bir kere vurdu ve yaşından beklenmeyecek bir performansla kahkahayı bastı.
Resepsiyonist, Şüküfe Hanım Teyzenin ağına düşmüştü bir kere. Ne yapsa kaçarı yoktu. Tek tek sorulara cevap verip müşteriyi memnun etmekle görevliydi. Bu arada ortada meydana gelen tiyatrat oyunu da sessiz sedasız seyretmeye de mecburdu. “Oğlum gitmeden bir şey daha sormalıyım. Kahvaltıdan sonra gazinoya gidip kumar oynamayı düşünüyorum. O yüzden gazinonun önünde ambülans bekletmek istiyorum. Böyle bir hizmetiniz de varmış. Birazdan gazinoya gideceğiz, lütfen ambülans hazır olsun; neme lazım bakarsın bir ihtiyar delikanlıyla rastlarız da kalbimizin ritmi değişir.” diyerek yine bir kahkaha attı. Resepsiyonist; “Sizi bir saniye bekletmek isterim, hemen ilgili birimi arayayım, lütfen biraz oturun.” Diyebildi. Şüküfe Hanım Teyze elindeki bastonu bir yere dayayıp, koltuğa oturdu. Bir müddet sonra görevli yanına gelip, “Tabi efendim, size gazinoda ambülast eşlik edecek; sizin istediğiniz saat aralığını bana söylemeniz yeterli olacak.” Diyebildi. Şüküfe Hanım Teyze parayı her şeyden kısabilirdi; yemekten, içmekten, tatilden ama sağlığından asla, çünkü ölmekten çok korkuyordu.
Odaya çıktılar; bavullar konuldu, kahvaltıya çıkıldı. Şüküfe Hanım Teyze, “Kız Pakize! İyicene karnını doyur, bırak elindeki sandviçi. Yanına bir şey alma. Gazinoda, kumar oynarken canımız ne isterse bedava yemek yiyebiliriz. Hatta bedava sigara alıp bir dalı da tellendirdik mi değme keyfimize… Öğlen ve akşam yemeklerini orada yiyeceğiz, hem çorba da var. Sana daha kumar oynamayı da öğreteceğim.” Pakize Hanımın gözleri büyüdü, “Peki ne zaman denize gireceğiz?” diye sorunca; “Onu da yarın düşünürüz, olmadı; sen öğle yemeğini burada yer, sonra gider denize girersin.” deyince Pakize Hanım büyüyen gözleri normal ayarlarına geri dönmüştü. Oldukça rahatlamış görünüyordu. “Hadi, şimdi şıkır şıkır giyinip gazinoya inelim. Bakarsın orada kendine de bir yakışıklı bulursun, dimi kız!” deyip kahkaha attılar. Pakize Hanım, “Allah iyiliğini versin Şüküfe,” deyip bir iki kıvırtıverdi.
İki bastonlu ihtiyar, gençlere taş çıkartırcasına titreye titreye gazinodan içeriye girdiler. Ambülans kapıya çoktan gelmişti. Gündüz vakti bu saatte kumarhanede insan sayısı az olurdu, ortalık sessiz ve sakindi. Hangi makinaya oturacaklarına karar vermek için titrek parmaklarıyla bastonlarını vura vura gezdiler. Şüküfe Hanım Teyze; ekranda yoncaların patladığı makinaya oturmayı tercih edince, arkadaşına da; “Sen de yanımdaki makinaya otur kız Pakize. Bana bak ve nasıl oynandığını öğren.” Dedi.
Önceden para doldurdukları kartı makinaya koydular ve oyun başladı. Gelgelelim Şüküfe Hanım Teyze bir türlü makinanın düğmelerine basıp oyunu başlatamıyordu. Gazinodan bir görevliyi yanına çağırdı. “Bayım; bakar mısın, bu makine neden çalışmıyor?” dedi. Görevli “Allah Allah! Bu makinanın çalışmaması mümkün değil. Bir bakayım hanımefendi.” Diyerek makinanın başlangıç tuşuna bastı, her şey yolundaydı ve makinada bir bozukluk yoktu. Şüküfe Hanım Teyze atıldı. “Yok, ben başka makinaya geçmek istiyorum.” Deyince ilgili; “Tabi nasıl isterseniz efendim,” dedi. Pakize Hanımla birlikte kalkıp ekranda yeşil paraların döküldüğü makinaya oturdular. Görevli onları ilgiyle izliyordu. Aradan hiç zaman geçmemişti ki Şüküfe Hanım Teyzenin sesi gazinoda yükseldi. “Bakar mısınız, bu makinada çalışmıyor!” İlgili iki adımda yanlarında bitti. Bu makinada da bir sorun yoktu. Makinalar çalışıyor; çalışmayan Şüküfe Hanım teyzenin titreyen güçsüz elleriydi, tuşlara basmak için artık yeterince güce sahip değildiler. Fakat bunu kendisine nasıl söyleyeceğini bilemedikleri için kıvranan görevli. “Hanımefendiciğim; tuşlarımız biraz serttir, yeni yapıldılar. Lütfen, kendinizi de yormadan düğmeye hızlıca basın olmaz mı?” deyiverdiler.
Şüküfe Hanım Teyze makinanın başına geçti ve makinaya basmasıyla birlikte yüklü paralar ekrandan aşağıya dökülmeye başladı. Paralar patlıyor ve yüksek sesle müzik çalmaya başladı. Şüküfe Hanım Teyze cetbot yapıyordu. Gazino alkış sesleriyle inliyordu. Birden Şüküfe Hanım Teyzenin kalbi sıkıştı; nefesi titredi, gözleri yerinden ötelere fırladı ve sevinç çığlıkları atıyordu. Bastonunu istem dışı havaya kaldırmış, ayağa kalkıp zafer işaretleri yapıyordu. “Kız, ne duruyorsun kalkıp oynasana!” Değince Pakize Hanım; “Şüküfe kız bu kadar para kazandıktan sonra kötü yola düşmeyiz dimi?” diyebildi. Şüküfe Hanım Teyzenin benliğini saran hırs onu yeniden makinanın başına oturtmuştu. Kısa zamanda kazandığı yüklü parayı kaybedince kalp ritmi bozuldu sonra tekledi. Bir baygınlık geçirmesiyle birlikte Pakize Hanıma seslendi; “Kız Pakize! Ambülansa ödeyecek paramız kaldı mı?”
Editör: Nevin Bahtışen