|
Tweet |
ALİ GÖNENLİ / ÖYKÜ
İlk bulduğu taksiye binen Filiz'e yetişmesi mümkün değildi Perihan'ın. Köfteciye dönüp Filiz'in yediklerinin parasını ödedi. Ardından pazarı dolaşıp alışveriş yapmaya başladı. Aklı Filizdeydi.
Taksi evin önüne durduğunda taksi metreye bakan Filiz verdiği paranın üstünü almadan indi. Bahçe kapısını açtığında köpek önce üzerine doğru atladı, ardından sırt üstü yere uzandı. Filiz dizlerinin üzerine çöküp köpeğin karnını tırnaklarıyla gıdıklar gibi kaşımaya başladı. Gözlerinden sicim gibi yaş akıyordu. Bahçe kapının sesini duyan annesi dışarı çıktı. Filiz’in halini görünce telaşlandı.
"Nooldu yavrum? "
"Yok bi şey anne. Halil’den ayrılıyorum."
"İyi düşündün mü?"
"Neyini düşüneyim anne. Sorup duruyordun ne iş yaptığını. Pezevenkmiş. Perihan abla söyledi az önce. Birazdan arayıp konuşacağım."
Balkona gelip hortumu eline aldı. Serinletmek için her tarafı ıslattı. Sonra annesinin yanına gidip O'nu kucakladı.
"Anne neden bizim karşımıza iyi insanlar çıkmıyor. Allah’ım biz kime kötülük ettik te kaderimizi böyle yazmış."
Tekrar ağlamaya başladı. Anneside onunla ağladı uzun uzun.
"Kızım bi şey sormak istiyom."
"Biliyorum anne soracağını. Evet.O merak ettiğini yaptık. Nişandan sonra, nasıl olsa kocam olacak diye karşı çıkmadım."
"Keşke olmasaymış kızım."
"Anne sen bari böyle deme. Benim bütün geleceğim, hayallerimin ırzına geçilmiş, Senin düşündüğüne bak."
"Bi şey demedim kuzum. Akıllısın sen. Hepiceni halledersin. Allah başka kötüleri karşına çıkarmasın."
Bahçe kapısının açılıp kardeşinin içeri girdiğini görünce gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. Çocuğunda morali bozulmuştu.
"Ne oldu abla? "
"Bi şey yok. Nerden geliyon sen. Şımşırk ter olmuşsun. Gel kafanı ıslatayım. Rahatlarsın."
Kardeşinin kafasını eğip, hortumla elini yüzünü yıkadıktan sonra kafasını iyice ıslattı.
"Çok koşturma bu sıcaklarda. Hasta olursun."
"Tamam abla. Acıktım ben."
"Şimdi bi şeyler hazırlarım."
Annesi eliyle evin içini işaret etti.
"Kızım dolapta börülce ekşilemesi var. Kardeşin pek sever."
Yemeği kardeşinin önüne koyduktan sonra Halil'e mesaj attı.
"Akşam gün batmaya yakın gel beni evden al."
Beş dakika olmadan yanıt geldi.
"Tamam."
Bahçenin kapısının çıkardığı sesi duyunca, analı kızlı dönüp baktılar.
"Karnım acıktı. Bi şeyler koyun da zıkkımlık yeyip gideyim."
Babasının bu konuşmalarını sevmiyordu Filiz. Hiç güzel sözünü duymamıştı. Kalkıp, kardeşinin yemek yediği masaya yemeği koydu. Babasıyla hemen hemen hiç konuşmuyordu. Kafasıyla annesine "konuş" diye işaret etti. Annesinin aşağı yukarı sallanan başı "konuşurum " anlamındaydı. Kocası yemeği yer yemez kalkıp balkona çıktı.
"Bi şey söylecem."
Tersleyerek yanıt verdi kocası.
"Ne var gene. Arkadaşlar bekliyo. "
"Az beklesinler. Kumar kaçmıyo. Kız nişanlısından ayrılıyor."
"Neden?"
"Kötü huyları varmış. Karışık işler yaptığını öğrenmiş."
"Bu zamanda düzgün iş yapan mı var? Gemisini yürüten kaptan."
"Ben kızımı pezevenge vermem."
Karısının son sözüne yanıt vermeden bahçe kapısına doğru yürüdü.
"Ne haliniz varsa görün. Ben karışmam."
Kocasının ardından mırıldandı.
"Bi kumarcıyla bile baş edemiyorum."
Oturduğu yerden sandalye kenarına tutunarak kalktı. Evin içine girdiğinde, oğlu yemeğini yemiş, bilgisayar başında oyun oynuyordu. Filiz'in odasına girdiğinde, O'nu yatağına yüzüstü uzanmış halde buldu. Sağ eliyle, kızının omzundan aşağı sıvazlayıp, kendince teselli cümlelerini mırıldandı.
"Allah büyüktür kızım. Derdi nasıl verdiyse dermanı da verir."
Sinirli sinirli gülümseyerek mırıldandı Filiz.
"O karışmıyor anne bu işlere. Bize akıl verip salmış dünyaya."
"Töbe de kızım. Töbe de. "
"Tamam anne. Töbe demişim kabul et. Az yatıcam şimdi. Akşam Halil gelecek. Konuşup bitireceğim. Beni bırak, az uzanayım."
"Olur gözel kızım."
Öfkesi yüzünden, uyumayacağını düşünen Filiz yanılmıştı. Annesi kapıdan çıkar çıkmaz uykuya daldı.
"Abla. Ablaa. Ablaaa."
Sesin tonu yükseldikçe rüya olmadığı anlayıp gözünü açtı. Karşısında kardeşi, O'na sesleniyordu."
"Abla telefonun çalıyor. Duymadın mı hiç? "
Sersemlemiş bir ses tonuyla yanıt verip telefonu eline aldı.
"Yok. Duymadım."
Arayan Halil'di. Geri aradı. Halil, ökeli ses tonuyla açtı telefonu.
"Dalgamı geçiyon bennen? Hem gel diyon hem telefonu açmıyon."
"Nerdesin?"
"Evin önünde seni bekliyom."
"Tamam. İki dakikaya çıkarım."
Kalkıp elini yüzünü yıkadı. Aynaya bakıp saçlarını düzeltti. Odasına girip elbiselerini karıştırdı. Eteğini çıkarıp yatağının üzerine attı. Pantalon giyip dışarı çıkarken annesiyle karşı karşıya geldi.
"Gızım kavga etme olur mu?"
"Etmem anne. Konuşup bitireceğim. Merak etme. sonra gelirim."
Gerginliğini dışa vurmak istemiyordu. Bahçe kapısının önünde bekleyen Halil'in arabasına bindi. Yüzüne bile bakmadı. Konuşma tonundan, Halil'in alkollü olduğu belli oluyordu.
"Ne o kız? Yüzüme bile bakmadın."
"Boğa yokuşuna gidelim. Konuşacaklarımız var. Bi kaç bira al."
"Arkada bi sürü bira var. Konuşalım bakalım. Neymiş derdin?"
Elini arka koltuğa uzatıp aldığı biranın yarısını kafasına ilk dikişte bitirdi.
"Sıcakmış bu. Şengül markete uğrayıp soğuk alalım."
Halil iyice işkillenmişti. Ören yoluna doğru devam edip, marketin önünde durdu.
"Hangisinden alayım."
"Farketmez."
Biraları alıp geldiğinde, Filiz'in elindeki şişenin bittiğini gördü.
"Yavaş kızım. Beni geçeceksin bu gidişle."
Konuşmadı. Direksiyona geçen Halil'in yüzüne öfkeyle baktı. Getirilen biralardan birini alıp içmeye başladı. Bakışları umursamayan Halil direksiyona geçip, arabayı boğa yokuşuna doğru sürmeye başladı. Menteş kavşağından Yatağan yönüne saptı. Taş ocaklarına giden yol ayrımından geri dönüş yapıp Milas'ı yüksekten gören bir yerde durdu. Hava kararmış, Sodra dağının eteklerindeki Milas ışıl ışıl görünmeye başlamıştı. Filiz, arabanın ön tarafına yaslanıp Milas'ı seyretmeye başladı. Halil'in yanına gelmesini bekliyordu. Körkütük sarhoş olan Halil, zorla arabadan çıkıp Filiz'in yanına geldi. Kelimeleri çiğner şekilde, pelte pelte konuştu.
"Hayırdır. Etek giymemişsin. Canın fingirdemek istemiyo mu?"
Filiz'den yanıt gelmeyince devam etti.
"Söyle bakalım. Konuşalım dedin geldik."
"Pezevenk olduğunu öğrendim. Neden sakladın? Neden söylemedin bana? Şerefsiz!"
Ciğerleri patlarcasına bağırıyordu. Aklına gelen küfürleri, Halil'in yüzüne kusarcasına boşalttı. Halil sesini çıkarmadan dinledi O'nu.
"Beni de mi satacaktın?"
Gözlerini Filiz'e çevirdi.
"Kimseyi zorla satmam ama istersen seni de..."
Filiz'in elindeki bira şişesi Halil'in kafasında paramparça oldu. Halil boş çuval gibi yere düştü. Elinde kalan kırık şişe ile arabanın lastiklerinin hepsini kesti. Boğa yokuşundan aşağı doğru koşmaya başladı. Soldaki mermercinin karşısına geldiğinde parmağındaki yüzük aklına geldi. Çıkarıp Menteş tarafındaki zeytinliğe fırlattı. Artık koşmuyor, hızlı yürüyordu. Devletin yıllardır bakım yapmadığı üzüm bağının yanına geldiğinde yere çöküp kusmaya başladı. Tekrar yürümeye başladığında, bir araba yanaştı yanına.
"Müşteri arıyosan ben olurum."
Gelen bu teklif Filiz'i kendinden geçirdi. Yerden aldığı tüm taşları arabaya fırlatmaya başladı. Sürücü tüm hızıyla uzaklaştı. Yaklaşık yarım saat süren yürümenin ardından eve ulaştı. Kardeşi uyumuş, annesi O'nu bekliyordu. Babasının, her zamanki gibi kumarda olduğunu düşündü.
"Ne oldu kızım?
" Ayrıldık."
Banyoya geçip duşunu aldı. Yatağına uzanıp uykuya dalması uzun sürmedi. Uzun zamandır, bu kadar rahatlatıcı bir uykuyla buluşmamıştı.