|
Tweet |
MEHMET ERDAL
YILKI ATLARI CADDELERDE DOLAŞIYOR
Bugün, Spil Dağı Milli Parkı'na gitmek için Manisa'nın İzmir tarafından girişindeki Kuvayi Milliye Anıtı'nı geçtikten bir süre sonra, yolun sağ kısmından yola ve oradan da yolun ortasındaki refüjlü alanlara geçip muhtemelen Manisa Büyükşehir Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü elemanlarının diktiği yeşil çimenleri yiyen atları gördük; bu atların Spil Dağı'ndaki yılkı atları olabileceğini düşündük ama Manisa'nın merkezine, hele hele ana yola inmelerine bir anlam veremedik.
SON NOKTAYA KADAR ÇIKTIK
Bir yerde bizi biraz dolaştırsa da navigasyonun yardımıyla Spil Dağı'na tırmanmaya başladık; özellikle Spil Dağı Milli Parkı yazan kemerden (tak) sonra bazen 2'ci, bazen 3'cü vitesle çıkıyoruz. İnternette yazılı bilgilere göre Spil Dağı 22 Nisan 1968 tarihinde Milli Park ilan ediliyor. 6860 hektarlık bir alana sahip. 1995 yılında At Alanı Yaylası'nın bir bölümü “turizm merkezi” kurulması için ayrılmış.
Sultan Yaylası ve ardından Turgutalp Mahalleleri'nin levhalarını gördük. “Madem görmeye geldik, o zaman yolun sonuna kadar gidelim ve Milli Park alanında neler varmış görelim.” dedik. İlk kez tırmanan bizim için bu çıkış, bize oldukça uzun sürecek gibi geldi. Sevda, arada bir navigasyona bakıyor, “şu kadar kaldı, bu kadar kaldı” diyor. Bir-iki yerde çeşmelerden su dolduranları, bir yerde piknik yapanları, bir yerde sabit banklara oturmuş Manisa'yı seyredenleri gördük. Ola ki dönüşte fotoğraf çekemeyiz deyip, durduk ve bulunduğumuz yerden Manisa'nın fotoğrafını çektik; Manisa'nın Spil'den görünümü, çok güzel. Dağın yukarı kısımlarında at resmi ve altında “Dikkat yılkı atları çıkabilir” yazılı ya da sadece kurt, tavşan, domuz ve hatta geyik resmi olan uyarı levhaları gördük; Datça'da doğaya bırakılmış eşekleri toplamak yerine yol boyunca uyarı levhaları konulmasını savunanlardan olduğumuz için bu levhalar çok hoşumuza gitti. Bir-iki yerde de “Lale toplamak yasaktır.” levhası vardı.
Dağın zirvesine doğru çıkıldıkça, çam ağaçlarının boyları bana dağın alt kısmındakilere göre daha kısa göründü. Muhtemelen, 1.000 m'nin üstüne çıktık. Hava, dağa çıkmaya başlamadan önceki havaya göre daha serin ama üşütmüyordu. Nihayet, ondan sonra girişin paralı olduğunu yazan kemeri (tak) gördük ama girişe kapalıydı; bir yerinde, karşıdan okunabilecek büyüklükte “girişin diğer kapıdan” olduğu yazılıydı. O kapıya yöneldik ve hiçbir görevlinin olmadığı kapıdan geçtik, biraz acıktığımızdan olacak, doğruca “Restaurant” yazılı binanın önüne gittik.
GÖLET ALANI KUPKURUYDU
Ortalıkta kimseleri görmedik. Her yerde yılkı atlarının kurumuş dışkıları vardı. Spil Kafe Doğa Restaurant yazılı mekan kapalı gibiydi. Şaşırdık. İlk dikkatimizi çeken “GÖLETE YAKLAŞMAK TEHLİKELİ ve YASAKTIR” yazılı levhalar oldu. Göleti merak ettik ve levhaları izledik. Ortada gölet filan yoktu; göletin olduğu alan kupkuru idi. Şaşırdık. Spil'in bu yüksekliğinde bu nasıl olurdu? “Demek ki susuzluk sorunu burada da var. Buraya da uzun süredir yağmur yağmamış ya da yağmış ise de toprağı bile doyuramamış.” dedik. Farklı yorumlar yaptık. Bulunduğumuz yerden, ilerideki yangın gözetleme kulesi görünüyordu. Restaurantın yanına döndük. Restaurantın görünümü, oldukça uzun süredir kendi haline bırakıldığını gösteriyordu. Sol tarafındaki günlük, haftalık ya da aylık kiraya verildiği ön bilgisine sahip olduğumuz Spil Dağı Orman Köşklerinin görünümü de restaurantdan farklı değildi. Şaşkınlığımız arttı.
Araca binip, parkın içerisine girdiğimiz kapıya dönecekken son anda sağa döndük; 10-15 m gitmiştik ki sol tarafımızda Spil Dağı Jandarma Asayiş Noktasını ve hemen onun yakınında yönetim merkezi, resepsiyon, market yazılı yapıları gördük. İkisinde de kimseler yoktu. İlerledik. Sağa doğru giden bir yol ve o yolun sol tarafında kaba inşaat aşamasında kalmış bir yapı, solunda oldukça büyük bir yapı gördük. Spil Dağı Milli Parklar Müdürlüğü yazılı binaya bakarak, “Bu kadar bina kendi halinde bırakılmış olamaz. Mutlaka birisi vardır.” diyerek araçtan inip binaya yöneldim. Kapalı olan kapının kolunu bastırdım, açıldı. “Kimse yok mu?” diye seslendim. Bir görevli, “Evet, buyurun” dedi. Çok sevindim. İçeriye girdik. Datça'da yaşadığımızı, ilk kez buraya geldiğimizi, ortalıkta in cin top oynadığını görünce meraklandığımızı söyledik.
ŞİRKET SÖZLEŞMEYİ BİR YIL ÖNCE FESH ETMİŞ
Bize çok ilgi gösteren, çok cana yakın davranan ve bize “Buyurun. Oturun. Size çay ikram edeyim.” diyen görevlinin anlatımına göre park açıkmış, hafta içi olduğu için bugün tenhaymış. Hafta sonları park kalabalık oluyormuş. Görevli memurlar, memur sendikalarının aldığı grev nedeniyle bugün çalışmıyorlarmış.
Biraz önce gördüğümüz restaurantı ve evleri çalıştıran şirket bir yıl önce sözleşmeyi iptal etmiş. Parkın bağlı olduğu Tarım ve Orman Bakanlığı, oraları yeniden ihaleye çıkarmamış. Milli Parklar Müdürlüğü 2+1 ve 1+1 şeklindeki evlerin 16 tanesini yeniden faaliyete sokmuş. 2+1'lerin geceliği 6.600 küsur TL., 1+1'lerin geceliği 4.400 küsur TL imiş.
Gölet, uzun süredir kuru haldeymiş. Kar ve yağmur yağışı önceki yıllar gibi değilmiş.
Spil Dağı'nda 2.000-2.500 civarında yılkı atı varmış. Atlar dağda özgürce dolaşıyorlarmış. Manisa merkezde gördüklerimiz de Spil Dağı'ndaki yılkı atlarıymış. Askeriyeden ekmek alıp atları besliyorlarmış. Atların su sorununu, dağın farklı yerlerindeki yalaklara su koyarak çözüyorlarmış.
Binanın içerisindeki Hayvan Tahnit Müzesi'nde sergilenen hayvanların hepsi Spil Dağı'nda yaşayan hayvanlar değilmiş ama hepsi ya kaçak avlanan ya da herhangi bir nedenle ölmüş hayvanlarmış, yani gerçekmiş. Sürekli ilaçlanıyorlarmış.
Biraz önce gördüğümüz dağın tepesindeki yangın kulesinin tam karşısında Manisa'yı seyredebileceğimiz bir teras varmış ama Manisa Valiliği, oraya çıkışı yangın tehlikesi nedeniyle yasaklamış. “Vali doğru bir karar vermiş. Datça'da da yaz boyu ormanlara giriş izne tabidir. Ülkemizde orman kalmadı, her yer yanıyor.” dedik.
ATALANI-PİKNİK ALANI
Adından dolayı meraklandığından Sevda, “Atalanı neresi?” diye sordu. Piknik alanıymış. Teşekkür edip görevliden ayrılınca piknik alanına gittik. Piknik yapan birkaç grup gördük. Sevda, “Yanımızda bir şeyler getirseydik, biz de piknik yapardık.” dedi. Araca binip dönüşe geçtik. Dönüşte, bir yerde, yolun sağ kısmında, yoldan biraz aşağıda çok küçük bir gölet gördük; içerisinde su vardı. Turgutalp ve Sultan Yaylası Mahallelerinin girişini işaret eden levhaları geçtikten sonra sağdan, yamaçlardan, ağaçların arasından inen ve bir ara gittiğimiz yolu işgal eden, sonra da yine sağ tarafta, ağaçların arasında kaybolmaya başlayan yılkı atlarını gördük. “Keşke Manisa içerisinde gördüğümüzde fotoğraflarını çekseydik.” diyerek hayıflandığımız atları önümüzde görünce, Sevda fotoğraflarını çekti.
Dönüş yolu daha kısa sürdü.
MANİSA'DA YAĞIŞLAR % 80 AZALMIŞ
Bu yazıyı yazmaya başlamadan İnternete göz attım; Manisa Manşet Gazetesi'nin 30 Temmuz 2025 tarihli bir haberine göre Meteoroloji genel Müdürlüğü 2025 Yılı Haziran Ayı Alansal Yağış Raporu'na göre Manisa'da yağışlar normallerine göre % 80'den fazla azalma göstermiş. Gazete, “Sıcaklığın mevsim normallerinin üzerinde yaşandığı Manisa'da kuraklık kendini iyiden iyiye göstermeye başladı.” diyor. Gazetenin verdiği bilgilere göre, “Türkiye genelinde haziran ayında ortalama 12,5 mm yağış kaydedilmiş. Haziran ayı yağışları; 36,5 mm olan (1991-2020) normalinin % 63 altında, 11,9 mm olan 2024 Haziran ayı yağışının % 5 üzerinde gerçekleşmiş.”
Ne düşünüyorsunuz?