Bugun...



Taşınmazlarla ilgili alınan karar hakkında Kızlanlılar ne düşünüyor?

İki gün öncesinden arayıp meramımı anlattığım muhtar Uğural Suat Kahraman ile sözleştiğimiz üzere cuma günü saat 11.50'de köy meydanındaki kahveye vardım; bir masada arkadaşlarıyla kağıt oyunu oynuyordu.

facebook-paylas
Tarih: 26-08-2024 01:37

Taşınmazlarla ilgili alınan karar hakkında Kızlanlılar ne düşünüyor?

MEHMET ERDAL

LİSTEDE KIZLAN'DAN 2 TAŞINMAZ VAR

Çay söyledikten sonra “Bir cenazemiz var. Şu gördüğün camiyi de yaptıran Muammer (Geremeli) amcamız vefat etti. Cuma namazından sonra defnedilecek” dedi. Kahvecinin getirdiği çayı içtim. “Sen şu yan masadan başla söyleşi yapmaya” dedi. Yan masaya geçmek için ayağa kalkarken muhtarın oyun arkadaşlarının meraklı bakışlarıyla karşılaştım, çok özet olarak durumu açıkladım: “06 Ağustos günü yapılan Datça Belediye Meclisi Olağan Toplantısında Cumhurbaşkanı'nın ivedilikle ödenmesini istediği belediyenin SSK borçlarının istenilen sürede ödenebilmesi amacıyla belediye meclisine bir öneri sunuldu; bu öneri, Büyükşehir Yasası ile köy tüzel kişiliklerinden Datça Belediyesi mülküne geçen bazı taşınmazların satılması ya da takası için komisyonca tespit yapılmasını içeriyordu. Öneri oy çokluğuyla kabul edildi. Komisyon 10 mahalleden 24 taşınmazı bu listeye aldı. Listeye alınan taşınmazlardan 2 tanesi Kızlan Köyü'nden. Bu karar ile ilgili sizlerin ve muhtarın ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum.”

Masaları dolaşmaya başladım.

Yan masada 2 yaşlı amca vardı. Bilgi edinmek istediğim konuyu özetlemeye başladım. İkisi de bir süre yüzüme baktıktan sonra söylediklerimi anlamadıklarını ve gürültüden başka bir şey duymadıklarını söylediler; bir sonraki masaya geçtim.

BELEDİYE TASARRUF YAPSIN

Masada gençten bir kadın ve 3 orta yaş/orta yaş üstü erkek oturuyordu. Her masada yeniden ve yeniden yaptığım gibi konuyu özetledim. Genç kadın “Ben Kızlanlı değilim zaten” dedi. “Sorun yok. Bir vatandaş olarak da görüş bildirilebilir.” dedim. Masada oturanlardan Mehmet Önder “Belediye yer satmanın dışında başka bir şey düşünemiyor mu?” diye sordu. “Bilmiyorum. Sizin ne düşündüğünüzü öğrenmek istiyorum.” dedim. “Başka bir çözüm bulsun, neden yer satıyor?” dedi. Genç kadın kim olduğumu sordu. Adımı ve yerel haberler yapıp yayınladığımı söyledim. Masada oturanlardan birisi “Belediye ne yapacakmış bu yerleri?” dedi. Çok özet olarak yeniden anlattım. Genç kadın ödenecek borcun belediye personelinin SSK borcu olup olmadığını ve satılması ya da takası düşünülen taşınmazların kime ait olduğunu sordu; anlattım. Masada hemen sağımda oturan “Belediye 100 kişi çalıştırsın; ne lüzum var 200 kişi çalıştırmaya?” dedi. Adını sordum, Recai imiş. “Tarla satmadan bu işin içinden çıkamazlar” dedi. “Yapmış işçinin maaşını 35.000 TL...” Masada bulunan birisi “Tasarruf, tasarruf” dedi. “Sadece personel konusunda mı yoksa her konuda mı tasarruf yapmalı?” dedim. “Her konuda” dediler. Belediyeye personel alımında kayırmacılık olduğuna, böyle olmaması gerektiğine dair görüşler ifade edildi. “Kayırmacılık olmasın, bu iş düzelir” dediler. Diğer masaya geçtim.

KARAR ALINMIŞ. BİZ NE SÖYLESEK YALAN!

Bizim aklımız ermez onlara. Biz ne dersek 'yalan' zaten; onlar bildiğini okuyorlar. Bizim sözümüz geçmez ki.” dedi. “Yani belediye sizlerin söylediklerinizi dinlemiyor mu” diye sordum. “Dinlemez. Karar aldılar ise tamam. Şimdi karar alındı mı? Alındı. Bize sordular da mı aldılar bu kararı mecliste? Yoo! Daha önceden sorsaydılar, milletin düşündüklerini alırlardı.” dedi. “Yani meclise sunulmadan önce mi bu konuda ne düşündüğünüzü size sormalıydılar” diye tekrar sordum. “Tabii. Önceden köye bildirim yapmaları lazımdı. Bize bildirim yapmadan karar almışlar, şimdi ne desek yalan yani. Hiç kimseye sormadan karar alınmış. Sen şimdi boşuna uğraşıyorsun.” dedi. “Hani belki bir daha aynı şekilde yapmazlar, bu söylediklerinizi dikkate alırlar.” dedim. Bir sonraki masaya geçtim.

BU TAŞINMAZLARA GÜVENEREK Mİ GEÇTİN BAŞA?

“Şimdi, arkadaşın dediği gibi bu konuda karar aldılarsa, biz bir şey yapamayız.” dedi masada oturanlardan birisi. “Kararı geri almayı önerebilirsiniz.” dedim. “Mümkün değil gari. Geri adım atacak olsalar bu kararı almazlardı.” dedi. Alınan kararla ilgili olarak ne düşündüklerini sordum, ısrarla. Önceden tanıdığım Musa Kılınçoğlu “Satılmaması lazım. Kendi işini göremeyecek şekilde, bu taşınmazlara güvenerek mi geçtin başa?” dedi. O da karar alındıktan sonra yapılacak bir şey kalmadığını düşünüyordu. İlk konuşan “Satsınlar. Hepsini satsınlar.” dedi. “Sen kinayeli konuşuyorsun 'Satsınlar, hepsini satsınlar' derken. Gerçekten satsınlar mı?” diye sordum. “Satsınlar” dedi. Yüz ifadesi hiç öyle demiyordu. Adını sordum, söylemedi. Masaları dolaşmaya devam ettim.

KIZLAN'IN %90'I SATILMIŞ. BUNLAR DA SATILSIN

Konuyu özetledim. “Sanırım bu kahvede belediyeye ait?” dedim. “Siz ne düşünüyorsunuz?” dedi masada oturanlardan birisi. “Ben gazeteciyim. Sizlerin ne düşündüğünüzü öğrenmeye geldim. Madem sordunuz, söyleyeyim: Bana göre bu biçimde satılması yanlış. Bunu açıkça da ifade ediyorum.” dedim. “Tamam, diyelim ki satmasın, satmasın da nasıl ödeyecek bu borcu? Kızlan köyünün %90'ı satılmış durumda, bunlar da satılsın. Satılsın, kökünden satılsın.” dedi yanımıza gelen kahveci Saffet. Masada oturan diğer kişi “Ben de aynı kafadanım.” dedi. Kahveci “Kızlan'ın %90'ı satılmış, belediye 2 parça satsa ne olacak?” dedi. “Yani senin onayın var mı bu satışa?” diye sordum. “Var. İmza toplasınlar, veririm” dedi.

BU BORÇ BAŞKA TÜRLÜ ÖDENMEZ

“Bu borç başka türlü ödenmez ki” dedi kahveci Saffet. “Sen şimdi diyelim ki oğlunu evlendirdin, kızını evlendirdin, ev aldın ya da düğün yaptın. Ne yapacaksın? Tarla satacaksın, %90'ının yaptığı gibi. Şimdi iki tane de belediye satsın.” diye devam etti. “Kızlanlılar ihtiyaç için sattılar mı yerlerini?” diye sordum. “Tabii. Bu kadar yabancı insan buraya nereden geldi? Kızlan'da 1400 seçmenin 800'ü yabancı, 600'ü yerli.” dedi. “Yani sen şunu mu söylüyorsun, 'İhtiyaç var ise ki var, öyle görünüyor, belediyenin bu yerleri satmasında sorun yok.” “Satsın. Hepsini satsın. Fazla varsa, yani elde 10 parsel var da 2'sini satıyorsa ayıp eder, 10'unu da satsın.” Söylediklerinde ciddi olup olmadığını sorguluyorum içimden. Devam ediyor: “Başka türlü olmaz. Ondan sonra bas bas bağırıyorlar 'Hizmet gelmiyor, hizmet gelmiyor' diye. Kasada para yoksa hizmet nasıl gelsin? Şimdi bu arkadaşın cebinde para yok, ona çayı ben ısmarlıyorum. Parası yok, ben söylüyorum. Canı limonata istiyor ama parası yok...” Söze giriyorum: “Parasının olması için de çaresi yok yerleri satacak,” diyorsun? “Mecbur satacak. Sen de satarsın, ben de satarım. Hepimiz de sattık yani. Bu konuyu siyasete dökmeye, işte 'Yok işçi çıkarsın' demeye gerek yok. İşçi çıkarmak belediyeye daha maliyetli olur.” “Tamam, herkesin görüşünü almaya çalışıyorum” deyip bir başka masaya yönelmek istiyorum, “Yaa görüş almaya gerek yok. AK PARTİLİLER 'satmasın' der, CHP'liler 'satsın' der” diyor. “Ben kimsenin partisinin ne olduğunu sormadan sorumu soruyorum.” diyorum. Kahveci Saffet “Bu 2, 2 daha 4 eder...” diyerek konuşmaya devam ediyor. Başka bir masaya yöneliyorum.

BİLDİKLERİ GİBİ YAPSINLAR

“Bildikleri gibi yapsınlar” diyor masada oturanlardan birisi. İsmini soruyorum, söylemiyor. Masada oturan diğerine dönüyorum. O da “Bildikleri gibi yapsınlar” diyor. “Bu onay anlamına mı geliyor yoksa kinaye mi?” diye soruyorum. “Bildikleri gibi yapsınlar, nokta” diyor ikinci konuşan. Gülüşüyoruz.

HÜKÜMET VE BELEDİYE ORTAK BİR NOKTADA BULUŞACAK

“Sizi tanıyorum” dedi sonraki masada karşı tarafımda oturan kişi. Siması yabancı değildi ama daha ilk anda adın ne diye sormak hoş da olmayacaktı. Belediye meclis toplantısını izlemiş. Konuya yabancı değildi. Masada bulunan iki kişiydiler ve düşüncesini açıklayan o oldu. “Satılması iyi değil” diyerek başladı anlatmaya. “Borç var mı? Her belediyenin borcu var. Bu borçların hepsi muhalif belediyelerin de değil. Hükümetin kendi belediyelerinin de var. AKP'den CHP'ye, CHP'den AKP'ye geçen belediyelerin de borcu var. Bir şekilde buluşsalar da bu borç ödense...” Söyledikleri dikkatimi çekti, cümlesini tamamlamadan sordum, “Nasıl buluşsalar? Bu konuda bir öneriniz var mı? Vatandaş olarak sizce bu sorun nasıl çözülür?” “Önemli olan bu taşınmazları satmamaktır. Başka türlü yani, ne yapabilirler? O da zor.” “Sizce hükümet ile belediyeler bir yerde uzlaşmalılar ve bu borç sorununu çözmeliler mi?” “Bu konuda biraz Devlet destek verecek. Atıyorum, Datça Belediyesi'nin 10 milyon borcu var SSK'ya, 5 milyonunu silecek. Geri kalanı için bir yıl içinde veya iki yıl içinde ödetecek veya uygun şartlarda 2'ye, 5', 10'a bölecek, böyle çözülecek. Satmak iyi değil.” Bu öneri ilgimi çekti. Adını sordum. “Verme, verme” dedi.

SATILMASIN, SATILACAKSA DA ALMADA ÖNCELİK YERLİDE OLSUN

Bu masada söyleşi uzun sürdü. “Biz ata yadigarı malların satılmasını istemeyiz ama satmıyor muyuz?” diyerek devam etti aynı Kızlanlı. “Zamanı geliyor hepimiz satıyoruz ama hepsini satmıyoruz. Oğlanı evlendireceğiz, kızı evlendireceğiz, mecburen satıyoruz. Çalışmakla yapamıyoruz bunları. Kaç yıl oldu Datça'ya geleli?” dedi. “1994 yılında ilk adımımı attım. 25 yıl pazarcılık yaptım...” dedim. “10 yıl önceye kadar belki yapılırdı çalışmayla evdir, düğündür şimdi mümkün değil abi. Şimdi olmuş 1+1 evin maliyeti 2,5 milyon. Arsa payı hariç. Hadi 2,5 milyon kredi aldın ki mümkün değil, ne yapacaksın? İşte bunun için bir yerleri satacaksın. İhtiyacını gidereceksin.

Sadece belediye değil ki hükümet de maliyeden kalan yerleri satıyor. Satmak iyi değil ama satılıyor. İhtiyaç varsa belediye de satsın ama Datçalının alma gücü varsa öncelikle Datçalı'ya satsın. Hükümet de önce Türkiyeliye satsın...” Konuşan Kızlanlı kendisinin hükümet yanlısı, daha açıkçası MHP'li olduğunu söyledikten sonra “Ama ben doğrusuna doğru, yanlışına yanlış derim” dedi. Sonrasında hükümetin bazı yerleri Katarlılara vb... Türkiyeli olmayanlara sattığının konuşulduğunu, bunu doğru bulmadığını söyledi. O ata yadigarı yerlerin satılmasına karşıydı ama ille de satılacaksa Kızlan'da öncelik Kızlanlı'da, Türkiye'de ise Türkiyeli'de olmalıydı. Bir iki kez “Yanlış anlama” dedikten sonra ne düşündüğünü özetledi: Kültürel olarak Kızlanlı Kızlan dışından gelenlerle, Türkiye vatandaşı da Katarlı vb... Türkiye dışından gelenlerle çok fazlaca uyuşamıyordu. Kültür farklılığı vardı. Bu konuda, önceki yıllarda benim de tanık olduğum ve bir iki kez de sosyal medya paylaşımı yaptığım yerel günlük yaşama dair hoş olmayan bazı örnekler verdi...

BELEDİYE BAŞKANI PERSONELİ DENETLEMELİ

“Bu konuda hiçbir fikrimiz yok bizim” dedi muhtarın masasından önceki son masada oturanlardan birisi. Bu konuyu şimdi ilk kez benden duyuyorlardı. “Ben bu konuyu hiç duymadım” dedi. Önceki dönemde, Gürsel başkan zamanında bu köyden bazı parsellerin satıldığını, bu satılmışlardan yola çıkarak ne düşündüklerini öğrenmek istediğimi söyledim. “Adın ne?” diye sordu birisi. Söyledim. “Bu satılan yerleri köylüye vermeleri lazım” dedi. “İhaleyle köylüye ekmesi için verilen yerler var” dedim. İçinde söyleşi yaptığım kahvenin Muğla Büyükşehir tarafından 3 yılda bir ihale ile kiraya verildiğini, tarlaların da öyle olduğunu söylediler. (Sonrasında muhtarın verdiği bilgiye göre kahve 2014 yılında Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne verilmiş ama tarlalar Datça Belediyesi'ne aitmiş.) Bu konuda biraz konuştuk. “Buyurun, çay için” dediler. Teşekkür ettim. İsmini sordum. İsmi Mümtaz'mış, Demirci Mümtaz olarak bilinirmiş. Masada oturanın birisi Kızlan'dan evli olduğunu ama Datça merkezde oturduğunu söyledi. Bu masada da önceki belediye başkanı Abdullah Gürsel Uçar'ın işçi maaşlarına yaptığı zam üzerine konuşmalar oldu. Personel maaşlarının belediye bütçesinin %40'nı aştığına ve bunun yanlış olduğuna dair düşünceler belirtildi. Gelinen noktada personel maaşının yarısını zamanında alıyor, yarısını alamıyordu. Belediye başkanı personelini sıkı bir şekilde denetlemeliydi. “Aytaç başkanın disiplinli olduğu söyleniyor.” dedim. “O daha yeni” dediler. Önceki döneme atıfta bulundular. Masadan ayrılırken birisi “Memleketin toprağını satıyorlar vesselam” dedi. Son masaya, muhtarın oturduğu masaya geçtim.

SATILSIN AMA BENİM KÖYÜME DE HİZMET GETİRİLSİN

“Listeye alınan yerlerin nereleri olduğu belli mi?” dedi karşımda oturan muhtarın sağındaki. “Belli. Belediye yayınladı” dedim. Belediye'nin WhatsApp sayfasını açıp listeye alınacak yerlerin ada ve parsel nolarını muhtara gösterdim. Mesleği gereği muhtar bakıp anında yerleri öğrendi. Muhtara baktım. “Valla ben seçilmiş kişiyim. Benim vatandaşım ne derse ben onların arkasındayım” dedi. “Ben de vatandaşların ne dediğini öğrenmek için buradayım” dedim. Gülüştük.

Masada oturanlardan birisi Kızlan'da oturduğunu ana aslen Kızlanlı olmadığını, Ankaralı olduğunu söyleyince “Sorun yok, ben de İzmirliyim, 1994 yılından beri Datça'dayım, Datçalıyım. Kimse Datçalı olmadığımı iddia edemez” dedim. Büyükşehir olması hasebiyle geldiği yerde de şimdi burada yaşananın benzeri olayların olduğunu söyledim. Satışı ya da takası düşünülen mülklerin şimdiki yasal sahibinin Datça Belediyesi olduğunu öğrendikten sonra “Öyleyse, satmasında bir mahsur göremiyorum.” dedi. Ona göre, Devlet yardım etmediği sürece belediyeler parayı nereden bulacaktı? Belediye geliri olmadığından elindekini mecburen satacaktı. Bir yerlerden bir şeyler yapmak zorundaydı. Personelin parasını vermek, SSK borcunu ödemek... için bir kazanç elde etmek zorundaydı. Masada oturanların her biri görüş bildirmeye başladı.

Masada konuşmaları dinleyen muhtar söze giriyor, ”Devlet arazileri özelleştirip satıyor. Böyle yapıp satınca da belediyeye payını vermiyor. Belediyenin satmayı ya da takası düşündüğü taşınmazlar konusunda ise şu var: Belediye bunları satıyorsa, eğer benim köyüme ait bir yeri satıyorsa benim köyüme de hizmet getirecek.” Örnek veriyor: “Yüz milyona mı sattın? 50 milyonu ile benim köyüme hizmet getireceksin. Bu mahallenin eksikliği ne ise ona harcama yapılsın. Satıştan elde edilen paranın hepsini götürüp başka yerde harcamasın. Bu araziler yıllardır köylünün gözü gibi baktığı araziler. Köylü bunları satmayı bilmiyor muydu? Muhtarlığa ait olsa ben satardım, köyün ihtiyacı olan işleri yaptırırdım. Şimdi benim böyle bir yetkim yok ve sen benim malımı satıyorsan bir kısmıyla bana hizmet getireceksin...” Kızlan'ın eksikliklerine dair konuşmalar başladı. Kızlan'ın çok sorunu var.

Muhtarın konuşması masada oturanlara da mantıklı geldi. Muhtarı desteklediler.

Muhtar “Datça Belediyesi bu borcu ödemek zorunda, mecbur; ister icra yoluyla ister bu yolla.” diyor. “Ödemezse koltuğunu götürürler, geçen basın yazdı, bir belediyede olduğu gibi.”

Kahveci Saffet, önceki masaların birisinde dile getirdiği görüşleri yeniden dillendirdi.

Kızlan'da ya da daha başka yerlerde satılabilecek yerlere dair karşılıklı görüş bildirmelerle konuşmalar devam etti...




Bu haber 2246 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER TOPLUM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI