|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(Son Bölüm)
GÜKÇEADA ÖĞRETMEN OKULU
Uzun uzun anlatıp, bu notların sınırlarını fazlaca zorlamak istemiyorum. Çok özet olarak, 1969-1970 öğretim yılında parasız yatılı öğrenci olarak Gökçeada Öğretmen Okulu'na kaydımı yaptırdım. İlk yıl 4-E sınıfına düştüm. İlkokula 6 yaşında başladığımdan, öğretmen okuluna kayıt yaptırdığımda 14 yaşındaydım; heyheylerim üstümde. Aklım başka yerlerde. İlk yıl çok başarılı bir öğrenci değildim; sınıfı doğrudan geçemedim, tek derse kaldım. Eylül ya da Ekim ayı başı olacak, tek dersi verince, okul yönetimi beni 5-A sınıfına verdi, iyi ki de o sınıfa verdi. Gökçeada Öğretmen Okulu, aslında “Erkek Öğretmen Okulu” ve o yıllarda toplam öğrenci sayısı 800 küsur, ancak yok öğretmenin baldızı, yok okulda çalışanın kardeşi, yok adada yerleşik bir ailenin kızı vb... gerekçesiyle çok az, bir elin, hadi diyelim ki iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar kız öğrenci de bulunuyordu. Onlar, (A) sınıflarındaydı. İşte, verildiğim 5-A sınıfında bu kız öğrencilerden vardı. Bir “ergen erkek” olarak, onların ya da onlardan birisinin gözünde “sınıfın en başarısızı” ya da “başarısız” öğrencilerden birisi olarak görülüp, kendimce “rezil rüsva” olmak istemiyordum. Ben, bir açıldım, tam açıldım; 5-A'da okurken sınıfın “başarılı” öğrencileri arasına girdim. Keza, 6-A'da da aynı. 17 yaşında, ilçem Tire'de mahkemeden “Kazai rüşt” (kişinin mahkeme kararıyla ergin kılınması) kararını çıkartarak diplomamı alabildim. Muzaffer ile tanışıklığımız, 5-A ve 6-A sınıflarından.
GÖKÇEADA'DAN BUGÜNE
Sonrası Diyarbakır ili Çermik ilçesi Gürüz Köyünde öğretmenlik, Erzurum Atatürk Üniversitesinde ve Ege Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesinde öğrencilik, mahallelerde, kırsalda örgütlü (Devrimci Yol) devrimcilik, farklı cezaevlerinde uzun süre siyasi mahpusluk, 1991'den sonra 25 yıl pazarcılık ve şimdi de amatör gazetecilik...
Öğretmen okulundan mezun olduğumuz 1972 yılı haziran ayından beri Muzaffer ile hiç karşılaşmadık. Arada bir buluşan 1972 6-A SINIFI ya da GÖKÇEADA (İMROZ) ATATÜRK (İlk) Öğretmen (Okulu) Lisesi WhatsApp Grubundan arkadaşların yaptıkları buluşmalara sadece bir kez, 1972 6-A sınıfının Kuşadası'nda bir otelde gerçekleşenine katıldım ama onda da Muzaffer yoktu. Birbirimiz ile bilgilerimiz, 1972 6-A SINIFI WhatsApp grubunda paylaşılanlar ile sınırlı.
53 YIL ARADAN SONRA
Gönderdiği konum üzerinden Muzaffer'in evine gidiyoruz; evi Kepez'de. Bir-iki kez telefon da ederek evinin bulunduğu binayı bulduk. Aradan 53 yıl geçmiş, az bir zaman değil. İlk aradığımda, “Mutlaka bekliyorum.” demişti ama yine de kafamın içerisinde “Acaba?” diye sorup duruyordum; yanılmışım.
Anlatımına göre, okulu bitirdikten sonra sırasıyla öğretmenlık, Eceabat ve Gökçeada da Yetiştirme Yurdu Müdür Yardımcılığı, yeniden öğretmenlik ve 1999 yılında emekli oluyor. 2009/10 ile 2023 yılları arasında Gelibolu Yarımadasında serbest rehber olarak çalışıyor. Şimdilerde herhangi bir işi yok. Yalnız yaşıyor.
Kepez, 1993 yılına kadar köy iken sonra belediye oluyor. Şimdilerde Çanakkale ile birleşmiş durumda. Muzaffer'in evinin yakınlarında Dardanel Ton Balığı Fabrikası var ve binaya girmeden önce fabrika kaynaklı ağır kokuyu hissettik.
Okuldan, okul arkadaşlarımızdan, sonrasından ve şimdilerden konuştuk. Sohbete, yer yer Cem de katıldı. Muzaffer, bizi ağırlamak için ön hazırlığı iyi yapmış ama sunumları bizim için çok fazla. Geldiğime ve onunla sohbet ettiğime çok mutlu oldum. Çanakkale için daha uzun bir zaman ayırdığımızda, bize Gelibolu'da rehberlik edebileceğini söyledi.
Sonra, vedalaştık.
BELEDİYE, ÇAY BAHÇELERİNİ KENDİSİ ÇALIŞTIRIYOR
Akşam Cem, Zuhal, Sevda ve ben Esenler Özgürlük Parkı'na gittik. Parkın olduğu yer, çok güzel. Önü açık. Akşam karanlığında çok iyi göremiyoruz ama bu parktan, Çanakkale Boğazı dahil çok geniş bir alanı görmek mümkün. Hava, püfür püfür esiyor. Bu park, aynı zamanda konserlerin, tiyatro gösterilerinin... yapıldığı bir yermiş. Parkın içerisindeki kafe, Çanakkale Belediyesi'ne ait. Bütün masalar dolu. Çok sayıda çalışan var ve hepsi arı kovanındaki arılar gibi çalışıyorlar. CHP'li Çanakkale Belediyesi, mülkiyeti kendisine ait olan bütün çay bahçelerini kendisi işletiyormuş. Bunu öğrenince, pek çok gerekçe ileri sürerek sosyal tesis açma konusunda ketum davranan, seçimi kazanmalarında belirleyici olan insanların ihtiyaçlarını ikinci, üçüncü hatta daha geri plana iten CHP'li Datça Belediyesi'ni anımsadım; ikisinin yaklaşımları, birbirlerinden çok farklıydı.
GERİSİ BİR BAŞKA SEFERE
Akhisar'dan yola çıkmadan, hatta Datça'da bu geziyi kafamızda evirip çevirirken, Çanakkale'ye geldiğimizde Gelibolu Yarımadası'nı, Gökçeada'yı ve stajyer öğretmenlik yaptığımız Geyikli'yi de gidip görebilmeyi düşlüyordum ama gezi başlayınca, özellikle Trakya'da yaştan, havanın sıcaklığından ve yoğun tempodan kaynaklı yorgunluk başgösterince, bizim gerçekliğimizde gezilerin daha kısa süreli ve daha yavaş tempolu olarak örgütlenmesi gerektiğini itiraf etmeye başlamıştım. Çanakkale'de, bu işi daha fazla uzatmadan bitirmeye, ertesi günü dönüşe geçmeye, yol üzerinde, Kepez'de halamın torununu ve eşini, Altınoluk'ta da abim ile yengemi gördükten sonra Akhisar'a dönmeye karar verdik. Cem de Eylül-Ekim sonu gibi havaların gezmeye daha uygun olacağını söyleyince, “Tamamdır. Yol bizi bekler.” dedik.
ZAMAN SU GİBİ AKIP GİDİYOR
Cem, bir gün önce Muzaffer hocayı ziyarete gidip gelirken bir gün sonra ziyaret edeceğimizi söylediğim halamın torununun evinin bulunduğu yeri kolayca bulabilmemizin yolunu gösterdiğinden hiç zorlanmadık, Mehmet ile buluştuk.
Babamın tek kız kardeşi rahmetli Cemile halamın büyük kızı Hatice'nin büyük oğlu Mehmet (Konur), emekli. Eşi Gönül de emekli. Eşi Denizlili ve konuşurken, ad olarak da olsa ortak tanıdıklarımız olduğunu gördük. Mehmet ve eşi, yıllar önce, Marmaris'te tur rehberi olarak çalışan kardeşi Nihat Erim ile birlikte Marmaris Kapalı Pazaryeri'nde yanıma uğramışlardı. O günden sonra Nihat ile görüşmüşlüğüm olmuştu ama Mehmet ile bugün ikinci kez bir araya geliyorduk.
Birbirimize hal hatır sorduk, biraz sohbet ettik, yedik-içtik ve yola çıktık.
ALTINOLUK
Sabahattin abim benden bir yaş büyük. Hem o, hem de yengem Halime, emekli öğretmenler. Abimin rahatsızlığı nedeniyle yılın yarısı Altınoluk'ta yaşıyorlar. Kirada oturdukları ev, oldukça yüksekte, Şahin Deresi'nden adını alan kanyonun üst kısımlarında, suyun kaynağına yakın ıssız bir yerde. Doktoru önermiş, böylesi bir yerde yaşamayı.
Önceki yıllarda bir-iki kez niyetlenmiştik, mümkün olmadı. Navigasyonun yardımıyla biraz zorlanarak bulduk evlerini.
Akşama doğru, aşağıya, Şahin Deresi'nin denize döküldüğü yere yakın bir yerde akşamları açılan tezgahların yakınındaki bir çay bahçesine geldik, biraz oturduk ve döndük.
Bu ziyaret, şahsen bana çok iyi geldi.
AKHİSAR'A DÖNÜŞ
26 Temmuz günü, Akhisar'dan yola çıkışımızdan 8 gün sonra Akhisar'a dönmek için Altınoluk'tan ayrıldık.
Cem, Kaz Dağları'nın Bergama'daki Kozak Yaylası'ndan başladığını söylemişti. Yola çıkınca “Geldiğimiz yoldan değil, başka bir yoldan dönelim” dedik ve Cem'in de önerisini dikkate alarak Edremit'i geçince sağa, Burhaniye tarafına, Gömeç'ten sonra ise sola, Bergama'ya giden yola döndük; Kozak Yaylası'nın yol güzergahındaki güzellikleri seyrederek Bergama'ya ulaştık. Bu yolun sakinliğini ve yol boyunca gördüğümüz güzellikleri çok sevdik. Bergama-Kınık-Soma-Kırkağaç ana yolundan Akhisar'a vardık.
8 günlük bu geziden geriye, 12 bölümü tekmil birden okuduğunuz bu “TRAKYA GEZİ NOTLARI”, unutmayacağımız dostluklar, anılar ve görmeye doyamadığımız güzellikler kaldı.
BİTTİ!