|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(Yedinci Bölüm)
21 Temmuz günü sabah uyanınca, Mustafa Kumonova'nın 20 Temmuz günü yaptığım sosyal medya paylaşımımın altına “Enez'de Salih Güner'i tanımadıysan bir eksiklik.” diye yazdığını, gördüm. “Enez'i bugün dolaşmaya başlayacağız.” yanıtını verdikten bir süre sonra Suat “Bence de Salih Güner bu dünyanın gördüğü/göreceği en güzel insanlardan birisi. Zarif, samimi, içten, naif, zor günlerde herkese elini uzatmış bir devrimci... Daha ne olsun. Kendisini buradan selamlıyorum.” diye ekleme yaptı. Salim'e, Salih Güner'in kim olduğunu sordum. Tanıyormuş. Büyükevren köyündenmiş. Enez'e giderken, köyün içerisinden geçecekmişiz. Mustafa ve Suat, Salih için böyle yazmışlar ise görmeden olmaz. Salim, Salih'i aradı. Köydeymiş. Bir beş dakika uğrayıp, tanışacak ve hal hatır soracağız.
ÇERİBAŞI KİRAZI
Öğleye kalmadan, Karaincirli'den yola çıktık. Abdurrahim köyünü geçince Salim, yolun sağındaki Çeribaşı Köyü levhasını işaret ederek, “Çeribaşı, küçük bir köydür. Çeribaşı Kirazı ve Çeribaşı Çileği bu köyde yetiştiriliyor” dedi. Çeribaşı Kirazı, tescilli bir markaymış. Duymamıştım. Kiraz denilince, benim aklıma Kemalpaşa ve Napolyon Kirazı gelir; benim bildiğim, en güzel ve en pahalı kiraz, Napolyon Kirazı'dır. Salim, pazarcıların pazarda Çeribaşı Çileğini “Çeribaşı Çileği” diye yüksek sesle bağırarak, özel bir vurgulama ile sattıklarını söyledi.
Büyükevren köyü, nüfusu çok fazla olmasa da çevre köylerin gelip alış veriş yaptıkları küçük çaplı bir ticaret merkezi olması nedeniyle, çok hareketli bir yerleşim yeri. Büyükevren'de 3 farklı zincir marketin birer şubesi ve Ziraat Bankası'nın (+) etiketli, bütün bankaların müşterilerinin kullanımına açık bankamatiği var.
Büyükevren köyüne varınca, uygun bir yere aracı park ettik. Ziraat Bankası bankamatiğinin bulunduğu alandaki bankların birisine oturduk. Biraz sonra Salih Güner geldi. Çok hoş sohbet bir arkadaş. Mustafa'nın kulaklarını çınlattık. Bolca güldük. Çiftçilikten emekli olmuş. Aileden kalan mal varlığı nedeniyle hali vakti yerinde. Onu tanıdığımıza çok memnun olduk ve yola devam ettik.
Enez'e girmeden sağa, İpsala Yoluna döndük. Salim, Gala Gölü'ne gittiğimizi söyledi. Sevda, “Gördünüz mü? Girişe 'Bugün misafirsiniz, yarın Enezlisiniz' yazmışlar” dedi. Görmemiştim. “Dönüşte fotoğrafını çekerim.” dedim.
ÇATALTEPE MAHALLESİ
Suat, Enez'den çok kısa bir süre sonra sağ tarafa ayrılan yolu ve ilerideki bir tepeyi işaret ederek “Burası Çataltepe” dedi. Çataltepe, Enez'in bir mahallesiymiş. Çataltepe, zamanında hayvancılık yapan bazı Enezlilerin hayvanlarını bakıp besledikleri bir yer iken Cumhuriyet'in ilk yıllarında baş gösteren ve bugün hala tartışılıp durulan isyanlar nedeniyle Ankara'nın ülkenin dört bir tarafına sürgün ettiği Kürtlerden bir kısmı getirilip Çataltepe'ye yerleştirilmiş. Çataltepe'ye yerleştirilen Kürt yurttaşlar, hayvancılık ve zaman içerisinde de inşaat işleri yapmaya başlamışlar. Bugün, Enez'deki inşaat işleri Çataltepelilerden soruluyormuş. Yerel siyasette etkiliymişler. Salim “Çataltepeliler, her partide varlardır.” dedi.
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki isyanlar nedeniyle sürgün edilen Kürt yurttaşların getirilip yerleştirildikleri batıdaki en uç yerleşim yeri olduğunu düşündüğüm Çataltepe'ye uğramadan, yola devam ediyoruz. Bir noktada, Meriç ile Gala Gölü'nden gelen çayın birleştiği yer ve gittiğimiz yol birbirine çok yakınlaşıyor. Sınırı bekleyen nöbetçi askerlerin kulübelerini görüyoruz. Yol ile Meriç arasındaki bölge, yoldan 5-10 m, belki biraz daha fazla derinlikte çöküntü bir alan; bu çöküntü alan, Saroz'a ve Edirne'ye doğru Meriç boyunca devam ediyor. O alanda, çeltik tarlaları var. Fotoğraf çekmek istiyorum. Salim, “Acele etme. Bugün sınırı da göreceksiniz. İstersen, dönüşte bu noktadan da fotoğraf çekebilirsin” diyor.
SEYİR TEPESİ
Bir süre sonra, yolun çeltik tarlalarına ulaştığı noktada yoldan sağa doğru ayrıldık; hafif meyilli bir tepeye doğru giden toprak yoldan yavaş yavaş ilerledik. Tepe çıplak ve otlar kurumuş. Salim, bu tepenin “Seyir Tepesi” olduğunu söyledi. Tepenin üstüne çıkınca, Gala Gölü'nü gördük. Tepenin Meriç'e bakan ama aynı zamanda Gala Gölü'nü de gören sol tarafında birden çok tahtadan yapılmış küçük kulübeler gördük; üstleri kapalı, yanları açıktı. İçlerinde oturma yerleri vardı. Gala Gölü'nü, göç sırasında kuşları ve Meriç boylarını görmek için gelenler otursunlar diye yapılmışlar olabilirdi. Havanın çok sıcak olmasından, koyunlar güneşten korunmak için kulübelerin içerisine girip gölgeye sığınmışlardı. Çobanı göremedik. Koyunların başındaki çoban köpeği, hiç havlamadan ve saldırgan bir havası olmadan bize doğru gelmeye başladı. Sevda ile Salim'i indirip, “Siz yürüyün. Aracı park edip gelirim.” dedim. “İtle dalaşmaktansa, çalıyı dolaşmak yeğdir” deyip, aracı koyunların bulunduğu kulübelerden biraz uzağa park ettim. Sevda ile Salim'e doğru yürüdüm.
Seyir Tepesi'nden bütün çevreyi görebiliyorduk. Gala Gölü, tam karşımızdaydı. Gölün öbür tarafında belli belirsiz gördüğümüz yer, Yenikarpuzluymuş. Yenikarpuzlu, Edirne'nin İpsala ilçesine bağlı bir beldeymiş. Salim, tepenin bahar aylarında yemyeşil olduğunu, Enezli ya da daha uzaklardan gelen çok sayıda yurttaşın buraya gelip piknik yaptıklarını söyledi.
Seyir Tepesi'ne gelen vatandaşlarımız da Datça'ya, Saroz kıyısına ya da ülkemizin bir başka yöresine giden vatandaşlarımız gibi “çevreyi kirletmeme” ve “yiyip içtikten sonra atıkları rastgele doğaya bırakmama” konusuna duyarsız kaldıklarından olsa gerekir, insanı rahatsız eden poşet, pet şişe, kağıt bardak, plastik kasa... atığı tepenin pek çok yerinde göze batıyordu.
GALA GÖLÜ MİLLİ PARKI
Gala Gölü'nü içerisine alan Gala Gölü Milli Parkı, 2005 yılında Türkiye'nin 36. Milli Parkı olarak ilan edilmiş. 3.090 hektarı sulak alan, 3.000 hektarı ormanlık alan olmak üzere 6.090 hektar alana sahipmiş. Gala Gölü Milli Parkı, Türkiye'nin önemli doğa alanları, önemli kuş alanları ve önemli bitki alanları listesinde yer alan Meriç Deltası Sulak Alanı'nın içerisinde bulunmaktaymış. Park, aynı zamanda Batı Palearktik bölgede yer alan en önemli göç yollarından birisiymiş. Bu yolu ilkbahar ve sonbaharda leylekler, yırtıcı kuşlar ve ötücü kuşlar olduğu kadar, kışın da su kuşları göç yolu olarak kullanmaktaymış.
Gala Gölü Milli Parkı, 511 bitki türü ve 517 hayvan türü olmak üzere toplam 1.028 canlı türüne ev sahipliği yapıyormuş. Gölde, 27 balık türü tespit edilmiş. Park doğa yürüyüşü, bisiklet, kuş gözlemciliği, doğa eğitimi gibi faaliyetlere olanak sunmaktaymış. Parkta tespit edilen bitkilerden 3'ü endemik, 36'sı ekonomik öneme sahipmiş. Parkta bulunan bitki türlerinden 2'sinin soyunun tükenme tehlikesi çok büyük, 4'nün soyu tükenme tehlikesi büyük olan kategorideymişler. 73 adet bitki taksonunun tıbbi ve ekonomik olarak kullanıldığı tespit edilmiş.
Gölün ortalarında birbirlerinden uzakta iki kayık görünüyordu. Salim, Gala Gölü'nde balık da avlandığını söyledi. Sazan, Yayın, Sudak diye bilinen Su Levreği gibi balık türleri varmış.
Gölün suyu, hem göl civarındaki hem de gölden Meriç'e giden çayın yardımıyla göl ile Meriç arasında bulunan çeltik tarlalarının sulamasında da kullanılıyormuş.
Havanın sıcak oluşunu dikkate alarak, çok fazla zaman harcamadan dönüşe geçtik. Dönüşte, göle giderken fotoğraf çekmek istediğimi söylediğim yerde aracı sağa yanaştırıp, araçtan indim ve sınırı bekleyen nöbetçilerin kulübelerinin bulunduğu bölgenin fotoğrafını çektim. Sevda'nın Gala Gölü'ne giderken gördüğünü söylediği “Bugün misafirsiniz, yarın Enezlisiniz.” sözünün yazılı olduğu yerden Enez'in içerisine döndük. Enez'e gelen bir misafirin Enez'in güzellikleri karşısında bir gecede Enezli olmaya karar vereceğine atıfta bulunan bu sözün ne ölçüde gerçeği ifade ettiğini göreceğiz.
TEL ÖRGÜ, SINIR, MERİÇ NEHRİ
Enez'in içerisine doğru ilerlerken Salim, sol tarafımızda albenisi oldukça yüksek bahçeli bir evi göstererek “Atatürk, burasını, bunun gibi daha pek çok yeri, Kurtuluş Savaşı sırasında Enez'in alınmasında büyük rolü olduğu gerekçesiyle KARA BEKİR'e (Bekir Kara) vermiş.” dedi. KARA BEKİR (Bekir Kara) adını, ilk kez Salim'den duydum.
Aracımız ile Enez Meydanı'nın ortasındaki Flamingo Anıtı'nın sağ yanından doksan derecelik bir açıyla döndük, Datça'nın ilçe merkezindeki yollar gibi çukurları bol yollarından ilerledik. (Bu konuda, BirGün Gazetesi yazarlarından Müslüm Gülhan'ın 29.07.2025 tarihinde BirGün Gazetesi'nde yayınlanan “Enez'i korumak ve kurtarmak” başlıklı yazısını okumanızı öneriyorum. Bknz: https://wwwbirgun.net/makale/enezi-korumak-ve-kurtarmak-641746) İçimden “Salim bizi nereye götürüyor ki?” derken, Salim “Şuraya yanaş. Şurada duralım.” dedi. Sağa yanaşıp, durdum. Salim “Bu da ne? Bunu ne zaman çekmişler? Ben de ilk kez görüyorum...” diye kendi kendine söylenerek araçtan indi. Salim'im ne dediğini, neye şaşırdığını anlamlandıramadığım için, şaşkın bir halde ben de araçtan indim. Ardımızdan, Sevda indi. Salim'in ilerlediği yöne baktım; 10-15 m ilerimizde, alt kısmında beton bloklar, beton bloklar üzerinde her 1.5-2 m'de bir kırmızı renkli demir direklerin dikili olduğu tel örgüyü gördük. Tel örgü, sağa doğru uzayıp gidiyordu. Sol tarafımızda bina olduğu için o tarafa doğru uzayıp uzamadığını göremiyorduk. Tel örgüye doğru yürüdük. Salim, tel örgülerin ötesinin Meriç Nehri olduğunu söyledi. Bal arıları için oldukça ballı olduğu söylenen mavi renkli dikenli bitki dahil çeşitli türden dikenli bitkilerin de olduğu kuru otların bulunduğu alanı geçip, tel örgünün yanına vardık ve Meriç'i gördük.
Salim, sağ tarafta, nehirden 50-60 m içeride yıkıntı halindeki taş bir bina kalıntısını işaret etti, “Orası, bir zamanlar Enez Hapishanesiydi.” dedi. Hapishane, şimdilerde hayvanların barındığı virane bir yerdi. Şu an Enez'e en yakın cezaevi, Edirne'deymiş. Tel örgünün ötesindeki Meriç ve Meriç'in karşı kıyısı sakindi. Salim, tel örgü ile Meriç arasında, toprak seviyesinde, su basmanı görünümünde oldukça eski kalıntıları göstererek, “Çocukluğumuzda, Meriç'in kıyısına inerdik. Nehirde yüzerdik. Yunanistan tarafından tekneler ile gelenler bu kalıntıların bulunduğu yerdeki dükkanlarda, biz onlara 'mağazalar' derdik, bizden bazılarıyla alış veriş yaparlardı.” dedi.
Salim'in daha sonra bilgisine başvurduğu Enezli yerel bir gazetecinin verdiği bilgilere göre, Salim'in “Biz onlara 'mağaza' derdik” dediği dükkanlar, zamanında Bekir Kara'nın (KARA BEKİR) mağazaları ve depolarıymış. Aslen İpsala doğumlu olan Bekir Kara, hem Kurtuluş Savaşı öncesinde bu bölgede merkezi yönetimin (Osmanlı) kontrolünde Yunanlı çetelere karşı savaşmak için oluşturulan yerel milisler içerisinde yer almış, hem de Kurtuluş Savaşında Ankara'ya bağlı çalışmış; bu rolü nedeniyle, Cumhuriyet'ten sonra Ankara nezdinde itibarlı/ayrıcalıklı bir kişi konumuna ulaşmış. Atatürk tarafından her zaman kollanmış. Önceleri Edirne taraflarında, sonraları İpsala-Keşan ve Enez bölgesinde çeltik ekimini yaygınlaştırmış. İşte bu Bekir Kara, hem Yunanlılar ile Enez'de, Salim'in kalıntılarını gösterdiği Meriç'in kıyısındaki mağazalarda yaptığı ticaret ile satın aldıklarını, hem de ürettiği pirinci kayıklar ile Meriç Nehri-Gala Gölü üzerinden Yenikarpuzlu'ya, oradan da İstanbul'a gönderirmiş. Zaman içerisinde bu ticaret sönümlenmiş.
Gördüğümüz tel örgüler, yeni çekilmeye başlanmış. Tel örgüler hem Enez'den hem de Edirne'den başlamış ve iki taraflı olarak ilerliyormuş. Bu tel örgülerin finansmanını İngiltere ve Avrupa Birliği tarafından ortaklaşa sağlandığı söyleniyormuş. Tel örgünün tamamlanması sonrası, tellere düşük yoğunluklu elektrik de verilecekmiş.
Yılın yarısına yakınını köyü Karaincirli'de geçiren Salim'in bile ilk kez gördüğünü söylediği tel örgüler ulusal basına hiç konu olmamış ya da olmuş ama benim gözümden kaçmış olmalı ki hiç duymamıştım. Meriç üzerinden de yurt dışına çıkışlar olduğu cümle alem tarafından bilindiğinden, Meriç'i ve Meriç üzerinden “kaçak” geçişlerin nasıl yapıldığını hep merak etmiştim ama bir türlü gözümün önünde canlandıramamıştım. Şimdi, sınırdaydım, Meriç'in yakınındaydım ve bu bölgede yaşayan yol arkadaşım Salim'in gözünden görüyordum buralarını.
Salim, Meriç Nehri boyunca Yunanlıların bizim kadar nöbetçi bulundurmadığını, bulunduruyor ise bile Yunan sınırını bekleyen Yunanlı askerlerin daha içerilerde olduğunu söyledi.
Buraları gezip görünce daha iyi anlıyorsun gerçekte kimin kimi kıskandığını, kimin kendi vatandaşları ülkeden kaçmasın diye sınır boyunca her türlü önlemi aldığını, “bizi kıskanıyorlar” dediği ülkelerin gönderdiği yardımlar ile onların istekleri doğrultusunda kendi ülkesinin sınırlarına tel örgüler çektiğini...
(Devam edecek)