Orman yanıyor ve içindekilerin hepsini yutacak, tek yol var, “birleşmek” ama nasıl?
Birilerinin birbirlerine çok benzediğini, bazılarının biraz benzediğini, bazılarının da çoğu yönden benzemediğini, ama tümünün de artık yangın gibi “ortak bir hedefte” (geçici de olsa) buluştuğunu biliyorsunuz. Tüm onları (hatta birbirlerine çok benzeyenlerin bile bir araya gelemediği durumda) nasıl birleştirirsiniz?
Tümünün “yöneticilerini” bir araya getirerek olabilir mi? Her biri “A-C, B- C, C- C, D- C …” diye eski çatışmalarını/travmalarını temcit pilavı yaparak artık işe yaramaz eski söylemlerini, yani, “birleşin ama bende!”yi dayatmadaysa, birleşilebilir mi? Eh ne de olsa her biri hesaplaşması yapılmamış ve bitmemiş eski bir tarihi geçmişi temsil ediyorlar ve üstelik yöneticiler ve egoları da var, değil mi ya!?
Ama orman yanıyor, ateş ne A, ne B, ne C, ne de D bilmiyor; ayırt etmeden hepsini yutacak! “Ne yapmalı’yı herkes biliyor, ama “Nasıl Yapmalı”yı kimse dillendirmiyor, dillendirenleri (ağzıyla ateşe su taşıyan karıncaları) ise aforoz ediyorlar! Oysa o ateş hepsini yok edecek, çünkü ateşi yakanlar çok ama çok suçlar işlemişler ve daha da işlemeyi kafalarına koymuşlar! Kim ister ki suçlarının hesabı sorulsun, koşulsuz teslim olsun, di’mi ya!? “So what?”
Legalite ve akıllı teknoloji ile değişen koşullar eski ezberleri yerle bir etmiş; “biz farklıyız” diyenleri “Osmanlı Bankası” yapmış, bunlar bile neden aynı “bankada” birleşemezler ki!? Ya diğerleri? Öyle ya hepsi ama hepsi aynı dertten (yangın) muzdarip… Yoksa yepyeni yollar mı bulmak gerekiyor? “Yepyeni” yollar olur mu ki!?
……..
Tüm yangınların içinden biraz daha yanarak çıkan dostum, biliyorum yanıbaşında birçok canı kaybettin ve tesadüfen bugüne dek yaşadın, tüm kitapları okudun, çok mücadele ettin ve çok yorgunsun; ama “bir görmediğimiz Dünyanın sonu kalmıştı, ama galiba onu da biz göreceğiz” diyen ve tek tek doğaya karışan yoldaşım; yahu sonun şanına yakışır olsun be!
Tüm umutları; sahte diplomalarla, işsizlikle, yarınsızlıkla çalınmış genç kardeşim; emek ile ekmek arasında pozitif bir korelasyon (eğitim ve sevgide ki ikisi de emek gerektirir, sokaktaki ve bir yerlerdeki mafya/hırsızlar hariç) vardır, emek vermezsen ekmek yiyemezsin ki! Umut bir tohumdur, ekmezsen yeşermez ki! Güzelliklerin bedeli ağır olur, ne kadar güzelse bedeli de o kadar ağırdır, ödemezsen ulaşamazsın ki!
Dünyayı-erkeği var eden kadınlarımız, her gün erkek egemen sistemin ürünleri tarafından birer birer öldürülüyorsunuz; yarın birer sıra numarasından başka adınız bile olmayacak, bedel ödemeye değmez mi?
Grevleri yasaklanan, ekmek için abuk iktidar sendikalarının ağına düşmüş, sendikalı diye üstelik yüz kızartıcı abuk yasalarla tazminatsız işten atılan işçi kardeşlerim; bu ateşten ötesi var mı?
Köyleri, suları, mezarlıkları, anıları, ormanları, börtü-böceği, tarlaları (zeytinlik, meyvelik, fındıklık…) uluslararası ve işbirlikçi madencilerin her türlü yağmasına maruz kalmış ve daha da maruz kalacak; ürünü para etmeyen ve yaşamın olmazsa olmazı üretimi terk eden köylülerimiz; başka bir yaşam alanın kaldı mı, var mı? Bedel ödemeye değmez mi?
Memurlarımız? Yıllar önce örgütlenmene bile birileri karşı çıktılar, ama artık senin de bir emek bileşeni olduğun yadsınamaz, bu sarı sendikalardan nasıl kurtulacağız? Ya emeklilerimiz? Yahu emeklilerin bile yarışması(!) kabul edilebilir bir şey mi, bir arada olsak meydanlar ferman dinler mi? Bedel ödemeye değmez mi?
Yangın hepimizi yok edecek, o kadar açık ki!? Kaçabilecek bir yerimiz var mı ve neden kaçalım ki!? Asıl kim(ler) kaçıp defolmalı?
Orman yanıyor ve hepimizi yok edecek! Ne yapmalı’yı hepimiz biliyoruz, ama ya Nasıl yapmalı’yı? Öyleyse haydi biz kendimiz belirleyelim!
Egosuz, “sen-ben-bizim oğlan”sız, “ben değil, biz varız (ubuntu)”, “A-B-C-D bayrağı, flaması, sloganı, egemenliği-etiketi vs olmadan, sadece ve sadece somut-yakıcı sorunlar ve çözümlerinin ele alınacağı, ayrılıkların dillendirilmeyeceği, kırıcılığın değil yapıcılığın ve bilgilendirip dönüştürücülüğün dilinin kullanılacağı, diktatörlüğün değil demokrasinin işleyeceği, çalışma tarzı ve örgütlenmenin yol boyunca yaşaya yaşaya biçimleneceği, kitlelere moral ve güdü verecek, hepsini ayağa kaldıracak, eski parti-cephe anlayışının aşılacağı ve hatta çok daha kapsayıcı (hatta uluslararası) bir cephenin; mahallelerden, köylere, fabrikalara her yerde kurulması ve yeşertilmesi bu yangını söndürmez mi? Şimdi baş çelişki yangını söndürmek değil mi; temel çelişkiyi de sen “suda balık” olarak işleyiver gari! Hangisi zor ve çözümsüz, hangisi kolay ve çözüme götürücü? Sonrası zaten gelecektir… Yeter ki egolarımızdan arınıp, ortak derdimizin yangından kurtulmak olduğu belirlensin, yoksa yangın A-B-C demeden hepimizi yutmak üzere! Haydi, parti vb aidiyetlerimizden vazgeçmeden, ama eski anlayışlarımızdan kurtularak; en geniş, en güçlü, en umut verici birlikteliğimizi yerelden ve somut sorunlarımızdan hareketle yapılandıralım. Yapabilirsek de “Yoksulluğa ve Karanlığa Karşı” çatısı altında büyük bir birlikteliği bağımsız, güvenilir sanatçı, akademisyen vb bir grup önderliğinde yükseltelim! Hayal edelim, örneğin, sadece “Enflasyon ve Hayat Pahalılığına Karşı” ortak bir pankartın altında milyonların toplandığını ve yürüdüğünü… Hayal edelim, milyonların “Adalet” haykırışını… Bunun örgütlenmesi ve ilkelerinin belirlenmesi; Godot’yu beklemekten, her şeyi zamana ve kendiliğindenciliğe ve bazılarının peşine takılmaktan daha mı zor? “Motor” olmak istemiyor musun yoksa!? Oysa güçlü bir motor tüm oyunu bozar…
Tünelden son çıkıştan önce umudu ve birlikteliği yükseltmenin zamanı hala geçmedi…