Bugun...


Adnan ERKUŞ Em. Akademisyen

facebook-paylas
Emeklilerin Ekonomik, Sosyal, Fiziksel ve Psikolojik Sorunları
Tarih: 14-11-2025 14:38:00 Güncelleme: 14-11-2025 14:38:00


            Emek, emekçi, emekli dilimizde aynı kökten türetilmiş çok güzel sözcükler. Emek ile ekmek arasındaki korelasyon da artı yönlü 1.00 olabilseydi, ne güzel olurdu!

            Her emekli bir zamanlar emekçiydi, yıllarca hizmet-mal üretti, dünyanın var edilmesine katkı sundu, sonunda bedensel ve zihinsel olarak yaşlanıp posası çıkınca güzel-huzurlu bir yaşlılık düşüyle emekli oldu. Yaşlılık bir yaşam olayı ve sürecidir; tüm canlılar, doğumla birlikte ölümle de yaşamaya başlarlar; bu, doğal diyalektik bir süreçtir.

            Emekliliğin/yaşlılığın nasıl geçirileceği, önceki ve şimdiki koşullara bağlıdır. Hepsinin başında da ekonomik durum gelir, Bağ-Kur’lu bir bakkal ile Vehbi Koç’un emekliliği/yaşlılığı aynı geçmeyecektir. Emeklinin/yaşlının genetik yapısı, beslenmesi, eğitimi, geçirdiği hastalıklar ve uğradığı travmalar, ailesi ve çocukları olup olmaması gibi pek çok etken emekliliğin/yaşlılığın nasıl geçirileceğini büyük ölçüde etkiler. Bugün ülkemizdeki emeklilerin maaşları kuşa dönmüş, emekliler pazar yerlerinden atık toplayarak ayakta kalmaya çalışmaktadır. “Mercer CFA Enstitüsü Küresel Emeklilik Endeksi”ne göre Türkiye 52 ülke arasında 49 sırada yer almıştır.

            Yaşlılıkta doğal olarak yaşanacak bazı fizyolojik değişikliklerin başında her gün milyonlarca beden hücresinin ölmesi ve artık yenilenememesi sonucunda görülen kas erimesi, güçsüzlük, yaşam sınırlılıkları, cilt kırışıklıkları, saçların beyazlaması, gibi sorunlar gelir. Yaşlının/emeklinin cinsel gücü azalmaya başlar, kadınlarda menopoz, erkeklerde andropoz yaşanır, damarlar sertleşir ve tansiyon, kalp-damar solunum sorunları görülmeye başlar. Görme, işitme, tat duyumlarında azalma ve sorunlar, çeşitli demans (bunama) belirtileri, istifçilik vb görülmeye başlar. Başkalarının bakımına ve desteğine gereksinim duyulma aşamasına girilmiştir artık…

            Bu somut koşullar üzerinde bazı psikolojik sorunlar ortaya çıkar. Yakın ve dost kayıpları ve yalnızlık, unutkanlık, bellek zayıflaması, çaresizlik, dikkat ve konsantrasyon azalması ve sakarlık, düşünce hızında yavaşlama gibi sorunlar yaşanmaya başlar. Yaşlı/emekli, artık yeni şeyler öğrenmeye çalışmaz, hatta yeni olandan korkar; ev-yer-eviçi eşya değişimlerini istemez; bu bakımdan muhafazakâr davranır. Yaşlılık kolay kolay kabullenilmez, ölüm korkusu yaşanmaya başlanır, bazılarında artık “öbür tarafa” yatırım yapmaya başlayabilir. Yaşam sürecini birbiriyle çatışmalar içeren iki özelliği temel alarak sekiz aşamada inceleyen E. Erikson’a göre, yaşlılık dönemi umutsuzlukxbütünlük çatışması içerir. Önceki yaşam süreçlerini-çatışmalarını olumlu özellikler şeklinde yaşayan yaşlı kişi, kendisiyle barışık olur, dinginlik ve yaşamış olduklarından dolayı gurur duyarken; çatışmaları olumsuz yaşayan bir yaşlı kişi ise, artık hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini düşünerek umutsuzluk ve çökkünlük yaşayabilir.

            Ülkemizde, ne yazık ki son yıllarda, yukarıdakilere ek olarak belki de dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen ek sorunlar yaşanmaya başlamıştır: TÜİK marifeti ve katsayı oynamalarıyla emekli maaşlarının alım gücü hızla azalmaya başlarken, artan pahalılık yaşamlarını çekilmez duruma getirmiştir. Emeklilerin, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en temelinde yer alan açlık, susuzluk, barınma gibi temel yaşamsal ihtiyaçları bile karşılanamaz duruma gelmiştir. Bu durum, yukarıda sıralanan psikolojik değişikliklere de yenilerini katmıştır: Üzüntü, öfke, maddi olarak bağımlı duruma geldiği aile üyelerine ve özellikle bayram harçlığı veremediği torunlarına karşı utanma duygusunun yaşanmasını beraberinde getirmiştir. Emeklilerden sorumlu SGK Başkanı, utanmadan “daha önce 58 yaşına kadar yaşıyorlardı, şimdi 75-80 yaşına kadar maaş vermek durumunda kalıyoruz” diyebilmekte, adeta emeklilerin ölmesini isteyebilmektedir! Oysa her emeklinin, emekçiyken maaşlarından yıllarca peşin peşin sigorta primleri kesilmiştir, o paralar da yıllarca bankalarda işletilmiştir; onlar sadaka değil, yatırdıkları ve hak ettikleri paraları istemektedirler. Bu utanç emeklilere değil, emeklileri bu duruma getirenlerle ait olmalıdır.

            Sonraki yazıda tüm bunlarla başaçıkma yollarını ele almaya çalışacağız.

           

 

 



Bu yazı 1452 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI