Özellikle son yıllarda, henüz ergen bile olmamış çocukların yine kendisi gibi aynı yaşlarda ve tanımadığı çocukları öldürdüklerine veya yaraladıklarına tanık olunmaktadır. Bir çocuk hiç tanımadığı bir çocuğu neden öldürür ki!?
Bu can yakıcı sorunun nedeni olarak, her ayrı bakış açısı kendince farklı nedenler ileri sürebilir. Hangisi doğru ve geçerlidir? Tüm çocuklar aynı şekilde davranmadığına göre, nasıl bir çocuk profiline sahip olanlar bu vahşi kıyıma yönelebilir? Bunun ailesel, ekonomik, tarihsel, siyasi, dinsel nedenleri olabilir mi? 10-20, hatta yüzlerce yıl öncesine kadar bu tür davranışlar gözlenmediğine ve başka ülkelerde rastlanmadığına göre, ülkemizde neden bu acımasız örnekler bugün sıklıkla gözlenmeye başladı?
12-18 yaş arası, çocukluktan çıkılıp ergenliğe geçiş aşamasıdır. Bu dönem, insan yaşamının en fırtınalı dönemidir; genç, hormonal gelişimi sonucunda kendini artık yetişkin gibi görürken, yetişkinin sorumluluklarını almaktan kaçar, henüz yaşamını kendi başına sürdürebilme yeterliğine ve olanaklarına hazır değildir; rol çatışması yaşar. Cinsel olarak yeterlidir, ama karşı cinse yönelme ve tanışma cesareti de gösteremez; bir cinsel bunalım içine girer. Öte yandan, yetişkin olmak bir mesleğe, bir işe girmek, yani bir baltaya sap olmakla olanaklıdır; ama hangi mesleğe, nasıl yönelecektir; bu bakımdan bir mesleki kimlik bunalımı yaşar. Bu dönem eğer sağlıklı bir eğitim alınmışsa, gencimiz kendine özgü fikirler üretmeye, her şeyi merak edip araştırmaya yönelir, demokrasi vb soyut kavramları anlamaya başlar. Aldığı eğitim (diploma kastedilmiyor), ana-baba tutumları, aile sorunlarının olup olmadığı, spor ve kültür etkinliklerine katılıp katılmadığı, sağlıklı bir arkadaş çevresinin olup olmadığı vb gencin bu dönemi nasıl geçireceğini büyük ölçüde belirler. Ana-baba tutumları otoriter olan ve çocuğun gereksinimlerinin şiddetle bastırıldığı, aile içi çatışmaların olduğu bir ortam genci ya boyun eğici ya da asi olmaya yönlendirir. Arkadaş çevresi, gencin kişiliğinin ve davranışlarının biçimlenmesini sağlar; içinde bulunduğu grup (“çete”-“gang”) sigara içiyorsa gruptan dışlanmamak için o da içme eğilimine olabilir; küfür ediyorsa o da küfüre yatkın olur; spor yapıyorlarsa o da spor yapar.
Tamam tüm bunlar, olağan gençlik aşamasında şu ya da bu şekilde görülebilir. Ama, ülkemizde son yıllarda çok ciddi toplumsal sorunlar da yaşanmaktadır ve gençler de bu gelişmelerden muaf değildirler. Gençlerimizin aldığı eğitim giderek çağdaş-bilimsel özelliklerden uzaklaştırıldı, ÇEDES ve değiştirilen müfredatla bu dünyanın parlak geleceği yerine öbür dünyanın cennet-cehennem anlayışı egemen kılındı; sınıfta kalma ve devamsızlık kaldırıldı, daha doğru ifadeyle davranış ve sonuçları arasındaki bağ koparıldı; MESEM’de ucuz işgücü yapıldı, doğru dürüst eğitim almadan mezun edilmeye başlandılar; üniversiteye girenleri yine yetersiz üniversiteler ve yetersiz eğitim bekler oldu, mezun olanlar ne yazık ki iş bulamadılar, iş bulanlar da parti-cemaat aracılığıyla hak etmedikleri yerlere yerleştirildiler; üstüne üstlük parayla diplomalar verildiğini gördüler… Kısacası, gençlerimizin umutları ve gelecekleri çalındı. Dolayısıyla, onları kirli işlerinde kullanan, para ve silah vererek kendilerinin benlik saygılarını artıran uyuşturucu ve mafya çetelerinin veya onları mürit olarak gören ve beyinlerini iğdiş eden, onlara barınma vs olanağı sağlayan cemaat ve tarikatların ellerine kaldılar. Bunlara katılan çocuklar ne oldu biliyor musunuz? Kendi dışındaki güzel eğitim almış, karşı cinsle normal ilişki kuran, meslek ve gelecek konusunda emin adımlarla yol alan, spor ve kültürel etkinliklere katılan, konuşması ve davranışları olumlu gençleri kıskanmaya başladılar ve onları düşman gibi görmeye başladılar. “Yan baktın” gibi abuk gerekçelerle katledilen Mattia Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan yavrularımza ve ailelerine bir bakın, orada tüm bunları göreceksiniz. Sanki tüm yaşadıklarının sorumlusu yaşıtları olan bu gençlermiş gibi, onlara karşı nefret duygularıyla hedef durumuna getirildiler. Bu saldırgan ve cinayet işleyen, mafya içine giren gençlerin ise ailelerinin çoğunun yoksul olduğu, aile içinde ciddi travmaların yaşandığı görülmektedir.
Mafyalara yem olan bu saldırgan gençlerin içinde bulundukları durumu normal gösteren dizilere bir bakın, hemen hepsinde elinde silah olan, birbirlerine silah çeken ve rahatlıkla vuran, hemen hepsinin kirli sakalı ve mantar gibi saç kesimi olan, giysileri birbirine benzeyen “oyunculardan” ve senaryolardan oluştuğunu göreceksiniz. RTÜK, bunlarla uğraşmak yerine, haberi verirken “imalı bir şekilde güldü” diye halkın teve kanallarını kapatmakla meşgul! Kara paralar devlet eliyle yurdumuzda aklandı, hemen her gün uyuşturucu haberleri, cinayet haberleri, fuhuş, bahis vb haberlerden geçilmiyor. Okumakla-çalışmakla hayatını devam ettiremeyeceğini, çalanların aklandığını, hiçbir suçu olmayan muhaliflerin içeriye atıldığını ama katillerin vb salındığını, liyakat yerine parti-cemaat yoluyla bir yerlere gelenleri vb gören gençlerden ne bekliyoruz ki!? Onlar, bu çürümüş yönetimin-toplumun ürünleri…
Ne yapmalı? Bu cinayet işlemiş gençlere çok ağır cezalar istemek-vermek çözüm olabilir mi? Peki, biraz yatırıp, kendi çetesi ve toplum içine unvanı ve rütbesi artmış olarak salıvermek mi? “Normal” bir ülkede, bu gençlere eğitim, terapi verilip, iş olanakları sağlayarak topluma kazandırmak ağır basar. Peki bizde böyle kurumlar ve en önemlisi anlayış var mı? İçinde yaşadıkları toplumun çürümüşlüğünü, yoksulluğu, hurafe eğitimini yok etmeden bu sorun çözülebilir mi? Tam tersine, içinde yaşanılan durumu (eğitimden, ekonomiye) elinde pankartla gösteri yapan gençlere ne yapılıyor? Aylarca-yıllarca içeriye ve/veya okullarından atılıp gelecekleri mahvediliyor ne yazık ki…
Gençlerini her iki yanda da mahveden bir toplum ne kadar yaşayabilir? Belki de “yaşamasın” diye yapılıyordur, kim bilir?