Bugun...


EYLÜL NUR KÜÇÜK

facebook-paylas
Cehalete Karşı Açılan Sessiz Savaş: Köy Enstitüleri
Tarih: 25-05-2025 23:51:00 Güncelleme: 25-05-2025 23:51:00


 Cumhuriyet’in ilanından sonra Türkiye bir yandan savaşın izlerini silmeye çalışıyor, diğer yandan yepyeni bir toplum inşa etmenin yollarını arıyordu. 1924 yılında yapılan ilk nüfus sayımı, bu inşanın ne kadar meşakkatli olacağını gösterir gibiydi: Toplam nüfusun %75,8’i köylerde yaşıyor; şehirlerde yaşayanlar yalnızca %24,2’yi oluşturuyordu. Eğitim, sağlık ve üretim gibi temel alanlarda yoksunluk içindeki bu geniş kırsal kitle için bir şeyler yapılması şarttı.

 1922 yılının Eylül ayında, Büyük Taarruz’un zaferle sonuçlanmasının ardından Mustafa Kemal Paşa, 9 Eylül’de İzmir’e girer. Zaferin ardından halk coşkuyla karşılar, gazeteciler, askerler ve halk onu çevreler. Bu tarihi anlardan birinde, kendisine “Paşam, çok yoruldunuz, herhalde şimdi çiftliğinize çekilip dinlenirsiniz?” şeklinde bir soru yöneltilir. O ise şöyle yanıt verir:

“Hayır! Asıl savaş şimdi başlıyor. Bu savaş, cehalete, geri kalmışlığa ve halkın karanlıkta bırakılmasına karşı verilecek savaştır.”

 Bu sözler, yalnızca bir hedefin değil, bir devrim sürecinin habercisidir. Atatürk’ün kastettiği bu “ikinci savaş”, silahla değil; kalemle, bilgiyle, eğitimle verilecektir. Ve işte bu yaklaşım, yıllar sonra Köy Enstitüleri fikrinin temel dayanağını oluşturacaktır.

Köyü Kendi Öğretmeniyle Aydınlatmak

 1935 yılında Millî Eğitim Bakanlığı’nın başına geçen İsmail Hakkı Tonguç, eğitimi şehirle sınırlı bırakmak yerine köylere taşımayı hedefledi. “Köylü milletin efendisiyse, o efendi neden eğitimden mahrum olsun?” sorusu, enstitülerin çıkış noktasını oluşturuyordu.

 Bu hedef doğrultusunda 17 Nisan 1940’ta çıkarılan 3803 sayılı yasa ile ilk Köy Enstitüleri kuruldu. Başta Kızılçullu (İzmir), Hasanoğlan (Ankara), Savaştepe (Balıkesir), Çifteler (Eskişehir) gibi yerlerde olmak üzere toplamda 21 enstitü açıldı. Amaç, köylerden seçilen başarılı çocukların hem modern hem de üretim temelli bir eğitim alarak kendi köylerine geri dönmeleri ve orada öğretmenlik yapmalarıydı.

Bu gençler yalnızca ders anlatan değil, aynı zamanda:

Tarla süren, ağaç diken, hayvan yetiştiren, sağlık bilgisini öğreten, kütüphane kuran, tiyatro sahneleyen insanlardı. Yani öğretmenlik, bilgi dağıtmakla sınırlı değil; aynı zamanda bir hayat kurmaktı.

Bir Toplumsal Dönüşümün Başlangıcı

“1940 ile 1954 yılları arasında faaliyet gösteren Köy Enstitüleri, yaklaşık 17 bin köy öğretmeni yetiştirdi. Bu öğretmenlerin eğittiği nesiller, tarımı bilimsel yollarla yapan, kadın-erkek eşitliğini tanıyan, kitap okuyan, dünyayı sorgulayan bireyler haline geldi.”

Düşünsenize, Türkiye'nin en ücra köylerinden birinde yaşayan çocuk, gündüz kendi ektiği sebzeyi sulayıp, akşam Nazım Hikmet okuyor; sabah tarlada pulluk kullanıp, öğleden sonra mandolin çalıyordu. Bu sadece eğitim değil, aynı zamanda insanı bütün yönleriyle geliştirme projesiydi.

 Ama ne yazık ki bu sistem çok uzun ömürlü olamadı. 1946 sonrası çok partili hayata geçilmesiyle birlikte Köy Enstitüleri, “solcu yetiştiriyor”, “dine karşı eğitim veriyor”, “komünistlik yapılıyor” gibi ithamlarla karşı karşıya kaldı. Oysa işin gerçeği şuydu: Enstitüler bireyi düşünmeye, sorgulamaya, üretmeye ve kendini ifade etmeye teşvik ediyordu. Belki de bu yüzden “tehlikeli” bulundu.

 1954 yılında Demokrat Parti döneminde alınan kararla enstitüler kapatıldı. Yerlerine klasik öğretmen okulları açıldı. Üretim temelli, disiplinli ve kültürle harmanlanmış o özgün model bir daha geri gelmedi.

 Şimdi dönüp bakıyoruz: Eğitim sistemi ezber üzerine kurulu, köy okulları kapanıyor, kırsalda eğitimci kalmıyor. Gençler kitapla değil, test kitapçıklarıyla büyüyor. Köy Enstitüleri'nin kapatılmasından bu yana 70 yılı aşkın zaman geçti ama hâlâ onların ortaya koyduğu vizyona tam olarak ulaşabilmiş değiliz.

 Oysa bugün bile Köy Enstitüsü mezunlarının kurduğu sınıflarda yetişmiş çocuklar, hâlâ Türkiye’nin farklı alanlarında değer üretiyor. Bu da bize bir şeyi net biçimde gösteriyor: Kalıcı olan ideoloji değil; bilgi, üretim ve insana verilen değerdir.

 Köy Enstitüleri bir hayaldi; ama bu topraklarda gerçekleşmiş en somut hayallerden biriydi. Ve belki de şimdi yeniden, bu hayali hatırlamak; sadece öğretmen değil, hayat kurucu insanlar yetiştirmek için o ruhu yeniden canlandırmak gerek.

Nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin.

 -Nazım Hikmet RAN



Bu yazı 1941 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI