Bugun...



Deniz Kırımsoy Denge “Kadın” Kelimesini Sorguladı

16.12.23 tarihinde Datça Belediyesi’ne ait Hızırşah Kültür Evi’nde kalabalık bir etkinlikte ‘‘kadın’’ konuşuldu. Deniz Kırımsoy Denge, “Kelimelerle Derinlere Dalışlar, 'Kadın'’’ başlıklı etkinlikte katılımcılarla buluştu. Dilci Kırımsoy Denge, kadın kelimesinin etimolojik kökenlerine inerek, derinlere daldı ve konuyu tekrar günümüze getirdi.

facebook-paylas
Tarih: 19-12-2023 01:16

Deniz Kırımsoy Denge “Kadın” Kelimesini Sorguladı

MEHMET ERDAL / DATÇA

Anlatımına Sanat tarihinden; Joseph Kosuth’un Bir ve Üç Sandalye isimli çalışmasına dikkat çekerek başladı, kelime ile anlamını aldığı o “nesne, kişi ya da olay” arasındaki bağlantıyı sorguladı. Gerçek bir sandalyenin, görüntü, tanım, kelime olarak bir ses bütünü olan “sandalye” ile bir ilgisi var mıydı? Ardından başka sorular sıralayan Denge, dinleyiciye çarpıcı sorular sordu: ‘‘Sandalye gerçekten sandalye mi? Alman buna, 'Stuhl', İngiliz 'chair', biz 'sandalye' demişiz. Orta Asya’dan gelen bir kelime de değil, yabancı bir kelime. O halde 'sandalye'nin sandalye nesnesi ile ne ilişkisi vardı? ’’ ifadelerini kullandı. Demek ki bir  kelime, tıpkı bir resim gibi aslında o nesnenin kendisiyle ilişkili değildi. Kelime neydi? Peki cümle? Dil? Bu soruların cevapları da sadece ilgili bilim dalının bakış açısı ile dar bir perspektiften verilmek zorundaydı. Kelime, o şeyin gerçek göstergesi değil, zaten ne olduğunu bilmiyoruz, ama bir yandan da her şeyi bununla açıklıyor, bununla var oluyor, bununla ilim, bilim, edebiyat yapıyor; iletişim kuruyoruz. Bir yanda o kadar iyi biliyoruz ki dili, o işin ustasıyız; diğer yandan da o kadar zayıf ve çaresiz ki dil, ne yapabileceğimizi bilemiyoruz.

  Kırımsoy Denge'nin dil konusunda da ilginç bir tanımı var. Ağaçların dahi,  kökleriyle bir sonraki ağaca çıtırtı, kimya değiştirerek haber ilettiğini şaşkınlıkla öğrendiğini vurguladıktan sonra uzaydan atomun en küçük birimine kadar itme ve çekme hareketlerinin bulunduğuna ve tüm varoluşa bunun yön verdiğini düşündüğünü söyledi. İnsan dili, bu cümbüş içinde hakikaten çok zavallı görünüyordu.

  Bu girişten sonra kelimenin ne olduğunu bilmesek de geçmişten günümüze taşıdığı yüklerin bilinçaltımızdan bilincimize kadar bizi yapılandırdığını vurguladı. İşte bu yüzden kelimelerin tarihsel oluşumları, dönüşüm ve değişimlerine, bugünkü anlamlarına kafa yormanın bir tür bilimsel kazı ile araştırma ve bulgu çalışmasına benzediğini vurguladı. Kelimelerin anlamlarında anlam dönüşümleri oluyorsa bu, mutlaka çevresel bir faktöre bağlıydı. Politika, sosyoloji, psikoloji, afetler bu yolculukla anlaşılabilirdi.

  Denge’nin bir kelimeyle derinlere dalış macerası şu yöntemle gelişiyor: Kendisi, bir kelimeyi aldıktan sonra önce kavramsal çerçevesini kuruyor. Bu, yakın, ilgili, zıt anlamları toplamak; deyimlere atasözlerine bakmak şeklinde özetlenebilir. Çeşitli veri tabanlarından ve oldukça sözlüklerden de yararlanıyor.

 NEDEN “KADIN”?

Peki neden “kadın” kelimesini seçti? “Türkçede kadına dair çok kelime vardır, bu da kadına verilen değeri gösterir” şeklindeki iddiaya şaşırmış ve bunun üzerine arkeolojik bir kazı çalışmasına başlamaya karar vermiş. Bu kazıyı da bir nevi dedektiflik çalışması gibi güncel düzlemde de yapmayı denemiş. Elde ettiği sonuçlar şu şekilde:

  İlk taramasında 1500’ün üzerinde kelime bulan Kırımsoy Denge, argo, akrabalık, sosyal ve sınıfsal ayrımlar, ahlaki ve dini adlandırmalar olmak üzere geniş bir kategori elde etmiş. eleye eleye devam ederken “dişi insan” tanımlamasını geçerli kabul ederek devam etmiş. Sonuç itibarıyla elinde 11 kelime kalmış: kadın, hatun, hanım, bayan, kız, karı, dişi, avrat, nisa, nisvan ve zen.

  Bu kelimelerin tarihsel yolculuklarındaki anlam kazanma ve kaybetme, değişme ve dönüşme, hatta ölümlerine değinen Kırımsoy Denge’nin ulaştığı sonuçlar ilginç: üst düzey yönetici ya da yönetici yakını; asalet, zenginlik; kısık hal, kısıtlılık; çıplaklık, edep yeri, ayıp; erotizm, diğer canlılar …. Bütün bunlar, bugün “kadın” anlamını oluşturan parçacıklardan bazıları. Ve bizi istesek de istemesek de etkiliyorlar. Üreme, üretme, çoğalma, insan, hayat ve yaşam ile ilgili kelimeler ölmüş, kullanılmıyor (zen, nisa, nisvan), hatta unutulmuş bile (uragut). Kullanılanların içinde de böyle anlam parçacıkları mevcut. “Uragut” eski Türkçede kullanılan bir kelime imiş, yok olmuş. Bugünkü Türkçede üreme, ürün vb “uragut” kelimesinin köküyle ortak. Günümüze dek bir kelime olmayı başarsaydı, bugün muhtemelen “ürek” olacaktı: erkek ve ürek… Hızırşah Kültür Evi sorumlusu arkeolog Okan Özalp; burada özellikle Reşadiye bölgesinde, kendi yaşamını sürdürebilecek güçteki dişi kedilere, ürek dendiğini ifade etti ve Kültür Evi’nde keyifli anlar yaşandı.

Aynı kelimelerin günümüz sözlüğünde nasıl tanımlandığını da inceleyen Denge buradaki bulgusunu şöyle özetliyor: “Her bir kelimenin tanımına, tanımın içindeki diğer kelimelere, bu tanımı açıklayan edebi alıntı cümlelere tek tek baktıktan sonra şöyle bir genel sonuç söyleyebilirim: Hizmet eden, analık yapan, iyi ahlaklı olan 'dişi kişi'ye vurgu yapılmış; ancak o kadın bile kadın olarak adlandırılmıyor. 'Kadın cinsiyeti' tanımlanmasın diye öyle garip yollarla sözlükçülük yapılmış ki bunları okuduktan sonra kadına hanım ya da bayan demekten başka çareniz kalmıyor.

  Dilin ideolojik bir aygıt olarak kullanılmasının da yeni bir şey olmadığını vurgulayan Kırımsoy Denge konuşmasına “Kadın var zaten. Bunu demek zorunda bile değil. Varlığını ispatlamak zorunda da değil. Kadın dünyaya geldiği andan itibaren kendiliğinden var” dedikten sonra kadının görünmeyen değerlerinin görünür kılınması gerektiğine dikkat çekti.

 




Bu haber 1203 defa okunmuştur.


Etiketler : KADIN SİYASET

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÜLTÜR-SANAT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI