|
Tweet |
MEHMET ERDAL
Datça'da sıkça karşılaşılan kaçak yapılar konusunu ele alalım. Bu binaları tasarlayan mimarlar, mühendisler ve inşaatçılar, projelerin kaçak olup olmadığını sorgulamadan mı işe başlıyor? Mimarlar, kendilerine gelen her projeyi çiziyor mu?
Ege Curacı & Anıl Güner: “Hayır, böyle bir durum söz konusu olamaz.”
Peki, bu kaçak yapılar nasıl projelendirilmeden inşa edilebiliyor?
Ege Curacı: “Bazen hazır projeler kullanılıyor, bazen de tamamen ustaya veya müteahhide bırakılıyor.”
Bodrum Belediyesi, Ahmet Aras döneminde "Ruhsatsız binalara beton dökülemez" şeklinde bir karar almıştı. Bu uygulama ne kadar gerçekçi?
Ege Curacı & Anıl Güner: “Bu karar uygulanabilir değil. Çünkü Anayasa’ya göre ticari faaliyetler keyfi olarak durdurulamaz.”
Bu, kuralsız bir inşaat sürecinin devam etmesi gerektiği anlamına gelmiyor mu?
Anıl Güner: “Malzeme satıcıları için böyle bir durum söz konusu değil. Örneğin, bir bıçak satıcısı müşterinin bıçağı nerede kullanacağını sorgulamaz. Aynı şekilde, beton ya da seramik satan bir firma da müşterisinin bunları kaçak bir inşaatta kullanıp kullanmadığını bilemez. Ancak biz mühendisler, genel çerçeveyi tahmin edebiliriz.”
Mimarlar, gelen her projeyi sorgusuz sualsiz çizer mi?
Ege Curacı: “Mimar, bir proje çizebilmek için imar durum belgesi talep eder. Ancak, arsa sahibi imar durum belgesi olmaksızın bir mimari proje isterse, mimar yine de projeyi çizebilir. Çünkü mimarlık, temelde bir tasarım işidir.
Bu durumda, kaçak yapılar konusunda sadece mülk sahipleri mi suçlu?
Ege Curacı: “Hayır, bu suça ortaklık olarak değerlendirilemez. Eğer bir bina ruhsatsızsa ve bunun bir statik projesi varsa, bu aslında olumlu bir durumdur. Çünkü en azından yapı ,denetimsiz inşa edilse bile daha güvenli hale gelir. ‘Mimar neden kaçak bina çizdi?’ sorusu yanlış bir yaklaşımdır. Mimarlık tasarım mesleğidir, uygulama sorumluluğu başkalarına aittir.”
Kaçak yapıların önlenmesi sadece belediyenin sorumluluğunda mı?
Ege Curacı: “Özellikle köylerde, kaçak yapılaşmanın en büyük sorumlusu devlettir. Mesudiye’liyim, ailemizin arazileri var ve birine ev yapmak istiyoruz ama yapamıyoruz. Çünkü devlet yıllardır imar planlarını çıkarmıyor. Vatandaş bekliyor, bekliyor, sonunda dayanamayarak kaçak inşaat yapıyor.”
Örneğin, 1970’lerde Palamutbükü'ne imar getirileceği söylenmişti ancak hâlâ bir çözüm üretilmedi. Köylerde kaçak yapılaşmanın sebebi bu belirsizlik.
Anıl Güner: “Evet, ancak sadece mecburiyetten değil, keyfi olarak da kaçak inşaat yapanlar var. Keyfi ya da zorunlu olarak ayrım yapmak da pek mümkün değil.”
Ege Curacı: “Burada suçlu vatandaş değil, devlettir. Datça, Özel Çevre Koruma (ÖÇK) alanında olduğu için plan yapma yetkisi bakanlığa ait. Ancak bakanlık adım atmıyor. Datça Belediyesi, kendi bütçesinden ihale açıp Mesudiye ve Yaka için plan hazırlatmaya çalışıyor ama süreç ilerlemiyor. İki bakanlık arasında yazışmalar aylarca sürüyor. Bakanlık, Karaköy ve Cumalı Mahalleleri için ‘Planı biz yapacağız’ dedi ama hâlâ bir gelişme yok. İmar planları tamamlanmadığı için vatandaş kaçak inşaata yönelmek zorunda kalıyor.”
İskele Mahallesi'nde kaçak inşaat yapmak mümkün mü?
Ege Curacı: “İmkansız. Çünkü burada imarlı parseller var ve herhangi bir kaçak yapı hemen şikayet edilir, inşaat durdurulur. Ancak köylerde durum farklı. Burada herkesin evi kaçak olduğu için kimse kimseyi şikayet etmiyor.”
Özellikle Palamutbükü gibi bölgelerde, kaçak yapılaşma olağan hale gelmiş durumda. Çünkü imar planları yıllardır çıkmıyor ve halk, devletin adım atmasını beklemekten bıkmış durumda.
GEÇMİŞTE “1+1” OLARAK İFADE EDİLEN YAPILAŞMA YANLIŞTI
Konuyu açtınız, şu soruyu sorayım: Köy yerleşim ve gelişim alanlarında yeri bulunan vatandaşlara devlet demiş ki “Bu alanlarda belli bir m2'nin üzerinde yerin varsa, sen o yerinin üzerine aralarında 3 m mesafe olmak kaydıyla 85 m2 taban oturumlu iki tane iki katlı (85+85=170 çarpı 2=340 m2) bina yapabileceğini söylüyor. Hal böyleyken, Datça'da, örneğin Marmaris'te benzer bir olay yok, 2016 yılından itibaren bu nitelikteki parseller üzerinde, örneğin Kızlan'da, Karaköy'de 4, 6, hatta 8 daireye kadar varan bir inşaatlaşma olayı söz konusu. Bakanlık daha sonra bu uygulamayı yanlış buldu ve haliyle yasaklandı. Bu uygulamadan, örneğin, Kızlan Muhtarı Uğural Suat Kahraman, önceki dönem Karaköy Muhtarı Onur Bölükbaş memnun değillerdi. Bu uygulamayı doğru bulan muhtar yoktu. Böyle bir olay da var. Bence, herkes bu yorum biçiminin ilgili yönetmeliğin ruhuna aykırı olduğunu biliyordu, belki siz bu işe girmediniz ama girenler vardı. Sanırım, Datça dışından değil, Datçalı inşaatçılar bu işe girdiler. İnşaat mühendisi ya da müteahhit olarak bugünden geriye bakıldığında, bu konuda bir sorumluluğunuz yok mu?
Anıl Güner: “Bir binanın 4, 6 ya da 12 daire olması daha çok mimarın ilgi alanına girer. İnşaat mühendisi için önemli olan, yapacağımız binanın statik açıdan iyi olmasıdır.”
Ege Curacı: “Bu1+1 olarak ifade edilen olay yanlıştı, yanlışlıkla yapıldı.”
Bugünden geriye baktığınızda siz bunu yanlış mı görüyorsunuz? Önce bunu netleştirelim.
Ege Curacı: “Yanlıştı.”
Şimdi doğru bir yolda mıyız?
Ege Curacı: “Evet, doğru yönde. Ancak, bu şunu da engelledi: Mesela benim annemin kuzeni var, ona köyde bir bina yaptık. İki evladı var, parseli var, üzerine bina yapıldı, köy imarı olarak ama tek tapusu var; şu an bölemiyor. O zamanlar yönetmelikte bir boşluk vardı. Okunduğu zaman herkes başka bir şey anlıyordu. Kimseyi suçlayamayız.”
İyi de sadece Datça'da böyle bir yorum ve uygulama var.
Ege Curacı:“Hukukta da benzer bir durum söz konusu. Her avukat aynı maddeyi farklı yorumlayabilir, değil mi? Bir maddeyi üç kişi okursa, üç farklı görüş çıkabilir. Ancak kimse şunu iddia edemez: ‘Bu yapıda iki bağımsız birim oluşturulamaz.’ Çünkü plan hükümlerinde, bir binanın kaç bağımsız bölümden oluşacağına dair net bir ibare yoktu. Datça Kent Konseyi (CHP Belediye Meclis Üyesi Hayriye Yılmaz Balkan'ın başkan olduğu dönem) bu konuda çok geniş bir kamuoyu yarattı, doğru bir iş yaptı, belediye (Belediye başkanı Abdullah Gürsel Uçar idi) o arada bakanlığa görüş sordu, bakanlık 'olumsuz' görüş bildirince, her yer kurtuldu.”
Anıl Güner: “Kurtuldu' değil, 'Ege kurtuldu diyor' deyin.”
Ege Curacı: “Bence kurtuldu.”
Bu furyadan kurtuldu. 2 bağımsız bölüm yerine aynı parsele 4, 6, 8 bağımsız bölüm yapılmasından kurtuldu.
Ege Curacı: “Köylerin sosyolojisini bozuyordu, altyapı yetersiz kalıyordu; ben şahidim. Datça Kent Konseyi bu konuyu çalışırken, Mimarlar Odası Temsilciliği burada yoktu ama mimar arkadaşlar konuya dahil olduğundan, başarılı bir iş oldu. Yanlış gidiş, engellendi. Belediye de el koydu. Bu konuda belediyeye dava açılsa kimse sorumlu tutulamaz ama benim Yazı köylü dayım bundan etkilendi. Dayım, iki evladına tek binada iki daire yapıp birer ev verecek ama tek tapu alabiliyor. Bunlar da bu geri dönüşten olumsuz etkilenenler.”
BELEDİYE MECLİSİNDE TEKNİK İNSANLARIN OLMASI İYİDİR
Son soru olarak, bu söyleşiyi böyle bitirelim: Belediye meclislerinde emlakçıların ve inşaatçıların fazla olmasından sıkça şikayet edilir. 2024 yılında seçilen belediye meclisinde biraz daha azlar ama önceki dönemde oldukça fazlalar. Hala denir ki, “Emlakçılar ve inşaatçılar belediye meclisine girer, orada onların sözü geçer.” Ne düşünüyorsunuz?
Ege Curacı: “'Onların sözü geçer' söylemine katılmıyorum. Datça gibi, imarı tamamlanmamış, altyapısı birçok alanda eksik olan bir yerde, inşaat mühendisleri, mimarlar, harita mühendisleri, şehir planlamacıları ya da ciddi müteahhitlerin belediye meclisinde bulunmaları iyidir. Çünkü, Datça Belediye Meclisi'nde bu konularla ilgili birçok önemli karar alınıyor. Encümende teknik insanlara ihtiyaç var. Bir mimar abimizin söylediği çok güzel bir söz var, 'Bir şehirde imar ve yapılaşma tamamlanana kadar belediye başkanları ya da yöneticiler mimar veya inşaat mühendisi olur. İmar planları ve yapılaşma tamamlandığında ise avukatlar yönetimde olup, hukuki sorunları çözerler. Sorunlar çözüldükten sonra ise şehirleri doktorlar , sanatçılar yönetir.'”
Çok güzel bir soyutlama yapmış.
Ege Curacı: “Datça, gelişim aşamasında bir yer olduğu için, bir mühendis veya mimarın belediye meclisinde olmasını yanlış görmüyorum.”
Peki, bu durumda önümüzdeki dönem belediye başkanımızı bir inşaatçı mı seçelim?
Ege Curacı: “Hayır, hayır, öyle değil. Ben aynı zamanda CHP İlçe Başkan Yardımcısıyım, seçim sürecinde Aytaç Başkan ile birlikte çevreci bir STÖ ile bir görüşme yapmıştık. O süreçte, 'Müteahhitler, inşaatçılar belediye meclisine girmesin' diye sitem edenler oldu. Ben de, 'Ben inşaat mühendisiyim, İnşaat mühendisleri Odası Datça Temsilcisi'yim. Datça'daki tüm toplumsal mücadelelerin içindeyim. TMMOB, çevre açısından en önemli örgütlerden biridir. Şimdi belediye meclisine aday olmamalı mıyım? Aslında aday olma gibi bir niyetim yok ama yine de aday olmamalı mıyım?' dedim. Onlar da, 'Hayır, biz seni kastetmiyoruz.' dediler.”
Demek ki seni seviyorlar!,
Ege Curacı: “Evet, ama önemli olan genelleme yapmamak. 'İnşaat mühendisleri ve mimarlar belediye meclisine girmesin' demek doğru bir söylem değil, onlar da görüşüme katıldılar. Datça gibi bir yer için bu söylemi doğru bulmuyorum. Geçenlerde, Datça'da bir sel felaketi oldu. Belediye başkan yardımcımız, Mutlu Gündoğan inşaat mühendisi. Bir kurmay gibi hareket etti, ekipleri yönlendirdi, çok iyi bir organizasyon yaptı. Yararlar sarıldı, bundan sonrası için önlemler alınmaya başlandı. Bunu söylemek istiyorum, Datça gibi bir yerde, inşaat mühendislerinin, mimarların, şehir planlamacılarının meclislerde yer almasının yararı vardır. Ancak burada tüm meclisin böyle kişilerle dolması gerektiği anlamına gelmez.”
Anıl Güner: “Kesinlikle katılıyorum. Datça gibi, yapılaşma sürecinin hâlâ devam ettiği bir yerde, teknik personelin belediye meclisinde yer alması büyük bir avantajdır.”
TOPLUMDAKİ ALGIDAN RAHATSIZIZ
Söyleşiyi bitirmek üzereyken, Anıl Güner konuya şu sözlerle son noktayı koydu:
“Bu durum sadece Datça’ya özgü değil, Türkiye genelinde inşaatçılara karşı olumsuz bir algı var. İnşaat sektörü, çoğu zaman ‘öcü’ gibi görülüyor. Örneğin, biz bir projeye başladığımızda, öncelikle komşulara giderek, ‘Bakın, burada bir inşaat yapıyoruz. Bir sıkıntı olursa, bana şu numaradan ulaşabilirsiniz’ diyerek telefon numaramı veriyorum ve onların numarasını alıyorum. Çünkü inşaat sürecinde su, elektrik gibi ihtiyaçlar doğabiliyor; bazen de kepçe çalışırken bir hattı koparabiliyor ve çevreye zarar verebiliyoruz. Bunlar inşaatın doğasında olan şeyler. Çalışma alanımız bazen dar olduğu için trafiği durdurmak zorunda kalıyoruz. Gerekli izinleri alsak bile, kazı sırasında istemeden de olsa bir altyapı hattına zarar verebiliyoruz. Bu tür durumlarda hemen iletişime geçip çözüm bulmaya çalışıyoruz. Ancak ilk anda birçok kişi, ‘İnşaat başladı, burayı mahvedecekler’ diye düşünüyor. Bu algı, insanların geçmişte yaşadığı kötü deneyimlerden kaynaklanıyor. Biz ise teknik personel olarak bu olumsuz imajı değiştirmek için elimizden geleni yapıyoruz.”
Ege Curacı ise bu algının oluşma nedenlerine dikkat çekerek şunları ekledi: “İnşaat sürecinde insanların konfor alanı ister istemez daralıyor. Beton dökülecek, ses olacak; bunu tamamen engellemek mümkün değil. Ama olabildiğince minimize etmeye çalışıyoruz. Örneğin, pazar günleri çalışmayarak, akşam saatlerinde işleri erken bitirerek çevreye daha az rahatsızlık vermeye özen gösteriyoruz. Ancak bu sadece şantiyede değil, genel olarak toplumda da var olan bir durum. Ne diyorlar? ‘İnşaatçılar girmesin!’ Datça’da bu algıyı kırmak için büyük çaba harcıyoruz. Mühendisler ve mimarlar olarak sorumluluk bilinciyle hareket ediyoruz ama ne yazık ki bu olumsuz algı çok yerleşmiş durumda. Bundan rahatsız mıyız? Evet, kesinlikle rahatsızız.”
Bitti!