|
Tweet |
Tarık Çelenk / Konuk Yazar
Son dönemde gündeme taşımaya çalıştığım ve kitabıma da başlık olan “Açık ve Gizli Köylülük” tartışması, beklenenden çok daha geniş bir ilgiyle aydın çevrelerin gündemine oturmuş durumda. Bu ilgiyle birlikte hakikate temas eden değerlendirmeler kadar, tepki refleksiyle yapılan yüzeysel ve öfkeli yorumlar da geliyor. Bu tepkilerden benim için ilginç olan bir örneği, muhafazakâr camianın maruf itibarı yüksek bir akademisyeninin, kitabım ve kavramsal çerçevem hakkında İbn Haldun ve Farabi perspektifinden kaleme aldığı nitelikli eleştiriydi. Ancak durum, benim için 21. yüzyıl sosyolojisinin bu referansları çoktan aştığı şeklindeydi. Sonuçta bu hocamıza, beni sosyal medyada muhatap almadan ancak isim belirterek yazdığı bu akademik kritiğin dikkatimi çektiğini ifade ettiğimde, bu teşekkürün kendisi için sürpriz olduğunu söylemesi ve “Bu olgunluk sağ kesimde pek görülmeyen bir tutumdur” demesi ise benim “sağ zihniyet – açık köylülük – görgüsüzlük” tezimde altını çizdiğim mahalledeki/çevremizdeki köy zihniyet kalıbını adeta teyit ediyordu.
Bu tartışmayı benim için güncelleyen ilave bir yeni küresel kavram daha oldu: Körfezleşme.
Körfezleşme, yalnızca çöl ortasında yükselen lüks oteller ya da devasa alışveriş merkezleri değil; zenginliğin hızla arttığı, çölde kültürel derinliğin ise hiçbir zaman oluşamayacağı yeni bir seküler-pragmatik elit inşasını anlatıyor. Benim için 1980’lerde “Körfez sermayesi” denince akla daha çok Anadolu muhafazakâr sermayesi için finansal destekler gelirdi. Bugün ise Körfez algısı, zihinsel bir modele, bir yaşam estetiksizliğine, bir kültürel deformasyon biçimine dönüştü.
Artık Körfez denince akla gelen şey; çölün acımasızlığı içine dikilmiş, doğadan kopuk, steril, yapay cennet mimarisi. Suudi Arabistan’ın selefi katılığından farklı olarak burada hâkim olan şey ise Anglo-Sakson iş pragmatizmi. Her şey hız, sonuç, gösteriş ve tüketim üzerine kurulu. Bu yaklaşımın temelinde ise tarihin derinliklerine kök salmış kabile asabiyesi yatıyor.
Körfez’in çöl kabileleri tarihte otoriteyi göçebe dayanışma ve asabiye üzerinden kuruyordu; bugün aynı asabiye kültürü çölün ortasında yükselen beton kulelerde yeniden üretiliyor. Kabile çadırı neyse, gökdelen de onun modern versiyonu: statü, güvenlik ve güç gösterisi. Batıda iyi eğitim alan Arap elitleri ise zahmete girmeden bu miras üzerine sörf yapıyorlar.
Bu nedenle Dubai’nin gökdelenleri, Katar’ın inci parlaklığındaki kuleleri veya Riyad’ın çelik devleri, aslında modern tasarımlara bürünmüş kabile hiyerarşisinin mimari karşılıklarını anımsatmaktadır. Göçebe çadırının etrafında toplanan asabiye, bugün bu kulelerin etrafında toplanmaktadır. Bu mimari gösteriş, İslam medeniyetinin şehir estetiğiyle değil, kabile kültürünün modern vitriniyle ilgilidir.
Bu zihniyetin Türkiye’deki karşılığı, son dönemde ortaya çıkan yeni muhafazakâr eğitimli zengin elit kuşağında görülüyor. Bu yeni elitin tatil tercihinden oturduğu siteye, iş yapma biçiminden estetik zevkine; küresel mekân-servet anlayışları ve dertsizliğine kadar tüm pratiklerinde Körfezleşmiş bir zihniyet kendini gösteriyor.
Bunun en somut örneği de bir Ege incisi ilçemizde yapılan ve doğanın hoyratça tahrip edilmesi pahasına yükselen dev tesislerdir. Körfez’in çöl ortasında doğayı taklit eden yapay vahaları ne ise, Ege’de oksijen depolarının üzerine beton dökerek inşa edilen bu yapıların iç yaşam mekânları da odur.
Dubai doğası olmadığı için yapay doğa inşa eder; bizde ise zaten var olan doğa yok edilip Dubai estetiği üretilir.
Körfez’de kum üzerine beton yığılır; bizde ormanların üzerine.
Ve ilginçtir: Türkiye’nin yeni muhafazakâr elitleri, Körfez’in elit kuşağı gibi, tatillerini tam da bu yapılarda geçiriyor. Bu yeni elit, gösterişin ve zengin popülerliğin kültürüyle modernleşiyor; fakat olmayan fikrin ve idealin kültürüyle zenginleşemiyor. Dinin ahlak ve hikmet boyutuyla değil, kimlik ve prestij boyutuyla ilişki kuruyor.
İşte tam bu noktada İslamcılık ve sağ siyasetin belleğindeki en önemli kavramların —dava, dert, misyon, aidiyet, fedakârlık, mazlumiyet bilinci— neden bu yeni kuşakta eridiği daha iyi anlaşılıyor.
Körfezleşme bir estetik dönüşüm değil sanki değerlerin anlam kaybetmesi ve unutulmasıdır.
Bedel ödemeyi göze alan, dünyayı bir hakikat mücadelesi olarak gören İslamcı zihin; yerini konfor merkezli, fırsatçı, “gösterişli modern köylülük”e bırakıyor.
Kabile asabiyesinin modern şekli olan beton kuleler, Körfez elitlerinin olduğu kadar yeni mahalle elitinin de sembolü hâline geliyor. Kuleler ne kadar yükselirse, medeniyet iddiası o kadar alçalıyor. Gösteriş arttıkça hikmet kayboluyor; tüketim büyüdükçe dava bilinci küçülüyor.
Sonuç olarak, Ege’de doğayı yok ederek yapılan yapay cennetler ile Körfez’in çöl gökdelenleri arasında yalnızca mimari değil, zihinsel bir benzeşim veya taklit vardır. Her iki yapı da aynı elit tipini üretir.
Bu nedenle Körfezleşme, “Açık ve Gizli Köylülük” tartışmasının tamamlayıcı kavramıdır.
Ve görünen o ki, Türkiye’nin yeni elit profili, Körfez’in kabile köklerine dayalı beton modernliğiyle sandığımızdan çok daha benzeşmektedir.
Yazıyı ufak bir hatırlatma ile sonlandıralım: Unutmayalım, Körfezleşen sadece artık yeni eğitimli mahalleli genç kuşak elit değil; yeni zenginleşen tüm mahalleli sınıf gibi gözükmektedir.
Yazının linki: https://medyascope.tv/2025/11/27/korfezlesmek-tarik-celenk-yazdi/