MEHMET ERDAL
(Üçüncü Bölüm)
Yürüdüğümüz sokakta bir yol ağzına gelince, sağdaki sokağa döndük; Bozcaada Müzesi'nin bulunduğumuz yere yakın bir yerde olduğunu düşünüyorduk. Döndüğümüz sokağa masa ve sandalye koymuş bir işletme sahibi, bizi görünce “Buyurun” dedi. “Bozcaada Müzesi'ni arıyoruz.” dedik. Sağımızdaki binayı göstererek, “İşte, burası” dedi. Başımızı sağa çevirdik. “UNESCO 2013”, “BOZCADA YEREL TARİH ARAŞTIRMA MERKEZİ” yazılı levhaları ve “MÜZE” yazısını gördük. Müze binası, düzgün kesme taşlardan yapılmış eski bir yapı idi. Kapı ve pencere pervazları boyalı, pencerelerinde demir parmaklık vardı.
Kaldırımı da sayarsak, 8 basamağı çıktık. Giriş kapısından 3-4 m içeride, sandalyesinde yüzü kapıya dönük oturan bir erkek bizi görünce, ayağa kalktı. “Müzeyi gezmek istiyoruz.” dedik. “Buyurun. Hoş geldiniz.” dedi. Sevda, “65 yaş üstüne indirim var mı?” dedi. “Yok. Burası özel bir müze.” dedi. Girişe yakın sol tarafta, duvarda Müze Kart ve türevlerinin geçerli olmadığı, öğretmen ve öğrenciye 100.00 TL. olduğu yazıyordu. “Öğretmen” olduğumu söylemedim, “Tamam” dedik, 200+200=400.00 TL. ödedik. Aynı yerde, açık mavi renkli bir kağıda yazılı “BU BİNA, T.C. BOZCAADA KAYMAKAMLIĞI TARAFINDAN BOZCAADA YEREL TARİH ARAŞTIRMA MERKEZİ'NE BOZCAADA KOLLEKSİYONUNUN SERGİLENMESİ AMACI İLE TAHSİS EDİLMİŞTİR/BİLAL ÖZDEMİR, BOZCAADA KAYMAKAMI, 2006” yazısı vardı.
MÜZE 40 YILIN, KOLEKSİYONLAR 60 YILIN ÜRÜNÜ
Sonradan adının Hakan (Gürüney) olduğunu söyleyen kişi, giriş yerinin sağ tarafındaki bölüme bizi davet ederek müze ile ilgili bilgi vermeye başladı: Girdiğimiz oda, müzenin ilk bölüm idi. Diğer bölümler, giriş yerinin solundaki odadan başlıyor, bitişik odalarda ve holde (dış kapıdan girilen ve içerideki odaları birbirine bağlayan koridor) devam ediyordu. Her bölümün numarası, kapıda ya da bölümün girişinde yazılıydı. Her bölümün konsepti farklıydı. Müzeyi, bu odadan başlayarak gezebilirdik. Arzu edersek, zemin kata da inebilirdik. Zemin katta, bu katta gördüklerimizin devamı farklı objeler sergileniyordu.
Bozcaada Müzesi'ni görmeye karar verdiğimizde, bu müzeye ve bu müzede göreceklerimize dair kafamda hiçbir öngörüm yoktu. Hakan Gürüney'in akıcı ve içten konuşmasını dinledikçe, bundan önce gidip gördüğümüz (Tahtakuşlar Etnoğrafya Galerisi, Kazdağları Müzesi, Sabahattin Ali Anı Evi, TROYA Müzesi) müzelerden çok farklı bir müzeye geldiğimiz duygusuna kapıldım. Boynunda “BOZCAADA YEREL TARİH ARAŞTIRMA MERKEZİ” kolyesi taşıyan Hakan bey, bu müzenin 40 yılını, müzede göreceğimiz koleksiyonların ise 60 yılını aldığını söyledi.
66 yaşında ve İstanbul doğumlu olduğunu söyleyen Hakan Gürüney, müzede göreceğimiz koleksiyonların bazılarını biriktirmeye 6 yaşlarında başlamış. Bozcaada'ya geliş ve bu müzenin kuruluş öyküsünün başlangıcı, deniz kabuklarını toplamaya başladığı 1988 yılına kadar gidiyormuş. Aradığı bir deniz kabuğunu sadece Bozcaada'da bulabileceği söylenince, 1992 yılında ilk kez gelmiş adaya; aradığını bulmuş. Sonraki bir zamanda, Bozcaada'dan bir ev almışlar. Bir gün İstanbul'da sahafları dolaşırken, bir kitapçıda Bozcaada'nın iki eski haritasını görmüş. “Bozcaada'daki evde TV'nin iki tarafına asarız.” düşüncesiyle satın almış. O sahaf, “Madem Bozcaada koleksiyonu yapıyorsun. Filan yerde filanda şunlar var” demiş. “Oraya da gideyim bari.” diyerek, gitmiş. Oradan da bir şeyler almış. Oradaki kişi de “Madem Bozcaada koleksiyonu yapıyorsun, filan yerde filana da git.” demiş. Oraya da gitmiş. Oradan da bir şeyler almış. Böylece, aklında “Bozcaada koleksiyonu” yapma düşüncesi yokken, “Bozcaada koleksiyonu” yapmaya başlayan birisi olup çıkmış. Daha sonra ona “Şuraya da git” diyen satıcılar ile tanışmış, dost olmuş, onlardan daha başka şeyler de satın almış. Onların bu yaptığına, “Aşılama” deniyormuş.
Hakan Gürüney'i dinlerken, Ümit Kartoğlu'nun “Yılmaz Güney Koleksiyonu” yapan Tahir Yüksel'in koleksiyonu toplama öyküsüne dair BirGün Gazetesi'nde yazdıklarını anımsadım; “İki öykü de birbirine ne çok benziyor?” dedim.
“TUTKU”, BAMBAŞKA BİR DUYGUDUR!
Hakan Gürüney, bu müzenin kuruluş öyküsünün ilk adımında bir deniz kabuğunu bulmak için Bozcaada'ya gelmesinin yanı sıra ilk odada duvarda gördüğümüz fotoğrafların bir kısmını Paris'teki bir müzayedede satın almış. Müzedeki bir objeyi satın almak için İngiltere'ye gidip gelmiş. Bozcaada ile ilgili bazı dökümanları satın almak için bir evini satmak zorunda kalmış. Ziyaretçilerin Osmanlıca belgelere bakıp geçtiklerini görünce, Osmanlıca öğrenmiş; Osmanlıca belgelerin Türkçelerini yanlarına iliştirmiş. “Ziyaretçiler odaları dolaşıyor, fotoğraf çekiyor ama yazılanları okumuyorlar. Ben de her gelen ziyaretçiye bıkmadan şimdi size anlattıklarımı anlatıyorum.” dedi. Yıllar önce, işini eşine bırakmış, kendisini bu işe adamış. Yaptığı bu işi, severek yapıyor. Ondaki “koleksiyon” toplama, Bozcaada Müzesi'ni gerçekleştirme ve bugünkü durumuna getirme duyguları, “tutku” düzeyinde.
MÜZEDE YOK YOK
Bozcaada Kaymakamlığı tarafından tahsis edilen 150 yıllık tarihi bir Rum evinin odalarında, holde ve zemin katında sergilenen adanın 3000 yıllık geçmişine, sosyal yaşamına, çok kültürlü yapısına, denizcilik ve balıkçılık kültürüne, bağcılık ve şarapçılık mirasına dair binlerce fotoğraf, belge ve obje içerisinde yok yoktu; o kadar zengin bir çeşitlilik söz konusuydu. Bu müze, “yöresel müze” anlamında gidip gördüğümüz Tahtakuşlar Etnografya Galerisi'nden ve Kazdağları Müzesi'nden çok daha zengin ve görkemliydi. Bu müze, Bozcaada'nın çok zengin kültürel ve tarihi mirasını koruyan bir hafıza merkeziydi. Müzede sergilenen her bir fotoğrafın, belgenin ve objenin ne zaman, nereden, kimden nasıl temin edildiği tek tek belirtiliyordu.
HAYALLERİNİ GERİDE BIRAKIP GİTTİLER
Müzeyi gezerken, her bir bölümden yazacak ve paylaşacak en az bir konu bulmak mümkün. Ben, savaş sırasında Bozcaada'yı “askeri üs” olarak kullanan Fransızlara ayrılan odada sergilenen, Çanakkale savaşına katılan Fransız askerlerinin ailelerine gönderdiği 350 adet kartpostaldan ikisinde yazılanları paylaşmak istiyorum.
Bu kartpostalların 25 Haziran 1915 tarihli birisinde “Seddülbahir cephesindeki Türk Askerlerinin cesetlerini çiğneyerek İstanbul'u işgale gidiyoruz.” yazarken, Seddülbahir cephesinin boşaltıldığı 6 Ocak 1916 tarihli bir başkasında “İdeallerimizi istediğimiz gibi gerçekleştiremedik, her şeyi Türklere teslim ettik, gidiyoruz.” diye yazıyordu.
Oldukça uzun bir sürede müzeyi gezdikten sonra çıkışa yöneldik. Hakan Gürüney, ilk odada yabancı bir ülkeden gelen gruba duvardaki fotoğrafları anlatıyordu. Biraz bekledik. Bir ara odadan başını çıkardı. “Hoşçakal” dedik. Tebrik ettik. Çıktık.
Gezmek için Bozcaada'ya gelenler, mutlaka Bozcaada Müzesine bir zaman ayırmalılar; Rum Mahallesi'ni gezip görmek, Bozcaada'yı görmek demek değil. Ayrıca, Bozcaada Müzesi, yerel müzesi olmayan Datça gibi yerlerin yerel yönetimleri tarafından mutlaka gelip görülmeli; çok öğretici ve yol gösterici, çünkü!
(Devam edecek)