|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(Dördüncü Bölüm)
Kuzeye bu gelişimizin bir nedeni, Geyikli'de kalışımızın ise asıl nedeni 1971 Aralık-1972 Ocak aylarında Geyikli İlkokulu'nda bir ay stajyer öğretmenlik yapanlardan birisi olmamdı.
ANILARIMDAKİ GEYİKLİ
Ortaokul son sınıfta girdiğim sınavı kazanarak, Gökçeada Öğretmen Okulu'na “parasız yatılı öğrenci” olarak kaydımı yaptırmıştım; 3 yıl okuyup, ilkokul öğretmeni olacaktım. Okulun öğrenci sayısı, 4-A, 5-A, 6-A sınıflarında okuyan 3'er, 4'er kız öğrenci dahil 800'ün üzerindeydi.
Önceki yıllarda mezun olanların, stajyer öğretmenliği nerede yaptığını anımsamıyorum. 1971-1972 öğretim yılında son sınıf öğrencileri olan bizlere, stajyer öğretmenliği Ezine'nin Geyikli Bucağı ve çevre köylerinde yapacağımız söylenmişti. Stajyer öğretmenliğe başlayacak olan ilk sınıf, bizim 6-A idi. Hangi grubun hangi köye gideceğinin nasıl belirlendiğine dair aklımda kalan herhangi bir şey yok ama grupları gönüllülük temelinde kendimiz belirlemiştik. Geyikli'ye giden 14 kişilik grup içerisinde ben de vardım.
1971 Aralık ayında, bir ya da iki balıkçı teknesi bizi Kuzu Limanı'ndan aldı, Geyikli'nin Odunluk İskelesi'ne ulaştırdı; yanımızda, gideceğimiz köylerde kalacağımız evlerde üzerinde yatacağımız ranzalar, yataklar ve battaniyeler de vardı. Saat kaçta adadan yola çıktık ve yol kaç saat sürdü anımsamıyorum, gece karanlığında Odunluk İskelesi'ne vardık. Köyden gelenlerin yardımıyla eşyalarımız traktör kasalarına yükledik. Stajyer öğretmenlik yapacağımız köylere dağıldık.
Geyikli'de bize bir bahçe içerisindeki iki odalı bir köy evi ayarlanmıştı. Tuvalet ve çeşme, bahçedeydi. İki oda arasındaki boşlukta (hol), yere yakın basit bir mutfağımız vardı. Yemeklerimizi kendimiz pişiriyorduk.
Stajyerlik bir ay sürecek, yarı yıl tatili başladığında evlerimize gidecek, 2. yarı yıl başı adaya dönecektik.
Geyikli, “Bucak” statüsü kazanan, çevre köylerden daha büyük bir yerleşim yeriydi.
Geyikli İlkokulu, tek katlı bir binaydı. Kaldığımız eve çok yakındı. Yürüyerek gidip geliyorduk.
Geyikli'de, şimdi soyadını anımsayamadığım Halil adında “odunculuk” yapan yerel bir esnaf ile tanışmıştık. Halil, yaş itibariyle bizden büyüktü. O ve bazı esnaf arkadaşlarıyla, bir gece elde lüks (lüküs) lambası kuş avına çıkmış, epey bir kuş avlamış, ertesi günü içkili bir meyhanede avladığımız kuşları afiyetle yemiştik.
Stajyer öğretmenlik sürecinden hiçbirimizin unutamadığı olay, stajyerliğimizin bitimine yakın Geyikli'nin tek sinema salonunda gerçekleştirdiğimiz gecede okuduğumuz Şemsi Belli'nin “Anayaso” şiiri ve sahnelediğimiz Cahit Atay'ın “Pusuda” piyesi nedeniyle 2. yarı yılda uğradığımız soruşturmadır. Bu soruşturma, stajyer öğretmenlik yaptığımız ilkokulun müdürü tarafından bakanlığa yapılan şikayetin sonucuydu. Müfettişlerin yaptığı soruşturma, takipsizlikle sonuçlanmıştı.
ŞİMDİKİ GEYİKLİ
23.09.2026 Çarşamba günü Troya Müzesi'ni ve ören yerini ziyaret ettikten sonra gelip bir aparta yerleştiğimiz Geyikli, anılarımdaki Geyikli'den oldukça farklıydı. Tek katlı binaların yerini, 3-4 katlı binalar almıştı. Caminin bulunduğu meydan ve ana cadde, sağlı sollu işyeri idi. Geyikli'de çok sayıda otel, apart ve pansiyon bulunuyordu. Kaldığımız apartın ve apartın olduğu binanın sahibi olduğunu söyleyen Kırşehirli genç öğretmen, çok değil, son 5-6 yılda Geyikli'nin bugünkü haline dönüştüğünü söyledi. İnternette sorgulama yapıldığında, Geyikli'nin 1970'li yıllarda 2000 olan nüfusunun aradan geçen 54 yılda çok fazla artmadığı, 4000 civarında olduğu görülüyordu. Deniz kıyısına yapılmış çok sayıdaki sitelere karşın nüfusunun bu civarda olması, sahil kentlerinin tamamının ortak sorunlarından birisi olan fiili nüfus ile resmi nüfus arasındaki büyük farkın Geyikli'de de yaşandığını gösteriyordu..
İki gün akşama doğru aparttan çıkıp cadde boyu yürüdüğümde, birkaç yeme içme yerinin dışında işyerlerinin çoğunun kapandığını, sokaklarda çok az sayıda insanın bulunduğunu gördüm.
Stajyerlik öğretmenlik yaptığımız ilkokul yıkılmış, yan tarafına çok katlı yeni bir ilkokul yapılmıştı. Kaldığımız evin olduğu bölgeyi tahmin etmeme karşın, tam yerini tespit edemedim. Oduncu Halil ise ölmüştü.
Sevda, “Cuma günü Odunluk İskelesi tarafına gidelim.” dedi. Odunluk İskelesi'nin bulunduğu tarafta, en uzak yer Alexandria Troas Antik Kenti ve Antik Liman idi. “İlk önce oraya gidelim, bu tarafa doğru gelelim.” dedi.
25.09.2026, Cuma öğleye doğru yola çıktık.
ALEXANDRİA TROAS ANTİK KENTİ
Tabelalarda yazılanlara göre İÇDAŞ A.Ş. desteğiyle kazı çalışmalarının devam ettiği yazılı antik kente vardığımızda, kazı yapan ikisi genç dört kişi gördük. Antik kenti ziyarete gelen bizden başka kimse yoktu. Yer yer ayakta kalmayı başarmış yapıların olduğu çevresi tel örgülerle çevrilmiş alana girerken herhangi bir görevli göremedik. Alanı çevreleyen tel örgülerin denizin göründüğü tarafın ötesinin “Kazı alanı” olduğunu yazan bir levha vardı. O an ne kadar büyük olduğunu bilemediğimiz antik kentin, 390 hektarlık bir alanı kapsadığını bu yazıyı yazarken İnternetten öğrendim. İnternette yer alan bilgilere göre, kent MÖ 310 yılında Büyük İskender adına kurulmuş. Aleksandria Troas, “İskender'in Troas'taki Yurdu” anlamına geliyormuş. Anadolu'nun en büyük kentlerinden birisiymiş. Roma döneminde nüfusu 100 bin kişiye kadar ulaşmış. Sezar, bu kenti başkent yapmak istemiş. 1. Konstantin de burasını başkent olarak düşünmüş. Sonradan tercihini İstanbul'dan yana kullanmış.
Burada daha fazla görülebilecek bir şey olmadığını görünce, Antik Limanı görmeye gittik.
KALPLİ GÖL
Navigasyonun yardımıyla, Dalyan Köyüne vardık; Antik Liman, buradaydı. Sahil kıyısında, yerel balıkçı tekneler için yapılmış korunaklı barınağa yakın bir yerde aracımızı park ettik. Barınağın bitişiğindeki “KAYIK HANE” isimli işyerini geçerek, sahil boyunca sola devam ettik. Bir süre yürüdük. Sahilde, bazıları denizin içerisinde, devrik durumda antik liman kalıntısı taş sütunlar gördük. Bu bölge hiç dokunulmamış bir bölgeydi. Sahil boyunca gördüğümüz kum tepeciklerinin altında, liman kalıntılarının olduğunu düşündüm; tümseklerin sağ tarafı deniz iken sol tarafı daha alçaktı ve orada az da olsa bir-iki yerde su birikintileri vardı. Geriye döndük.
Aracın yanına gelince, Sevda “Buralarda bir yerde Pembe Göl ya da diğer adıyla Kalpli Göl olacak.” dedi. Ayakta aralarında konuşan iki erkeğin yanına yaklaştık. Kalpli Göle nasıl gidilebileceğini sorduk. “Caminin yanından sağa dönün. O yol sizi Kalpli Göle götürür.” dediler. Araca bindik.
Caminin köşesinden sağa dönen yolun başlangıcındaki bir bina duvarında “Kalpli Göle gider.” levhası gördük. Sağa döndük. Bir-iki yerde daha aynı levhalardan vardı. “İşte bu. Bu köyde yaşayanlar, Kalpli Gölün anlamını ve değerini biliyorlar.” dedim.
Göl, yolun sonundaydı. Aracı uygun bir yere park ettik. Göl, gerçekten hem pembe hem de kalp biçimindeydi. Antik kenti görmeye geldiğimiz yere çok yakındı. Bölgeyi bilmediğimizden sahilden bakınca görülmeyen gölü görememiştik. Gölün denize doğru olan uç kısmında değil, tersinde ağaçların ve fundalıkların arasında bazı sütun başlıkları görünüyordu. “Antik Ören Yeri buraya kadar uzanıyor, antik liman ile birleşiyor.” dedim.
Binlerce yıllık antik limanın jeolojik olarak denizden ayrılmasıyla ve su seviyesinin değişmesiyle kalp formunu alan göl, yaz aylarında artan hava sıcaklığı ve yüksek tuzluluk oranı nedeniyle Dunaliella salina adı verilen mikroskobik alglerin ve halobakterilerin aşırı çoğalmasıyla pembeye dönüşüyormuş. (Bknz: İnternet) Gölün fotoğraflarını çekmeye çalıştık. Bulunulan yer itibarıyla, tam bir fotoğrafını çekmek olası değildi. Araca binip ayrıldık.
ODUNLUK İSKELESİ
1971 Aralık ayında gece vakti yanaştığımız Odunluk İskelesi'nin aradan geçen 54 yılda ne ölçüde değiştiğine dair hiçbir fikrim yok. Geyikli Limanı yapılmadan önce Bozcaada feribotlarının kalkış yaptığı Odunluk İskelesi'nde iki balıkçı teknesi gördük. İskele civarındaki işyerlerinin bazıları açıktı ve bizi görünce “Buyurun” diyenler oldu ama bir-ikisinde bir-iki müşteri vardı. İskele'nin sağ tarafındaki işyerlerinin birisinin iplerle çevrilmiş alanda denizin içerisine kurduğu tek kişilik salıncağı gördük. “Bu salıncak Datça'da olsa, kıyamet kopmuştu.” dedim. Deniz dalgalı ve denizin suyu oldukça bulanıktı. Fazla kalmadık, araca bindik. Geyikli'ye dönüşe geçtik.
O akşam da Geyikli'de kaldık ve ertesi gün sabah Gömeç'e döndük.
(Bitti)