|
Tweet |
MEHMET ERDAL / AKHİSAR
(Altıncı Bölüm)
ÇİFTÇİNİN TARIMI BIRAKMASI, “KURTULUŞ” DEĞİLDİR!
Söyleşinin sonuna geldiğimizde, “Basına da yansıdı, okumuşsundur, fındık üreticilerinin bazıları fındık bahçelerini, Adıyaman'daki badem üreticilerinin bazıları da badem ağaçlarını kesip yok ettiler. Üretim yapmaktan uzaklaştılar. Böyle giderse, zeytinci de neden zeytincilik yapmaya devam etsin? Başka bir alana yönelir. 25 yıldır ülkeyi yöneten siyasi iktidarın bu olup bitenlerden bihaber olması mümkün değil. Biraz önce dayıoğluna da sormuştum, sen de duydun. Dayıoğlunun yanıtı 'Devletin politikası' olmuştu. Hem üretici hem de Sol Parti Akhisar İlçe Örgütü Tarım ve Ekoloji Grubun içerisinde çalışma yürütenlerden birisi olarak, tarım sektöründe bu yaşananları, çiftçilerin tarımdan uzaklaşmalarını nasıl değerlendiriyorsun?”
“Bazı tarım ürünlerinin çiftçi tarafından telef edilmesi, yani bademini, incirini kesmesi, işte fındığını köklemesi falan, bu eylemi gerçekleştiren çiftçiyi kurtaracak bir şey değildir. Bunlar, çözüm olmaz.”
TARIMDA, “ENDÜSTRİYEL TARIM” EGEMEN KILINMAYA ÇALIŞILIYOR
M. Ali, devamında şunları söyledi: “Üretim politikaları konusunda, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de şu anda endüstriyel tarımın egemen kılınması, yani tarımın şirketlerin kontrolüne verilmesi operasyonu uygulanıyor. Sıkıntı, sorun buradan kaynaklanıyor. Bu hükümetten bir sosyal politika beklemek, toplum yararına bir politika beklemek zaten abes. Böyle bir beklenti, doğru bir beklenti değil. Bu iktidar, tamamen uluslararası tarım ve gıda şirketlerinin egemenliği adına çalışıyor. Bütün olup bitenler de buna hizmet ediyor. Ülke tanımıymış, ülke çiftçisiymiş, işçisiymiş, emekçisiymiş gibi bir dertleri yok bugün ülkeyi yönetenlerin. Uluslararası sermayenin parçası durumundalar ve o uluslararası sermayenin taleplerine göre politika yürütüyorlar. Ne üretirsen üret, sorunun esas kaynağı, orada. Sorun, bizim az üretmemiz, iyi üretmemiz, kaliteli üretmemiz, üretemememiz vs. de değil.
Bir örnek vereyim: Hemen hemen tüm ürünlerde benzeri gelişmeler yaşanıyor gerçi de hasat dönemi başlangıcında, ilgili ülkelerden buğday ithal ediliyor. TMO'nin siloları ithal buğday ile doluyor. Ondan sonra da bu ithalata bir 'kulp' uyduruyorlar; işte 'Diğer ülkelere satıyoruz. Para kazanıyoruz vs.' Esas amaç ise tabii ki yerli üreticinin fiyatlama yönünden baskılanması. Bu politikayı öyle boyutlara getirdiler ki örneğin, bu yıl bütün tarım ürünlerinde olduğu gibi buğdayda da verim iyi. Üretici TMO'dan randevu alıyor. Buğday götürecek. Tonu 16.500 TL’den mi ne açılmış piyasa bu sene, o kadarını biliyorum. Zeytini biliyorum ama buğdayda çok vakıf değilim. Sadece şunu biliyorum, sen ÇKS'ye (Çiftçi Kayıt Sistemi) 20 dönüm buğday bildirdiysen, bunu 600 kg’dan hesaplıyor TMO. Bu, 12 ton yapar. Sana '12 ton buğday getirebilirsin' diyor. Diyelim ki sen dönümde 800 kg. almışsın, bu 16 ton eder, '4 tonu almam.' diyor. Bir nevi 'Sen verimli çalışmışsın. Çalışmamalıydın' diyor. Anlatabildim mi?”
“Teşvik edeceğine, köstek oluyor.” dedim.
Sol Parti Datça İlçe Örgütü Başkanı Cemalettin Gülmen “İthalata devam.” dedi.
“İthalat her şeyde önemli. Orada da söyledim ya, Tunus'tan zeytinyağı getirmişler, sezon öncesi. Sosyal medyada reklamını gördüm; zincir marketlerden bir tanesi, işte 5 litrelik tenekelerde litresi 190 TL’den zeytinyağı veriyor. Bunların hepsi, piyasayı üretici aleyhine baskılamaya dönük şeyler.” dedi M. Ali.
Sabahları aç karnına bir kaşık zeytinyağı içmeye çalışan birisi olarak, zeytin ve zeytin üreticileri üzerine yaptığım ve yeni bilgiler edindiğim bu söyleşiyi, bu noktada bitirdik.