|
Tweet |
Dr. Adnan Erkuş
“Birleşelim, ama nasıl?” sorusu, içinde bulunulan koşulların iyi analizinden geçer.
Eğer içinde bulunulan durum ve hedef iyi analiz edilmezse, birleşme konusunda yine hayal kırıklıkları yaşamak kaçınılmaz olur. a) Birleşme, sadece varolan sol-sosyalist (ki hemen hepsi legalleşmiştir ve büyük çoğunluğu “aralarında fark kalmayan Osmanlı Bankası”na dönüşmüştür) partilerin ittifakı olarak anlaşılıyorsa, vay halimize! Temel bazı farklılıkları bir yana bırakırsak, gerek tarihsel bitmemiş arkaik hesaplaşmalar, gerek ortak geçmişe sahip çıkmalar, gerek bu partilerin yönetimlerinin “eski tüfekler”den oluşması bu birleşmenin önünde engeldir; yapılsa bile yapay ve geçici birliktelikler olur ve en ufak farklı seste yok olurlar. b) Birleşme ve cephe halâ eski parti-cephe anlayışından hareketle öneriliyorsa, bu “birleşin ama sadece bende” ve “sen-ben-bizim oğlan” demektir. Bu da içinde yaşadığımız dönemin öncesinde ve şu an tanık olduğumuz gibi, bayrak büyüklüğü-bayrak sayısı ve kelle yarıştırmaktan öteye geçemez. c) Strateji-taktik, öncelik-sonralık iyi analiz edilmemişse, yine hayal aleminden öteye geçilemez.
İçinde bulunduğumuz emperyalist cephedeki ve ülkemizdeki sınıfsal-kültürel vb. değişimler doğru analiz edilememişse, Gezi’den devrim çıkarmaya çalışılır, deniz kirliliği için toplanan halka keskin sloganlar attırılır durulur ve kitlelerde büyük hayal kırıklıkları yaşanması kaçınılmaz olur. Merdivenleri ağır ağır çıkmak, hele bu legalleşme ve sosyal medya afyonundan sonra strateji-taktik ve öncelik-sonralık tahlillerinde anahtar metafordur; merdiveni beş basamak atlayarak çıkamazsınız. d) Ülkemiz halkı, yıllar boyunca çok büyük travmalar yaşamıştır. 600 yıllık Osmanlı’dan Cumhuriyete, 12 Mart’tan 12 Eylül’e, FETÖ darbe girişiminden uzun dinci faşist iktidara kadar üyelerinden herhangi birinden acı çekmeyen aile hemen hemen kalmamış durumdadır. Halk, en ufak bir eyleme (hele bir partinin bayrağı altında ise) katıldığında bırakalım içeriye atılmasını çevresinde etiketlenmekten kaygı duyduğu için, çok istemesine rağmen mitinglere katılmaktan uzak durmaya başlamıştır.
Bu durum, 12 Eylül kuşak kopukluğu ile birleşince uzun yıllar sol-sosyalistlerin-devrimcilerin eylemlerinde yaş ortalamasının 60’dan aşağıya inmesini engelleyici olmuştur.* Tüm bunlar halk-devlet arasındaki suni dengenin yanına bir de halk-sol suni dengesinin oluşmasına yol açmıştır. Elbette başka etkenler de var olmasına rağmen, nesnel olarak açlıktan ölecek duruma gelen emekçiler-emekliler, solun onlar için yaptıkları eylemlere katılmak yerine izlemekle yetinmişlerdir. Bugünlerde CHP-İmamoğlu özelinde patlama yaşanması sola bir şey anlatmıyor mu? Sol-sosyalistler onlar için ne kadar haklı söylemler ve eylemler yaparlarsa yapsınlar, niye (üstelik yasal olan) mitinglere katılmıyorlardı? Halkın ortak yerel sorunu için bile yapılan etkinliklerde bir grup çıkıyor da tüm mitingin sahibiymiş gibi bayrak açıyorsa, halk bu etkinliğe katılır mı; katılmazsa ve katılmamışsa neden diye düşünülmez mi?
Bu yazıya sığmayacak denli dünya-ülke, emperyalizm-faşizm, sınıfsal analizler ve tartışmalar yapılabilir elbette, ama çeşitli milliyet, din, mezhep farklılıklarının olduğu ve egemenlerin iki de bir kritik aşamalarda bunları kaşıdığı bir coğrafyada yaşamak ise en geniş cepheyi daha da kaçınılmaz kılmaktadır. “Birleşmek ama nasıl” sorusu ne yazık ki ciddi bir şekilde tartışılmamıştır.**
Tüm ülke çapında, partilerden azade, sevilen sayılan sanatçılardan-akademisyenlerden-aydınlardan oluşan bir büyük öncü grubun oluşturacağı, “Yoksulluğa ve Karanlığa Karşı Halk Dayanışması” oluşturulabilirdi ve halâ oluşturulabilir. Bu olmadı veya oldu, mahalle-mahalle, öncelikle yerel, gerektiğinde genel ortak hedeflerde “Mahalle Halk Dayanışmaları (İnisiyatifleri vb)”, parti aidiyetlerinden azade, ortak dil, ortak pankartlar altında, demokratik karar almayı ve iknayı temel alan, siyasi-ekonomik-sağlık-kültürel her türlü dayanışmaya ve sorun çözmeye dayanan geleceğin yaşam nüveleri yeşertilemez mi(ydi)? Böyle bir hareket, partilerin özgün varlığını reddetmez, ancak kendi yapısı içinde partilerden azade olursa amacına ulaşır ve süreç içinde çok daha sağlıklı yeni oluşumları da doğurur.
Sol-sosyalistlerin politik ve pratik önerilerle önderlik yapmaları gerekmiyor mu(ydu)? Sözü edilen inisiyatifler ülkenin dört bir yanında her şeye rağmen yeşeriyor ve halkın pratiği bazılarının önünde gidiyor veya emek-sermaye temelinden uzaklaşıp CHP-İmamoğlu özelinde sürüyor ne yazık ki… Elbette bugünkü uyanma güzel bir başkaldırıştır, desteklenir, desteklenmesi gerekir, ama önderlik doğru olmazsa bu da heba olup gidebilir. Bu uzun soluklu bir mücadeledir, hele halka karşı suçları ayyuka çıkmış dinci-otoriter iktidarın başına gelecek endişelere karşı daha ne gibi “ali-cengiz” oyunları planladığı göz önüne alındığında…
Halâ geç değil… Ya hep beraber ya hiçbirimiz!
* Bu yazı hazırlandığında henüz üniversite ve lise gençliği hakları için anayasal güvenceyle sokağa çıkmamıştı.
**Bugün (15.04.2025) CHP de mahalle örgütlenmelerini başlatacağı duyurmuştur.
* ve **’deki gelişmeler, aslında birleşmenin nasıl olacağı konusunda yol gösterici olmuştur