Bugun...



Devam Eden Bir Direniş Öyküsü: #şezlongsuzDATÇA

Datça merkezde, Özbel'de, bu söyleşinin yapıldığı 10.04.2023 günü itibariyle 33 gündür devam eden bir direniş var. “Her direnişin bir öyküsü vardır” diyerek, ilk günden itibaren direnişin içerisinde bulunan Koordinasyon üyeleri Nurperi Uyanık ve Sedat Yağcıoğlu ile saat tam 13.00'te nöbet tutulan yerde bir araya geldik ve söyleşiye başladık.

facebook-paylas
Güncelleme: 12-04-2023 21:10:12 Tarih: 12-04-2023 21:06

Devam Eden Bir Direniş Öyküsü: #şezlongsuzDATÇA

Söyleşi: Mehmet Erdal

Datça merkezde, Özbel'de, bu söyleşinin yapıldığı 10.04.2023 günü itibariyle 33 gündür devam eden bir direniş var. “Her direnişin bir öyküsü vardır” diyerek, ilk günden itibaren direnişin içerisinde bulunan Koordinasyon üyeleri Nurperi Uyanık ve Sedat Yağcıoğlu ile saat tam 13.00'te nöbet tutulan yerde bir araya geldik ve söyleşiye başladık.

 HER ŞEY BİR FOTOĞRAF İLE BAŞLADI

Kıyı işgaline” karşı “nöbet tutma” biçiminde şu an bulunduğumuz yerde devam eden bu direniş süresince 1 kez Kaymakamlıkla, 3 kez Belediye Başkanıyla görüşüldü; imzalar toplandı; 5 forum yapıldı. Ayrıca 08.04.2023 günü Özbel'den başlayıp kıyılardan devam eden ve Taşlık Plajının sonunda biten bir yürüyüş gerçekleştirildi. Ne zaman başladı bu direniş? Nasıl başladı? Siz bu direnişin içerisine nasıl girdiniz?

Nurperi Uyanık: “Her şey bir fotoğraf ile başladı.” diyerek anlatmaya başladı. “12 yıldır Özbel'de oturuyorum. Evim yakın olduğu için, hava güzel olduğunda arkadaşlarım ile hemen hemen her gün buraya gelip bir-ik saat oturuyoruz. Burası, ağırlıkla Özbel'de oturanların yıllardır gelip denize girdikleri bir yerdir. 8 Mart 2023 Çarşamba günü akşama doğru buraya geldiğimizde bazı çalışmalar olduğunu ve şu an bulunduğumuz yerde bir platform yapıldığını gördük. Yapılan çalışmanın fotoğrafını çekip üyesi olduğum MUÇEP'in (Muğla Çevre Platformu) WhatsApp Grubuna gönderdim. Arkadaşlar, anında 'Ertesi günü toplanalım' dediler.

Ertesi gün geldik. Platform yapılmıştı. İlk protesto eylemi, o gün o platform üzerinde yapıldı; 'Kıyılar halkındır' dedik. İskele üzerinde şu an görülen tahta kaplamaların çalışması devam ediyordu. Tekrar bir fotoğraf çekip paylaştım. Dedim ki 'İskele de bitmek üzere.'”

İlk tepkinin konulduğu Perşembe günü olay mahalline gelenler 15 kişi kadarmış. 10.03.2023 Cuma günü ise kalabalık bir kitle ile ciddi bir protesto eylemi gerçekleştirilmiş. Ondan sonra, “kıyı işgaline” karşı direniş başlamış.

 BURASI BİZİM YAŞAM ALANIMIZDIR

8 Mart 2023 günü akşamleyin geldiğinizde burada gördüğünüz çalışmalar karşısında neden tepki gösterme gereği duydunuz? Burasının sizin yaşamınızdaki anlamı neydi?

“Herkes buraya geliyordu, sandalyesiyle, havlusuyla; oturuyordu, güneşleniyordu ve gidiyordu. O yerin kapatılacağını ve haliyle o olanakların ortadan kalkacağını anlayınca bu tepkiyi gösterdik. Burası her daim kamuya açık bir yerdi. Burada, Özbel Mahallesinde oturanlar dahil herkesin kullandığı banklar vardı.”

Sedat Yağcıoğlu: “Ben de 4 yıldır Özbel'de oturuyorum. Evim şu an bulunduğumuz yere çok yakındır. Nurperi ilk çektiği fotoğrafı üyesi olduğum MUÇEP'in WhatsApp sayfasında paylaştığı anda olaydan haberdar oldum. Burada 'yapı devri' sayılabilecek bir inşaat çalışması olduğunu fark ettiğimiz anda hemen 'bu olaya müdahale edelim' diyerek, ertesi günü, şu an bulunduğumuz yerde buluştuk. Hem neler yapıldığını yerinde gözlemlemiş olduk, hem de ilk tepkimizi göstererek bir sonraki günkü eylem için çağrımızı yaptık. Burada, kıyıların işgaline benzer bir durum olduğunu gördük ve bu işgale karşı daha iyi bir tepki gösterebilmek için bir sonraki gün aynı yerde toplanma çağrısı yaptık. Haliyle 10.03.2023 günü daha kalabalık bir buluşma oldu. Bu buluşmaya gelenler ile yaptığımız hızlı bir toplantı sonucu bugüne kadar gelen 'nöbet tutma' çalışması başlatılmış oldu.”

 BU DİRENİŞ “MUÇEP” İLE SINIRLI DEĞİLDİR

MUÇEP Grubunda mı yapıldı “şöyle mi yapalım, böyle mi yapalım” tartışması?

“MUÇEP Datça Grubu, aslında MUÇEP Datça Meclisi anlamına geliyor. Dolayısıyla burada var olan durum bu meclis üyelerinin tümü tarafından tartışıldı. Ama sadece MUÇEP Datça ile sınırlı kalmayarak, örn: mahallemizdeki komşularımıza da haber vererek ertesi gün buraya intikal ettik. Belki bir araya gelişimiz, toplanışımız MUÇEP üzerinden oldu ama daha sonraki süreçte #şezlongsuzDatça İnisiyatifi adını almamız da gösteriyor ki aslında bu bağımsız bir çalışmaydı.”

Nurperi Uyanık: “İlk haberleşme MUÇEP üzerinden oldu. Daha sonra, (29 Temmuz 2021 tarihinde Marmaris Armutalan'da başlayan orman yangını günlerinde Datça'da kurulan ya da kurulma adımları atılan 11 mahalle dayanışmasından/meclisinden birisi olan) Özbel Mahalle Dayanışması adında bir WhatsApp Grubu olduğunu öğrendik. Daha çok kişiye ulaşmak için, iletişimimizi o WhatsApp Grubu üzerinden sürdürmeye karar verdik. Cuma günü gelen 50 civarındaki kişinin telefon numaralarını ve iletişim bilgilerini aldık. Bu gruba dahil ettik. İletişimimizi o grup üzerinden sürdürmeye başladık.”

 İLK FORUM CUMA GÜNÜ YAPILDI

İlk Koordinasyon Grubu Perşembe günü mü, Cuma günü mü, ne zaman oluşturuldu?

Sedat Yağcıoğlu: “Cuma günkü bir araya gelişte burada küçük bir toplantı da yaptık. Ona, sonradan 'forum' dedik; 'birinci forum' olarak adlandırdığımız, bu toplantıdır. Bu direniş ile ilgili ilk kararı o gün bu toplantıda bulunanlar ile aldık. İlk karar, 'Burada olmaya devam edelim' şeklindeydi. Çünkü burada fiili bir durum vardı ve burada bulunarak hem olup biteni daha iyi anlayabilirdik, hem de yapılanlara karşı çıkabilirdik. Yani, yaşam alanımızı korumaktı, temel amacımız. Yine, aynı gün, daha sonra yine burada, platform üzerinde yapılacak olan 200 kişilik ikinci forumu yapma kararını da o forumda aldık”

Siz olayı duyup geldikten sonra da buradaki çalışmalar durduruldu mu? Bu çalışmaları yapan işletme ne yaptı? Nasıl bir tepki gösterdi, size karşı?

Nurperi Uyanık: “İlk geldiğimiz gün çalışmaya devam ettiler. İkinci gün, kararlılığımızı gördüler, geri çekildiler; çalışmayı bıraktılar. Başkaca hiç bir tepki göstermediler.”

 YAŞAM ALANIMIZI SAVUNUYORUZ

Peki yerel yönetim olarak Datça Belediyesi devreye girdi mi?

Sedat Yağcıoğlu: “O noktada ben şöyle devreye girmek istiyorum: Biz burada var olmaya başladığımız andan itibaren bu platformu yapan çalışanlar evet geri çekildiler, platform inşaatı sürmedi ama biz de zaten o ilk günkü toplantıda 'Hiç bir işletmeye karşı olmadığımızı, sadece yaşam alanımızı savunmaya çalıştığımızı' ortak karara bağlamıştık. Haliyle, biz de bu platformu yapan, yaptıran herhangi bir işletme ile doğrudan diyaloğa geçmedik. İlk platformda aldığımız kararlardan birisi, bu süreci Belediye ile de görüşmek, dolayısıyla Belediye ile de görüşecek bir heyet ile burada olup bitenin ne olduğunu öğrenerek, yapımı devam eden platformun kaldırılması talebimizi iletmekti. Bunu da gerçekleştirdik.”

Belediye ile ilk görüşme hangi gün yapıldı? Bu görüşmeye kimler gitti?

Sedat Yağcıoğlu: “Forumda bu görüşme randevusunu alma işini üstlenen arkadaşımız hem Belediye'nin hem de bizim müsait olacağımız gün üzerinden bu randevuyu aldı. Aramızdan belirlenen gönüllü arkadaşlar ile gidip Belediye ile bu ilk görüşmeyi gerçekleştirdik. Giderken dikkat ettiğimiz bir nokta, aramızda mutlaka bir hukukçu arkadaşımızın olmasıydı; hukukçulardan oluşan bir komisyonumuz da vardı ekibimizin içerisinde. Benim ve hukukçu arkadaşımızın da içerisinde bulunduğu ilk heyet 4-5 kişiden oluşuyordu. Görüşme, çok temel olarak, hem burada yapılan tesisin hem de burası için yapılan kira sözleşmesinin Anayasa'ya ve bu konuda Danıştay 13. ve 6. Dairelerinin ortaklaşa vermiş oldukları yürütmeyi durdurma kararına aykırı olduğu, haliyle Belediye'nin yetkisini kullanarak burada yapılmış olan platformu kaldırtması gerektiği çerçevesindeydi.”

 BURASI İÇİN YAPILAN “KİRA SÖZLEŞMESİ” HÜKÜMSÜZDÜR

Yasal olmayan hangisiydi? Burada öteden beri var olan iskele üzerinde şu an görülenler mi? Şu an bulunduğumuz yerde yapılan ama bilahare sökülmüş olan platform mu? Hepsi mi?

Sedat Yağcıoğlu: “Kıyıların kiralanamayacağını belirten Anayasa'ya rağmen kira sözleşmeleri yapıldığını biliyoruz. Burası için de şu an arkamızda bulunan işletme ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı arasında 05.10.2022 tarihinde 3'er yıllık olmak üzere bir kira sözleşmesi yapılmış. Bu tür sözleşmelerin yapılamayacağına dair 18.10 2022 tarihinde Danıştay 13. ve 6. dairelerinin ortak olarak aldıkları 'yürütmeyi durdurma' kararı var ve bu karar ile ilgili olarak Bakanlığın yaptığı itiraz da İdari Davalar Kurulu tarafından reddedildi. Haliyle, hukukçularımızın belirttiğine göre, İdari Hukuk'ta alınan kararlar geriye doğru işletilip yönetmeliğin çıktığı ilk ana kadar gittiğinden, sözü edilen bu kira sözleşmesi de 'hükümsüz' oluyor.

Biz Belediyeye bunu söyledik. Hukuka aykırı olarak burada bir yapılanmaya gidildiğini, çelik konstrüksiyon üzerine ahşap bir yapının yapıldığını söyledik. Bunun kaldırılması gerektiği talebimizi ilettik.

Bu ilk görüşme olduğundan, gerçekte birbirimizi anlamaya çalıştık. Belediye'nin de bu süreci izlediğini ve bilgi sahibi olduğunu, kıyıda yer alan platformun hukuken yapılamaz durumda olduğunu, dolayısıyla kaldırılması gerektiğini ifade ettiler. Biz de 'Bu konuda yetkinizi kullanır mısınız? Siz bu konuda yetkilisiniz' dedik. Bu platformun kaldırılacağı konusunda inisiyatif alınacağı söylendi.”

Sonrasında nasıl bir gelişme oldu? Ne yaptınız? Bekleyip, Belediye'nin ne yapacağını görelim mi dediniz? Nöbeti devam ettirelim mi dediniz? Ya da bütün bunların hepsine mi karar dediniz? Ne düşündünüz? Nasıl bir yolda yürümeye başladınız?

Sedat Yağcıoğlu: “Biraz önce de anlatmaya çalıştım; bizim muhatabımız işletmeler değil, kamu otoriteleridir. Yerelde, bu otoritelerin temsilcileri olarak yerel yönetimleri ve belki de daha önemli bir basamak olarak, mülki idareyi, yani Kaymakamlığı görüyoruz. Dolayısıyla, elbette taleplerimizi iletmek anlamında kendileriyle görüşmelerimiz sürerken, asıl olarak yürüttüğümüz fiili mücadeleyi esas alıyoruz. Diyelim ki Belediye söz verdi; bu verdikleri sözü yerine getirip getirmeyeceklerini beklemek yerine fiili olarak kıyımızı savunduğumuz sürece, elbette yasal olan haklarımızı da talep ettiğimiz için, 'bunu yaptırma gücünü elde edelim ve bunu kullanalım' zemininde ilerliyoruz, demektir. Haliyle, belediye ile yapılan görüşmeden sonra da değişen bir şey olmadı; buradaki nöbet, yani yaşam alanımızı fiilen savunma sistemimizi sürdürme kararı çerçevesinde aynı duruşumuzu devam ettirdik.”

 ÖZBEL, BÜTÜN KIYILARA SAHİP ÇIKMANIN SİMGESİ HALİNE GELDİ

İlk günlerdeki katılım ile sonraki günlerdeki katılım arasında bir fark gözlemlediniz mi? Bunu hangi nedenlere bağlıyorsunuz?

Nurperi Uyanık: “Katılım güzel. Güzel devam ediyor. Tabi zaman zaman hava şartlarından dolayı da azalıyor ama herkes burayı sahiplenmiş durumda. Zaten yaz sezonunda buraya gelip oturuluyordu. 'Şimdi oturmazsak sonra oturamayacağız' dedik ve gördüğünüz gibi oturmaya devam ediyoruz.

Buraya Özbel diyoruz ama buraya şu an sadece Özbel'de oturanlar gelip oturmuyor. Örn: Eski Datça'da oturduğunu söyleyenler de var, gelenler arasında. Sonuçta, burası bir kıyı. Dolayısıyla burası herkesin. Sadece, adı 'Özbel' diye geçiyor.”

Nurperi, siz 12 yıldır Özbel'de oturuyorsunuz ve haliyle size en yakın yer olan buraya gelip burada denize giriyorsunuz. Örn: Ben, İskele Mahallesi Mezarlığı'na yakın bir yerde oturuyorum; bana, yaya olarak gidip geldiğimde en yakın olan Otel Mare altında denize giriyorum. Şimdi buraya gelip bu direnişin içerisinde yer alıyorum. Gözlemleriniz çerçevesinde soruyorum: İnsanları buraya getiren ve bu direnişin içerisinde yer aldıran ne?

Nurperi Uyanık: “Bilmiyorum ama sanırım, birlik-beraberlik ve 'beraber olursak istediğimizi alabiliyoruz' duygusudur. Yani biz burada sadece buraya değil 'tüm kıyılara sahip çıkma' isteğiyle bu direnişe devam ediyoruz. Burada oturuyor olabiliriz ama aslında tüm kıyılar için bu eylemi sürdürüyoruz. 'Burası bir simge haline geldi' diyebiliriz.

Sedat Yağcıoğlu: “Nurperi'nin cümlesinin altını çizmek istiyorum. Sadece Özbel değil, tüm kıyıların işgaline karşı bir hareket olduğumuzu forum kararıyla ilke olarak aldık zaten; bunu paylaşmak da yarar var. Bu konuda da tartışmalar oluyor. Sadece Özbel sahili için mi yapılıyor bu direniş? Datça'nın ÖÇK (Özel Çevre Koruma) Bölgesi olduğu ve Anayasal olarak kıyıların halk açısından kullanımının sınırlandırılamayacağı fikri çerçevesinde, kocaman bir HAYIR!

Özbel'de biraz farklı bir durum vardı: Burada inşaat olduğu için belki buradan başlamış olduk. Diğer kıyılarda böyle bir inşaat yok, bir işgal var; 'kullanım hakkının' gaspı var.

Peki, nasıl gidiyor? Şöyle: Azalma yok. Tam tersine gün geçtikçe coşkusunun arttığını gözlemliyoruz. Çok daha yoğun, sert hava koşullarında nöbeti bırakmadı o gün burada nöbet tutan arkadaşlarımız. Ekip olarak, 'Bırakalım. Sağlığımız daha önemli' dememize rağmen... Burayı koruma motivasyonu çok yüksek.”

 BÜTÜN KARARLARI FORUMDA ALIYORUZ VE ÇOK RENKLİYİZ

“Şu noktaya dikkat çekmekte yarar var: Geçtiğimiz 5 hafta içerisinde 5 forum yaptık. Forum, kelimenin tam ve gerçek manasıyla gerçekleşiyor. Bütün kararları, sadece forumda alıyoruz. Bir kişi dahi itiraz etse o kişiyi ikna etme mekanizmasını izliyoruz. Çoğunlukçu değil çoğulcu karar alma mekanizması ile hareket ediyoruz. Sanırım, Datça'nın, hatta sosyal medya kullanımımızda gözlemlediğimiz kadarıyla 'Türkiye'nin de' demek iddialı bir söz olmaz, özlediği şu iki şeye yanıt buluyoruz, burada:

1- Yaşam alanımızı, buradaki örneğimizde 'kıyılar', bu bazı yerlerde ormanı, bazı yerlerde akarsuları savunmak olarak ifade ediliyor, kıyıları savunmak ve bunun için, Nurperi'nin dediği gibi bir araya gelmek, bunu yaparken de herkesin sözünü söyleyebileceği, kimsenin yönetmediği, hep birlikte yürüttüğümüz kolektif bir mücadele olması galiba insanlara çekici geliyor. Dolayısıyla, üst üste her hafta yapmayı alışkanlık haline getirdiğimiz forumlarda aslında pek çok kişinin söz aldığı, bu sözlerin karar alma sürecinde mutlaka etkili olduğu bir yapı buraya ilgiyi arttırıyor.

2- Renkli bir görüntümüz var. Kahvaltı etkinliğimiz var. Birlikte kitap okuyoruz. Muhakkak konuşacağız, bu hafta yaptığımız yürüyüşte elimizde taşıdığımız dövizlerde kullandığımız sloganlardan tercih ettiğimiz yönteme bakıldığında daha mizahi, daha renkli, daha kapsayıcı bir dilde hareket ettiğimizi görüyoruz. Sanırım bu da buraya olan ilgiyi artırmada etkili oluyor.”

Nurperi Uyanık: “Birkaç şey eklemek istiyorum: İlk başlarda, buradaki platformun kalkması bir haftayı filan buldu. Buradan geçenler bizi görünce 'Burada ne yapıyorsunuz?' diye soruyorlardı. Biz de açıklıyorduk. O süre içerisinde aşağı yukarı bütün gün burada bulunuyordum. Soran herkese anlatmaya çalışıyordum, 'kıyılar halkındır' diye. 'Boşuna uğraşıyorsunuz' diyorlardı. Boşuna uğraşmadığımızı herkes gördü; platform kaldırıldı. Daha da motive olduk.

Yani biz beraber olursak, birlikte olursak bir şeyleri başarabiliyoruz. Evet, kıyılar halkındır. O zaman biz da halk olarak bu hakkımızı koruyacağız.”

 HER HAFTA BİR FORUM, AZ BİR İŞ DEĞİLDİR

Peki, Nurperi senin bundan önceki yaşamında, forumdur ya da benzeri bir etkinliktir, içerisinde yer almışlığın var mıdır? Yani bugün burada içerisinde yer aldığın direniş süreci ile ilişkilendirilebilecek bir geçmiş dönemin var mıdır?

Nurperi Uyanık: “Sadece MUÇEP'e dahil olmuşluğum vardır. Kıyılar ile ilgili olarak, MUÇEV'in kıyıları kiralamasına karşı bir eylem yapılmıştı zamanın birinde, ilk öyle başladı benim çevrecilik hayatım.”

Sedat senin? Öğrencilik hayatında ya da Örn: Gezi direnişi gibi bundan önceki yaşamının bir döneminde içerisinde yer aldığın ya da bugünkü konumunla ilişkilendirilebilecek bir deneyim yaşamışlığın var mı? Öğrenmek istediğim, bu 'forum' fikri kimden çıktı?

Sedat Yağcıoğlu: “Uzun bir aktif siyasi hayatım var. Bunun bir kısmı hem doğrudan siyasi hareketler içerisinde hem de kendimi bulduğum sivil hareketler içerisinde geçti. Deneyimlerim oldu. Örn: Gezi, sadece İstanbul odaklı değil, bildiğiniz gibi. Devletin Gezi Parkına müdahalesinden sonra bizler birden kendi mahallelerimizdeki, parklarımızdaki forumlara çekilmiştik. Forum konusunda, kişi olarak, çok daha önceleri, ODTÜ'deki (Ortadoğu Teknik Üniversitesi) öğretim dönemimde 'karar alma yöntemi' olarak deneyim sahibiyim. Forum, Gezi direnişi ile birlikte biraz daha toplumsallaşan bir yapı haline geldi. Burada ilk kim söyledi bilmiyorum; belki de ben söylemişimdir. 'Forum ile bu süreci ilerletsek nasıl olur?' demekteki temel muradımız, gerçekten çoğulcu, eşit, herkesin sözünü söyleyebildiği, birbirimize itiraz edebildiğimiz ve bu sayede aslında bu kırılganlıklar, siyasi husumetler vs... biçiminde bir alt yapının oluşmamasını sağlamaya çalışan, Nurperi'nin çok haklı bir biçimde vurguladığı gibi 'birlikte, beraber mücadele etme' duygusunu yaratmaya yarayan bir model olduğu için seçtik, forumu. Önemli olan 'forumun' tutmasıdır. Tuttu! Bu çok doğru bir şey oldu.

Şöyle bir şey eklemek isterim: Her hafta bir forum üzerinden 5 forum, az bir iş değildir. Türkiye'deki siyasi deneyimlerimize, Datça'daki deneyimlerimize baktığımızda çok da yakalayabildiğimiz bir şey değildir. Çünkü forum, genelde, Türkiye siyasetinde yukarıdan aşağıya doğru yönelen, biraz lider ve liderlik ekibinden tabanın yönlendirildiği siyaset anlayışının çok dışında bir yaklaşımı içeriyor.

'Yaşam alanı' mücadelesi, çevre mücadelesi de diyebiliriz bir yerde, biraz daha böyle olmayı gerektiriyor. Tıpkı üç gün önce Deştin köylülerinin çimento fabrikasına giden iş makinalarını sadece yolu kapatarak durdurmaları gibi... Hiçbir siyaset onları yönlendirmedi. Bir arada bundan sonra ne yapacağız kararını orada eylemlilik içerisinde aldıkları gibi biz de eylemliliğin içerisinde bulduk kendimizi. Bundan sonrayı nasıl yürütebileceğimize dair en iyi siyasi araç, karar alma aracı olarak da forumu gördüğümüz için galiba böyle başlayalım dedik.

Son tahlilde, bugüne kadar 5 forumu bir arada değerlendirdiğimizde, bunun işlediğini, hatta ilginin hiç düşmediğini, en az, en düşük katılımlı forumun 50-60 kişi ile yapıldığını da söylemekte yarar var. Dolayısıyla, yeni katılımcıların 'aaa burada ne oluyor?' diyerek gelip çekinmeden sözünü söyleyebildiği bir yapı olması, forum tercihinin şu an doğru bir tercih olduğunu gösteriyor, işin doğrusu.”

 BU DİRENİŞ “SİYASİ BİR PROJE” DEĞİLDİR

Forum, aslında bu direniş ile bir bütünlük arz etti. Benim şöyle bir düşüncem var: Forum, genellikle kitle hareketleri için çok uygun bir format. Yani öyle bir düzlem oluşturuyorsun ki orada ilgili herkes gelip görüşünü söyleyebiliyor. Siyasi hareketlerde bu tür forumlar biraz şekli düzeyde oluyor. Peki, biz, burada şu an yürütülen direnişin bir kitle hareketine doğru evrildiğini söyleyebilir miyiz? Siz nasıl nitelendiriyorsunuz burada olup biteni?

Nurperi Uyanık: “Gerçekten bir kitle hareketidir. Burada, ilk forumu, burada daha önce var olan platform üzerinde yapmıştık. O toplantıda, burada uzun süredir yaşayan bir ablamız anlatmıştı: İskele ile ilgili bir problem olmuş eski zamanlarda, o zaman Kaymakamlığa başvurmuşlar. Bir sonuç almışlar. O ablamız, o gün bizi bayağı yönlendirmişti. O yönlendirme çerçevesinde zaten Kaymakamlık ziyareti yapıldı. Belediye ile görüşüldü. Arkamızda güzel bir kitle var. Her düşünceden, her yerden... Buradaki tek düşünce 'kıyılarımızı, yaşam alanımızı koruyoruzdur. Bizi birleştiren ortak düşünce budur. 'Kıyılar halkındır ve öyle kalmalıdır. Yaşam alanımıza dokunmayın.'”

Sedat Yağcıoğlu: “Ben de bir ekleme yapayım: 'Haydi bir kitle hareketi yaratalım' diyerek başlatılan siyasi bir proje değildir, bu direniş. Bu direniş, gündelik hayatımızda yaşadığımız bir soruna karşı bir araya gelip, sahip çıkıp tepkimizi gösteriyoruz derken seçtiğimiz yöntem ve dille kitleselleşme potansiyeli taşıyan bir harekettir, bence. Şu anda da 'kitle hareketi' denilebilir ama hani bunun hacmini vs. tartışmamız gerekir; lokal mi kalacak, ulusallaşacak mı, küreselleşecek mi vs... diye? Kitle hareketi olmaya doğru gidebileceğinin emareleri olduğunu söyleyebiliriz.

Temel derdimiz bu adlandırma da değildir. Haydi kitleselleşelim, sosyal medya hesaplarımızı profesyonelce yönetelim... gibi bazı kaygılar gütmedik. Çok temelde, önce Özbel'den başlayarak Datça merkezde, birleştiricilik vurgusu belki burada devreye giriyor, 'yaşam alanlarımızdan birisi olan kıyılarımıza sahip çıkıyoruz' temelinde, forum gibi bir yöntemle ve olabildiğince ayrışacak bir dil ya da siyasi bir alt yapı kurmayıp, aksine müştereklerde buluşmaya çalışan bir yapı oluşturmaya başladığımız için bir kitle hareketi olma emareleri taşıyor. Çünkü, sosyal medya hesaplarımızı aktif hale getirip kullanmaya başladığımızda, siz basındaki arkadaşlarımızın da desteği ile medyada yer almaya başladığımızda farklı yerlerden gelen tepkilerde tartışma ve itirazlardan çok 'Birlikteyiz. Birlikte güçleneceğiz. Biz de destek veriyoruz.' vurguları olduğu için kitleselleşme potansiyeli taşıdığımızı gösteriyor.

Tabi yeniden vurgulamakta yarar var: Biz yapmamız gerekeni yapıyoruz. Kitleselleşip bir yere ulaşmak, buradan bir yapı oluşturmak, bunu bir yapıya dönüştürmek... gibi bir kaygımız olduğunu zannetmiyorum. '#şezlongsuzDatça istiyoruz' ismini 3. hafta seçtik. Öncesinde bir ismimiz de yoktu.”

 KOORDİNASYON, GÖNÜLLÜ İRADE BEYANI İLE OLUŞTU

İlk Koordinasyona kaç kişi seçilmişti?

Nurperi Uyanık: “Sanırım, 5 kişi. Sonradan, sağlık nedenleriyle ayrılanlar oldu.”

Sedat Yağcıoğlu: “Forumda öncelikle 'Bir koordinasyon oluşturalım mı?' üzerine bir tartışma yürüttük. Bu karar alma mekanizması açısından farklı da değerlendirilebilir. Böyle bir ekibe gereksinim olduğu konusunda mutabakata varıldıktan sonra 'Bu koordinasyon ekibimiz nasıl çalışmalı?' üzerine aldığımız temel karar, kararların forumlarda alınacağı, Koordinasyon ekibinin bir karar alamayacağı, bir karar merci olmadığı, acil kararlar verilmesi gerektiği durumlarda inisiyatif alabileceği ama daha çok bir 'yürütme' gibi çalışacağı, mutfaktaki işlerin yapılması gerektiği konusunda gönüllü olanlardan oluşan bir yapı olarak önerdiğimizde, forumda bu konuda mutabık olundu. Bunun üzerine, peki kimler bu ekibin bir parçası olmak ister, kimler bu yapı içerisinde çalışmak ister dedik. 5+1, bir arkadaşımız bir süre sonra Datça'dan ayrılacağı ve burada olmayacağı, haliyle çalışmalara katılamayacağı için hemen onun yedeğini de oluşturarak 6 kişi olduk.”

Bu Koordinasyon oluşturulurken şu meslek grubundan, bu meslek grubundan da olsun gibi bir yaklaşım oldu mu?

Nurperi Uyanık: “Ben el kaldırdım. Sedat da el kaldırdı. Öyle oluştu.”

Yani o an kendiliğinden ortaya çıkan gönüllü irade beyanlarıyla mı oluştu?

Sedat Yağcıoğlu: “Evet, çok doğru. Bu mücadele bir yönüyle hukuki bir mücadele olduğundan aramıza katılan son avukat arkadaşımız ile birlikte 4 avukattan oluşan bir 'Hukuk Komisyonumuz' da var. Hem Kaymakamlığa hem de Belediyeye yönelik hukuki başvurularımızın hukuki alt yapısını oluşturup dilekçelerimizi hazırlayan, bununla birlikte görüşmelerde hukuki konularda bizleri bilgilendiren, görüşme yaptığımız kamu otoritelerine taleplerimizi ileten, aslında direnişimizin hukuki çerçevesini ve haklarımızı anlatan, bu anlamda hepimizi bilinçlendiren hukukçu dostlarımız oluyorlar, bu avukat arkadaşlarımız. Koordinasyon ekibi oluşturulurken, 'Kimler katılmak istiyor?' sorusuna verilen irade beyanı esas alındı. Bir hukukçu dostumuz o irade beyanı sırasında zaten doğrudan dahil olmuş oldu. Koordinasyon ekibini, görevlere ve ihtiyaçlara göre paylaştırıp, işte şunlar, şunlar mutlaka yer almalı gibi bir yaklaşım ile oluşturmadık.”

ŞEZLONG, KIYILARI İŞGALİN SİMGESİDİR

Burada “kıyı işgaline” karşı başlayan bu direniş bir yerden sonra sizler tarafından “#şezlongsuzDatça” olarak adlandırılmaya başlandı. Bu adlandırmaya neden gerek duyuldu? Bu slogan ile ne anlatılmak isteniyor?

Sedat Yağcıoğlu: “Buna da forumda karar verdik; öncelikle bunu söylemeliyim. O konuda ilk çıkış noktamız, örn: ilk günlerde, bize gelen eleştirilerden birisi 'Siz sadece Özbel sahili için mi mücadele ediyorsunuz? Her yerde kıyı işgalleri var' şeklindeydi. Biz de bunun böyle olmadığını, Özbel'den başladığımızı ama bütün kıyılar ile ilgili bir mücadele yürütmek istediğimizi söylüyorduk. Dolayısıyla bunu daha iyi anlatan bir yapıya, bir isme dönüşmeye ihtiyacımız vardı.

İletişim kurduğumuz WhatsApp Grubu Özbel Dayanışma Grubu idi, Nurperi bunu ilk başta çok iyi anlattı. Bu, bizimle ilgili 'mahalleli dayanışması' biçiminde bir algıya yol açıyordu. Bu algıyı da değiştirmemiz gerekiyordu; çünkü öyle değildik, forum kararları çerçevesinde.

Şezlong, öyle fetiş şekilde meta olarak karşımıza çıkan bir şey değil. Sembolik bir anlamı var. Bu işgallerin en görünür yüzü olduğu için, özel mülk haline getirme, ticarileştirme dediğimiz yapının oluşmasında kullanılan temel araçlardan birisi olduğu için bu mücadeleyi #şezlongsuzluk üzerinden götürebilir miyiz acaba diyerek yaptığımız tartışmada sadece Özbel için değil Datça için mücadele ediyoruz, dolayısıyla #şezlongsuzDatça diye devam edelim mi üzerinden yapılan bir öneri, tartışma yürüttük. Bu, Koordinasyonda oluşturulmuş bir öneri idi...

İsim, bir yönüyle yapıyı da belirler. Yoksa isim tek başına çok önemli değildir. Nasıl ve nereye doğru mücadele edeceğimizi belirler. Bu bağlamda, bu ismi forumda tartıştığımızda, hatırlıyorum, alkışlar ve gülümsemeler ile keyifle kabul edilen bir karar alınmıştı.”

Nurperi, Sedat ODTÜ'lü, yani üniversiteli. #şezlongsuzDatça sende, çevrende nasıl algılandı? Nasıl bir tepkiye yol açtı? Gözlemin ne?

Nurperi Uyanık: “Şöyle: Hep Marmaris, Bodrum örnekleri veriliyor. Zamanında Marmaris'te denize bile girilemiyormuş; şezlonglar her yeri kaplamış. Bunu bilenlerde, Datça da öyle olmasın diye, Datça bugüne kadar güzel kalan son yer diyelim, daha bir hassasiyet var. Burada yaşayanlar buna sahip çıkıyor. Örn: Palamutbükü için de çok konuşuluyor. Datça Yarımadasının tüm kıyıları için sürdürmemiz gereken bir hareket olma noktasında herkes hemfikir. Halkımızın denize girmekte zorlandığı söyleniyor. Bu olmasın. Yani bir-iki şezlong ile başlayıp bütün sahiller şezlong ile kaplanmasın... Kargı Koyu için de söyleniyor; orada da denize girebilecek yer bulamıyoruz deniyor. Yani herkes bu konuda bir şikâyet söylüyor. Tamam diyoruz ama nasıl yapacağımız konusunda forum ve Koordinasyon ile birlikte düşünmeye, tartışmaya devam ediyoruz. Halkın istediği bir şey bu.”

Bu #şezlongsuzDatça sloganı şezlongların tamamen dışlanması, onların yerine havluların serilip üzerinde güneşlenmesi biçiminde mi algılanıyor yoksa Sedat'ın dediği gibi kıyıların özel mülk haline getirilmesinin simgesi haline geldiği için mi buna karşı çıkılıyor diye algılanıyor? Belediye Başkanı ile yapılan son görüşmede ben de vardım. Onun bu konuda daha kesin kararını vermediği anlaşılan bazı görüşleri var.

Nurperi Uyanık: “İşte, Belediye Başkanı'nın da düşündüğü gibi şezlongları yaymayalım, isteyen gelsin küçük bir meblağ karşısında kiralasın, kullansın gibi. Yayılmasın. Bu öyle kolay verilecek bir karar değil. Bu kararı hep birlikte vermeliyiz. Hep birlikte ne yapabiliriz? Ona bakacağız. Bence #şezlongsuzDatça güzel bir isim oldu. Anlatmak istediğimiz, kıyılarımızı kapatmayın, biz denize girmek istiyoruz orada. Para vermeden denize girmek istiyoruz. Bu talebin simgesi oldu bu slogan. Şu ana kadar bu slogan ile ilgili olumsuz bir tepki almadık. “

Sedat Yağcıoğlu: “#şezlongsuzDatça'yı kullanım biçimimize dikkat edersek, önünde bir (#) işareti var. Şezlong kelimesi küçük (ş) harfi ile başlıyor. Datça büyük (D) ile yazılıyor. İki kelime birleşik yazılıyor. Yani bu bir sosyal medya uygulaması olarak çok sıklıkla kullanılan bir ifade biçimidir. Çünkü o (#) işaretini kullandığımızda, herkes o işareti kullandığında, süzüp bunu görebiliyoruz. Bunun bir anlamı var: şezlongsuzdaki (ş) küçük, çünkü şezlongu değerli bir şey olarak görmüyoruz. Datça'daki (D) büyük, çünkü Datça'yı çok değerli bir şey olarak görüyoruz.

Bu ismin sembolik anlamda da bir yararı var. Örn: 08.04.2023 günü yaptığımız yürüyüşte kullandığımız ve bundan sonra pek çok platformda, basın bildirilerimizde de kullanacağımız ismimizi bu kalıpla veriyoruz; bir logo gibi, bir anlamıyla. Bir bu önemli, ikincisi, aslında ilk konuşurken #şezlongsuzDatça fikri üzerine, acaba bu konuda bir kıvılcım olabilir, birisi çıkar #şezlongsuzBodrum, bir diğeri #şezlongsuzFethiye, #şezlongsuzKuşadası, #şezlongsuzAkçay... der, hani bu bir kitle hareketi mi diye konuşmuştuk, bu anlamda belki ilham verici olabilir gibi diye de düşünmüştük. Sosyal medya tepkileri anlamında tam da beklediğimiz gibi bazı şeyler oluyor; pek çok yerden, örn: #şezlongsuzKuşadası anında gelen bir tepkiydi. Bu halkın bir araya gelip ortaklaşa hareket ettiği anlamında değil ama şu an sosyal medyada gördüğümüz paylaşımlar. Daha başka örnekler de var.

Biraz buraya ilham vermesi gibi bir derdimiz de vardı. Çünkü şezlong, biraz önce konuştuğumuz bağlamda kıyıları kullanmamızın önünde, bizim olan kıyılarımızda var olmamızın önünde sembolik bir engel ise bu sadece Özbel ve Datça'da değil, pek çok yerde engel. Hani orada sorunun böyle bir boyutu da var, bu nasıl yankılanıyor, nasıl duyuluyor dışarıdan, diye? Yani hem sosyal medyadan hem Datça'daki organik düzeydeki ilişkilerimizden, olumsuz herhangi bir görüş almadık. Çok ilgi çekici bulunduğunun farkındayız.”

 5 HAFTADA KIYI POLİTİKASINI KONUŞABİLİR NOKTAYA GELMEK, BAŞARIDIR

Bu konu anlaşıldı. Şimdi şöyle bir durum var: Danıştay, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın MUÇEV ya da doğrudan işletmeler ile ilişkiye geçerek sözleşmeler yapmasını yasalara uygun bulmuyor ve yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Haliyle, bugün Datça'da kıyıların kullanımı konusunda fiilen bir boşluk var. Önümüzdeki hafta yapılacak forumun tartışma konusu bu. Bu konuda sizin ikinizin görüşünü öğrenme anlamında soruyorum, nasıl bir şey olmalı? Nasıl bir yaklaşımı savunmalı?

Sedat Yağcıoğlu: “Şöyle yapmakta yarar var: Tam da #şezlongsuzDatça inisiyatifinin çalışma prensipleri gereği, kişisel görüşümüz şudur demekten kaçınıyoruz. Çünkü bu konuda yapılacak forumun görüşünü öne çıkarmak önemli. Belki burada bu soruyu şöyle evriltebiliriz: 5 haftadır devam eden fiili bir çalışmanın sonunda, bu kadar kısa bir sürede, kıyı politikamızın konuşulması aşamasına gelmek, çok güçlü bir tepkidir. Belki bunu söylemek mümkün. Neye karşı olduğumuz konusuna çalışıyoruz. Bu konuda daha açık ve belirgin bir noktadayız. Karşı olduğumuz şeye nasıl bir önerimiz var? Nasıl bir model öneriyoruz?

Türkiye'de çok sıklıkla yaşadığımız bir şeydir: Eleştiririz ama biz öneri fakiriyizdir. Ne sunmak istiyoruz? Çünkü görüştüğümüz kamu otoriteleri de bize bir şeyler sunuyor. Belli talepler ile geliyorlar. Kendi görüşleriyle geliyorlar. Bizim aslında olgunlaşmaya başlayan görüşlerimiz var. Bunu hep birlikte karara bağladığımız için bu haftaki forumda, belki bir haftada bitmeyecek, bu konuyu konuşmaya başlayacağız. #şezlongsuzDatça metninde ilk çıkışta şezlong meselesini bir özelleştirmenin sembol ismi halinde görüyor ve haliyle özel mülk haline getirmeye, ticarileşmeye karşı olduğumuz çok açık.

Peki kıyıların kullanımı nasıl olacak bu durumda? İşte bir turizm kentinde gündeme gelmiş oluyor kıyı meselesi doğal olarak, turizm politikası ile birlikte ne olacak gibi konuları bu Cumartesi günkü forumda konuşup, büyük bir ihtimalle önümüzdeki süreçte belirlemeye başlayacağız.”

 YEREL OTORİTELER TARAFINDAN “REDDEDİLEN” POZİSYONDA DEĞİLİZ

Bu direniş sürecinde iletişimin yürütüldüğü Özbel Dayanışma WhatsApp Grubu dışında bir de Özbel Derneği var; biraz önce derneğin başkanı Kemal beyi gördüm burada. Gördüğüm kadarıyla da bu sürece katılıyor. Peki bunun dışında, hani bu direnişin ucu bir yerde esnafların MUÇEV üzerinden isteyerek ya da istemeyerek kıyıları kiralamaları nedeniyle Esnaf Odasına, Ticaret Odasına vb... de uzanıyor. Bu yerlerle de bir ilişkiniz oldu mu? Hani, gelin bu konudaki görüşlerinizi ortaya koyun, forumda tartışma sürecine katılın; bu konu sizi de ilgilendiriyor sonuçları itibariyle filan... gibi diyerek?

Nurperi Uyanık: “Öyle bir şey olmadı.”

Sedat Yağcıoğlu: “Böyle bir şey olmadı.”

Belediye ile muhatap oldunuz ama. Belediye'nin bu direnişe karşı yaklaşımı nasıl?

Sedat Yağcıoğlu: “Olaya şöyle bakmamız gerekiyor: Belediye ile 3 kez görüşme gerçekleştirdik. 3 kez randevu alarak görüşme gerçekleştiriyor olmamız, Başkanın bize görüşmede uzun bir süreyi ayırıyor olması muhatap alındığımızı gösteriyor; bu kıymetli bir şeydir. Zaten seçilmiş siyasi bir yapının sivil bir hareketi muhatap almaması politik olarak başka türlü tartışacağımız bir konu olurdu.

Elbette sürece dair konuştuğumuz yerlerde aslında biz şöyle bir zeminde ilerlemeye çalışıyoruz: Mutabık olduğumuz yerlerde Belediye'den olan taleplerimizi iletmiş oluyoruz. Buyurun yapın. Yetkiniz var. Aynı yerdeyiz. Farklı olduğumuz fikirler var ise elbette demokratik olarak ikna etmeye çalışıyoruz, kendi taleplerimiz doğrultusunda. Burada dinlenen bir pozisyondayız. Bunu kıymetli buluyoruz, açıkçası. Yani reddedilen bir pozisyonda, muhatap alınmayan bir pozisyonda değiliz.

Muhakkak ki biz de biraz önce konuştuğumuz gibi kıyı politikamızı oluşturdukça ortak olduğumuz, ayrıştığımız fikri zeminler olacaktır. Şunu söylemek mümkün: Temelde, mülki amirlik diyebileceğimiz Kaymakamlığın pek çok yetkisi olduğu için orayı muhatap alıyoruz, oradan taleplerimiz çerçevesinde muhatap alıyoruz. Ki bir randevu çerçevesinde Kaymakamla da görüşme olanağı bulmuştuk. Belediyeyle ise yerelin bir siyaset temsilcisi olduğu için görüşmeleri sürdürüyoruz. Sanırım, bundan, şu ana kadar aldığımız kararlar itibariyle vazgeçmeyeceğiz. Çünkü tam da biraz önceki sorunuzun karşılığı olarak bize herhangi bir özel işletmeden gelecek görüşme, müzakere talebine vereceğimiz bir yanıt yok. Bizim kıyıların nasıl yönetileceğine dair bir derdimiz olduğu için bu yönetim sürecinde doğrudan aktif yetkili olan otoriteler muhatabımız. Dolayısıyla Belediye ile görüşmelere bu çerçevede devam ediyoruz.”

Anlattığından Belediye'nin tavrı negatif değil; dinliyor. Yapabileceklerini yapıyor. Daha doğrusu, burada devam eden direnişin etkisiyle de yapabileceklerini yapma, örn: platformun kaldırılması gibi, bir pozisyonu var.

Nurperi Uyanık: “Aslında Belediye'nin kendisi kıyıların kullanımına talip. Bunu istiyor. Düşüncesi, yapabilirsem, kibarca, şezlongları alayım, isteyen havlusunu sersin, isteyen de şezlongu cüzi bir para karşılığı kiralayıp koysun şeklinde.”

Sedat Yağcıoğlu: “Belki Belediyenin tavrını negatif ya da pozitif olarak değerlendirmek çok doğru olmayabilir ama şunu söylemek mümkün: İlişkilerimizde, buradaki fiili gücün etkisi var. Hatırlattığınız için bunu söylüyorum. Buradaki mücadele, buradaki bir araya gelme, buradaki kararlılık her görüşmede etkisini gösteriyor. Etkisini gösteriyor demek, hemen yanımızda konumlanıyor, bizi destekliyor gibi çok net pozitif cümleler kurmamız gerektiği anlamına gelmiyor ama siyasi arenada muhatap alınmak zorunda bıraktığımızı çok açık görüyoruz. Aynı şeyi aslında mülki amirlik için de söylemek mümkün.

Yani, malum bu gibi görüşmelerde hemen somut bir sonuç alamıyoruz zaten. Bu çok beklediğimiz bir şey. Biz de sonuç alma odaklı değil, tam aksine halk olarak talebimizi ilettiğimizi belirtmek, örn: Kaymakamlık sürecinde zaten talebimizi yaklaşık 200 yurttaşın imzaladığı dilekçeler ile hukuki olarak başlatmış olduk. Bir de bunu sözlü olarak kendilerine iletme yolunu eklemiş oluyoruz.

Ben her iki otorite açısından da aslında buradaki fiili durumun ciddiye alındığını, bunu da buradaki bizlerin başardığını söylemek ve değerlendirmek mümkün diye düşünüyorum.”

Nurperi Uyanık: “Kararlılığımız işe yaradı, diyebiliriz. Kararlı duruşumuz; 33 gün, yağmurda, fırtınalı havalarda arkadaşlarımızın burada nöbetlerine devam etmeleri dikkate değer bir olaydır.”

 YEREL YÖNETİM İLE MÜLKİ AMİRLİĞİN YAKLAŞIMI ARASINDA NÜANS FARKI VAR

MUÇEV ya da Bakanlık üzerinde kıyıların işletmelere kiralanması aslında merkezi yönetimin kıyı politikasına dair bize bir fikir veriyor ama bunun yerel düzeyde birinci ağızdan bize ifade edilmesi yereldeki mülki idarece yapılır. Görüşmelerinizde Kaymakamın bu konudaki yaklaşımı nasıldı? Merkezi yönetimin tavrı Kaymakamın ağzından bize nasıl yansıtıldı?

Sedat Yağcıoğlu: “Aslında, tam olarak biraz önce söylediğim gibi, merkezi yönetimin fikriyatı dile getirildi. Kıyıların kiralanabilir olduğuna dair politika izlediğini biliyoruz merkezi yönetimin. Dolayısıyla bunun devamı niteliğinde bir bilgi gelmiş oldu bize. Yani kiralanabilir olduğu ama halkın kullanımına kapatılmadan da bir kiralamanın olması gerektiği yönünde bir bilgi geliyor bize. Biz tabi buralarda hem fiiliyattaki durumun böyle takip etmeyebileceğini, hem de çelişkiler olduğunu ifade etmeye çalıştık. En önemlisi, hukuki olarak bu kiralamaların şu an tartışmalı bir zemine geldiğini ve yeniden ele alınması gerektiğini ifade ettik. Burada tam da sorunun içinde saklı cevabı. Dolayısıyla merkezi yönetim nasıl bir kıyı politikası tercih ediyor ise yerelde de biz bunun devam ettiğini/ettirildiğini görüyoruz. Yani yerelin fikrini de merkezi hükümet belirliyor. İkisinin paralel olduğunu görüyoruz.

Kaymakamla yapılan görüşme şöyle bir zeminde geçti: Ortaklaştığımız ve ayrıştığımız yerler olarak açıkça konuştuk. Bu kıymetli. Kaymakam bey de, görüşmeyi yapan heyet de aslında bunu ifade etmiş oldu. Birincisi, hukuki olarak haklarımızı bilip kiralamalar hukuksuzdur, bunu belirttik. Dolayısıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına iletilmek üzere Kaymakamlığa verilen dilekçelerimizde bu hukuksuzluktan dolayı bu kira sözleşmelerinin feshedilmesini talep ediyoruz. Bununla ilgili bize bilgi verilmesini, bilgi verilmediği ya da feshedilmediği takdirde suç duyurusunda bulunacağımızı ilan ediyoruz. Dolayısıyla bu hukuksuzluğu mülki amire de iletmiş olduk.

Tabi ki hukuki konularda farklı görüşler olabiliyor ama görüşme 1,5 saat boyunca fiiliyattaki durum üzerinde bir tartışmaya da geldi elbette. Orada da temel olarak ayrıştığımız nokta, biraz önce

#şezlongsuzDatça ne demek, aslında neyi talep ediyor sorusuna paralel bir şekilde biz kıyıların kiralanamayacağını zaten baştan kabul ediyoruz. Kiralanamadığı gibi kiralanmadığı durumlarda da hiçbir şekilde aslında işte belli işletmelerin, yapıların halkın kullanımını engelleyemeyeceği yönündeki talebimize ek olarak bize gelen bilgi, zaten bunun engellenemeyeceği, yasal olarak da engellenemeyecek olduğunun kabulü idi. Yani ortaklaşılan noktalar var, ayrışılan noktalar var. Bu siyaseten de iyi. Çünkü bu burada bir müzakere olduğunu gösterir. Yani merkezi yönetimin yereldeki temsilciliğinin nerede ortaklaştığımızı, nerelerde ayrıldığımızı gözlemlediğini de, farkında olduğunu da görmüş olduk. Bu da kıymetli bir şey aslında.

Yerel yönetim ile mülki amir arasında bize yaklaşımda nüans farklılıkları olduğunu söylemek mümkün. İkisi arasında tam zıtlık var diyemeyiz.

Burada bir şeyi daha söylemek mümkün: #şezlongsuzDatça olarak nasıl bir kıyı politikası savunuyoruzu biraz daha yapılandırdıktan sonra yeniden bu yerel otoriteler ile görüşüldüğünde farklılık ya da ayrılık daha görünür olacaktır.”

 KİRA SÖZLEŞMESİ İŞLETME İLE BİZİ KARŞI KARŞIYA GETİRDİ

Söyleşinin sonuna yaklaşıyoruz. Sizin, birkaç gün önce burada, burayı Bakanlıktan kiralayan işletme sahibinin kendiliğinden buraya gelmesi nedeniyle bir biçimde görüşme durumunuz oldu. Onun dışında başkaca bir görüşmeniz oldu mu?

Sedat Yağcıoğlu : “Öyle demek istemediğinizi biliyorum ama işletme sahibi ile bir görüşme planlama gibi durumumuz yok, olmadı da. Sadece bir konuşma oldu. Bunu da bir tartışma gibi düşünmemek lazım. Kendileri, bizim irademiz ve istemimiz dışında kendiliğinden çıkıp buraya geldikleri için bu konuşma durumu oldu.”

Nurperi Uyanık: “Bazı örnekler verdik; şezlonglar otelin kendi bahçesinde duruyor ve müşteriler o şezlonglarda güneşleniyor. Müşteri isterse gelip bizler gibi denize giriyor. Sahilin işgal edildiğine dair örnekler var ama işgal edilmediğine dair örnekler de var. Bunu söyledik. Burada çok kişinin denize girdiğini, kendisinin daha önce buraya geldiğinde bunu gördüğünü, Bakanlık ile imzaladığı o sözleşmenin kendisi ile bizi karşı karşıya getirdiğini söyledik. O da haklı. Biz de haklıyız. Her iki taraf birbirini dinledi.”

Sedat Yağcıoğlu: “Oraya şöyle bir ekleme yapmak istiyorum: Geldiklerinde, biz kendilerine konuşmayacağımızı söyledik, öncelikle. Bizim böyle bir kararımız olduğunu, yani konuşmaya niyetliymişiz, kendileriyle müzakereye başlamışız gibi anlaşılmamasını istedik. Çünkü bu bir forum kararı. Hepimizi bağlar. Biz, merhabalar, teşekkür ederiz konuşma isteğiniz için, bizim görüşmeme kararımız var gibi bir kararlılığımız olduğu için bunu ifade ettik. Burada, pek çok nöbette olduğu gibi kalabalıktık. O arada biz her ne kadar konuşmama talebimiz var desek de karşıdan sorular geldiği için bir taraftan o soruları da yanıtsız bırakmama adına görüşme olmuş oldu. Yoksa ilk tepkimiz, o görüşmeyi yapmak istemediğimiz şeklindeydi. Bunu vurgulamak da yarar var. Hani o günkü görüşme şöyle bir şey değil: Bizim haklarımızı savunma sürecimizde herhangi bir işletmeye bir şeyi açıklama gibi bir sorumluluğumuz, hesap verme sorumluluğumuz olmadığını da vurgulayarak aslında sadece kendilerinin öğrenmek istediği, bize yönelttiği birkaç iddianın aslında öyle olmadığını aktarmış olduk.”

 BURADA TEK BİR İŞLETMEYE KARŞI BİR DİRENİŞ YÜRÜTÜLMÜYOR

Yani bu direnişin burada yapılıyor olması, buradaki yapılaşmanın tamamen bir bahane olmasıdır. İşin doğrusu bu. Yani burada özel olarak bir işletmeye karşı bir direniş söz konusu değil. Yani burada bu yapılaşma olmasaydı ve bir başka yerde bir şey olsaydı, belki orada bu tepki ortaya konulacaktı.

Nurperi Uyanık: “Evet. Platformdan dolayı. Zaten Cumartesi günkü sessiz yürüyüşümüz de bunu gösteriyor.”

Sedat Yağcıoğlu: “Çok doğru.”

Sedat sen ODTÜ mezunusun ya hangi bölümden?

Sedat Yağcıoğlu: “Psikoloji. Psikoloğum. Bir kliniğim var.”

Nurperi senin durumun ne?

Nurperi Yağcıoğlu: “Buraya gelmeden önce İstanbul'da bir çalışma hayatım vardı. Bir İngilizce Dil Okulunda Şube Müdürü olarak çalıştım. Burada seramik ile uğraşmaya başladım. Hobinin biraz ilerisinde... Ürettiklerimi Badem Çiçeği ve Can Yücel Festivallerinde sergileyip satıyorum. Direniş başladığından beri buradayım ve haliyle çalışamıyorum.”

Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Sedat Yağcıoğlu: “Yürüyüşü ekleyelim. Şöyle: Tam da şu ana kadar konuştuğumuz pek çok konunun göstergesidir yürüyüşümüz. O anlamıyla bir turnusol görevi gördü. Son tartışmayı bıraktığımız noktada, yürüyüş kararını Özbel'den başlayarak Taşlık Plajı sonuna kadar karar vermemiz şunu gösteriyor, zaten; derdimiz, tüm kıyılardır. Yürüyüşün protesto yürüyüşü olmasının yanında aslında bizim açımızdan daha anlamlı bir boyutu vardı. Kıyılar ne durumda bunu gözlemleme yürüyüşü idi aslında. Nerelerde engelleniyoruz? Şu an sezon başlamadı ama nerelerde masalar, şezlonglar vs. gibi şeylerle kıyılar kullanım ve işgal altında. Bunu gözlemleme yürüyüşüydü. Çok renkli, sessiz, slogansız, sadece dövizlerimizde sloganlarımızı ifade edebildiğimiz ama geçtiğimiz her yerde hatta kıyılardaki mekânlarda oturanların da alkışlarıyla destek verdiği, dolayısıyla bir anlamıyla Datça'da karşılığının olduğunu gördüğümüz bir yürüyüş oldu. Benim şahsi, belki de ekip olarak gözlemimiz de olan bir şey, yürüyüşün çok ilgi çektiği, yeni ve yürüyüşten beri de epeyce geriye dönüş aldığımızı gözlemliyoruz. Bunu da eklemekte yarar var.”

 




Bu haber 1451 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SÖYLEŞİ Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI